İSLÂM dini, bütün insanlığa gönderilmiştir. Din, toplumda en yüksek birleştirici güce sahip olan bir inanç sistemidir. “Allah’ın dinine hikmet ve güzel öğütle davet edilmesi” emredilir. Herkesi kuşatacak bir üslûpla! İmam-ı Azam Efendimiz (K.S.) El-Fıkh’ul Ekber’inde, “Ehli kıble tekfir edilemez” ölçüsüne vurgu yapar. Tekfir, kolayca ağza alınmaması gereken bir konudur. İmam-ı Azam kendisini tekfir edeni bile, “O, beni değil, benim kabul ettiğim İslâm anlayışını küfre nispet etti” yorumunu yapmıştır.

İslâm’ı doğrudan temsil noktasında bulunan hocalarımız, İslâm’ın ölçüleri konusunda daha titiz davranmalıdır. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, 2020’de hocalara yönelik yayınladığı bir video-kasette, onların halkı Hakk’a çağırma konusunda göstermesi gerektiği duyarlılığı şöyle anlattı:

“Öyle çalışalım ki, sorumlu olduğumuz kimselere; ‘Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?’ diye sorulduğunda, tıpkı ashab-ı kiramın Peygamberimize cevabı gibi, muhatap kitlemizden; ‘Vazifeni hakkıyla yerine getirdin, diye şehadet ederiz, hocam!’ cevabını alabilelim ve biz de imtihanı kazanabilelim.”
Yüksek bir sorumluluk anlayışı değil mi? Bütün insanlığın ihtiyacı olan bir ilâhi din olan İslâm mümkün mertebe “doğru temsil” edilmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı, personelin meslek içi eğitimlerinde en çok İslâm’ın doğru temsiline ve insana yaklaşım yöntemine ağırlık vermesi çok yerinde olur, diye düşünüyorum. Çünkü hoca her zaman vitrindedir ve yaşadığı sürece hocalık sıfatını üzerinde taşıyacaktır.

İLİMSİZ OLMAZ

Hocalarımız görevleri gereği 7’den 77’ye toplumun her seviyedeki insanlarıyla muhatap oluyorlar. Görevin manevi sorumluluğu ağırdır. Hocalarımız, mademki bu ağır yükü omuzladılar, bu yük ancak “bilgi” ile taşınır. Hocalarımız toplumun en çok okuyan kesimi olmalıdır. Diyanet, hocalarımızı okumaya özendirmeli, devamlı ilimle haşır neşir olan insanlar haline getirmelidir.

Hoca, avamın bildiği kadar bilgiye sahipse, faydalı olamaz; topluma yeni ufuklar açamaz; cahillik mikrobu ile mücadele edemez; toplumda seviye düştükçe düşer. Hoca, “hoca gibi” bilgili olmalıdır. İmam-ı Azam Efendimiz “fıkhı”; “İnsanın lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesi” olarak tarif eder. Her hocada İmam Serahsi’in “Mebsut”u, İbni Abidin, Ömer Nasuhi Bilmen Hoca’nın Istılâhât-ı Fıkhiyye Kamusu benzeri fıkıh kitabından biri “mutlaka” bulunmalıdır.

Eğitimleri verilmeli, hocalara güvenilmelidir. Belirli kaynaklar gösterilerek, hocalarımız kendi cemaatinin ihtiyacı olan hutbeyi kendisi hazırlamalıdır. Bu durum hocanın araştırıcılığını, kendini yetiştirmesini ve güvenini sağlar. Merkezden vaazlar, radyodan konuşma dinler gibi oluyor. Hutbe okuyan hoca mikrofon gibi duruyor.

Türkiye’nin her yeri için merkezden gönderilen “tek tip” hutbeler o kadar verimsiz oluyor ki! Her şeyden önce, gelişen olaylar karşısında, “Acaba, hoca bu hafta ne diyecek?” merak ve heyecanı kayboluyor. Çünkü hutbe Cuma’dan bir gün önce Diyanet’in sitesinden yayınlanıyor, işin meraklısı için, okuduğu ve bildiği hutbeyi tekrar dinleme işkencesi kalıyor.

HOCANIN İTİBARI

DİB, hocanın itibarını zedeleyen merkezden hutbe, merkezden vaaz, merkezden ezan gibi yöntemleri bir an önce bırakmalı ki, hocalar zaman içinde kendilerini yetiştirsin! Bu iş için başlangıçta 1-2 senelik stajyerlik dönemi getirilebilir. Hoca, her konuda cami ve mahallesinin hocası olmalıdır. Allah Resulünün (S.A.V.) uyguladığı yöntem benimsenmelidir. Vaazda, hutbede, duada ve imamlıkla ilgili her alanda! Değilse, ibadetler zaman içinde başka bir şekle bürünebilir.

Asr-ı Saadet’te bizdeki gibi camide para konuşulup konuşulmadığı iyi araştırılmalıdır. Para toplama meselesini merkezden konuşan vaiz kürsüde söylüyor; bir de minberden hoca! Cami cemaatini bir kere söylemekle anlamaz mı, sanıyorlar? Camiden çıkarken bazen incitici sözler de duyabiliyorsunuz: “Boş geçmeyelim, yardım edelim, az çok demeyelim…” Şu kriz ortamında, elinde hiç parası olmayan birinin bu sözler eşliğinde camiden çıkmasındaki ruh halini düşünebiliyor musunuz?

Mehmet Şevket Eygi’nin şu sözlerini hatırlıyorum: “Cuma hutbelerinde siyasi iktidarın talimatıyla ısmarlama hutbeler okunması Diyanet’e yakışan bir şey değildir”; “Hutbelerde cemaatten para istenmemelidir. Camilerde para toplanmamalıdır.” (Millî Gazete, 22.06.2020)

Hoca, görevini sevgi, samimiyet ve fedakârlıkla yapmalı; bilgi ve donanım sahibi olmalıdır. DİB, bir yapılanma sonucu “kaliteli” hocalar yetiştirebilirse öyle dönüşler alacaktır ki, camide para toplamaya ihtiyaç kalmayacaktır. Para toplama kutularından 5-10 kuruşlukların çıkması bir mesaj değil midir? Hoca, itibarsız duruma düşürülmemelidir.