Adam zil zurna içiyor her gün küp gibi sarhoş oluyor… Alkol

alamadığı zamanlar delirium tremens sarsıntılarıyla ağzından köpükler saçarak

kendini yerden yere atıyor… Biraz düzelmesi için bir iki kadeh rakı, iki bardak

şarap içmesi gerekiyor. Böyle bir alkoliğe ne yapılır Rehabilitasyon tedavisi…

Bir hastaneye yatırılır, ilaçlar verilir, doktor nezaretinde şifa bulması için

çalışılır.

Eroin, kokain, uyuşturucu bağımlılarının da böyle

rehabilitasyon tedavisi görmesi gerekir.

Gelelim nazik bir konuya: Zavallı Müslüman doğru dürüst

gerçek bir din eğitimi, kültürü, terbiyesi almamış… Okullarda Atatürk portreli,

Gençliğe Beyannameli laik ve Kemalist din dersi okumuş ama bu okuma ona bir

faide sağlayamamış. Beş vakit namazın farz olduğunu hayal meyal biliyor lakin

namaz kılmıyor… İçkinin haram olduğunu biliyor arada bir alkol kullanıyor.

Faizin kesin haram olduğunu bilmiyor, gırtlağına kadar faize batmış… Şimdi bu

Müslümana ne yapmak lazım Ona İslami bir rehabilitasyon tedavisi uygulamak

gerekir.

Bu Müslümancağızın eline 10 ciltlik bir Türkçe Kur’an

tefsiri, 8 ciltlik bir hadîs külliyatı, fıkıh, siyer, ahlak kitapları versek, o

bunları kendi kafasına göre okuyarak düzelebilir mi Düzelemez… Mutlaka

icazetli, ‘âbid, ‘âmil, takvalı yüksek kültürlü ulemanın fukahanın mürşitlerin

kendisini eğitmesi aydınlatması bilgilendirmesi gerekir.

Çağımızda milyonlarca Müslüman, tarihî ârızalar,

kopukluklar, kazalar yüzünden manen hasta durumdadır.

Doğrudan doğruya veya dolaylı haram yeme yaygın hale

gelmiştir.

Tedâvüldeki kâğıt banknotlar bile faizli paradır… Eskiden

altın, gümüş, bakır sikkeler vardı, haram şekilde kazanılanı haramdı, helâl şekilde

kazanılanı helal…

Kazâzede Müslümanların kafaları ve gönülleri bin türlü

hurafe ile doldurulmuştur.

Kâfirler, münâfıklar, mürtedler, insî ve cinnî şeytanlar,

Dönmeler, Kriptolar, CIA’lar, Mossad’lar Müslümanları sayısız hiziplere,

fırkalara, gruplara bölmüşlerdir. Bir sürü İslamcılık fırkası ve cereyanı icat

edilmiştir. İslamî kesimde dehşetli bir kaos ve anarşi görülmektedir.

İnsanların kafaları ve gönülleri karmakarışıktır. Ümmet ve imamet şuuru

yitirilmiştir.

Gözler var görmüyor… Kulaklar var işitmiyor… Kalpler var

nasır tutmuş… Beyinler çalışmıyor… İşte bu duruma düşmüş Müslümanlara mutlaka

İslamî bir rehabilitasyon tedavisi uygulanması gerekir.

Milyonlarca Müslümanı fırka, hizip, cemaat, sekt, klik

taassubundan (fanatizm, bağnazlık), militanlığından, holiganlığından,

çılgınlığından sadece ‘Yapma etme… Ayıptır günahtır…’ demekle kurtaramayız.

Bu memlekette hiç akıllı, sâlih, dengeli, vicdanlı,

firâsetli Müslüman yok mu Yok demiyorum. Elbette var ve ben böylelerinin

ellerinden değil ayaklarından öperim. Böyle ‘sağlıklı’ Müslümanların sayısı ne

kadardır, yüzde kaçtırlar, kesin bir rakam veremem.

Sanırım ortaya yeni bir kavram yeni bir konu atıyorum:

Yeniden İslamlaştırma, İslamî bir rehabilitasyon tedâvisi… Bütün

Müslümanlarının dikkatlerine, kemal-i hürmetle arz ederim.

* (İkinci yazı)

Türkçemi Eski Bulanlara

Bazı okuyucularım şikayet ediyorlar, ‘yazılarınızda

anlamadığımız kelimeler var’ diyorlar. Bendeniz 1950’lerin henüz bozulmamış

Türkçesiyle çok sade, çok basit, anlaşılması çok kolay genellikle kısa cümleli

yazılar kaleme alıyorum. Uzun cümleler ve paragraflar yazmıyorum… Kabahat bende

değil vesayet rejimimin lisan, eğitim, kültür politikasındadır.

1920’lerin 1950’lerin Türkçesi ölmüştür, öldürülmüştür.

Yakın tarihimizde ülkemizde maddî soykırımları yapıldığı

gibi, mecazî manada soykırımlar da yapılmıştır. Bunlardan biri zengin edebi,

güzel, ahenkli, geniş ufuklu Osmanlı Türkçesinin katledilmesidir.

Medenî bir toplum üç beş yüz kelimelik günlük iletişim

lisanıyla ayakta duramaz. Konuşma dilinin yanında yazılı ve edebi zengin bir

lisan olması gerekir. Türkiye bu ikinci lisanını büyük ölçüde yitirmiştir.

Halkımızın bir kısmı doğru dürüst Türkçe konuşamamaktadır.

Nicemiz ünlemlerle konuşuyor da farkında değiliz: Yuh be!.. Amma da kral be!..

Aha oho!.. Lan!..

Bir milletin kültür ve medeniyet seviyesi ana dilinin

edebiyat ve kültüründeki seviyesinden anlaşılır. Bu açıdan bakılırsa bugünkü

halimiz iç açıcı değildir.

Zengin Türkçe, nazmında ve nesrinde ahenkli ve müzikal bir

dildir. Osmanlı Türkçesinin güzel metinleri bülbül ötüşüne benzer, bugünkü

Türkçe karga ötüşüne, leylek lâklakına benziyor.

Türk dil kurumu genel yazmanı A. Dilaçar (Agop Martayan)

gayesine ulaşmıştır.

Ülkemizde milli kimliğe, milli kültüre, tarihi devamlılığa

bağlı bir düzen kurulduğu vakit yapacağı ilk iş, lisan konusunda 1920’lerin

güzel zengin ahenkli Türkçesine dönmek olmalıdır.

Bir itiraz: Her lisan değişime uğrar, evrim geçirir,

sadeleşir… Sen buna mı karşı çıkıyorsun

Cevap: A beyim!.. Bu dediğinizi elbette kabul ediyorum,

lakin lisanın faşist devlet terörü ile değiştirilmesine, bozulmasına, kıyıma

uğramasına karşıyım… Dil kıyımı yüzünden Türkçemiz çok fakir çok zayıf çok

ahenksiz, sade suya tirit bir ucubeye çevrilmiştir… Olanak… Olasılık… Betik…

Tümleç… Dilmaç… Danıştay… Özveri… Böyle binlerce uyduruk kelime lisanımıza

tabii evrim yoluyla değil, zoraki devrim terörü ile sokulmuştur. İşte bunlara

karşıyım.

Fazla konuşmaya hacet yok, Ömer Seyfeddin’in 20’nci asrın

ilk çeyreğinde yazdığı hikayelerin bile sadeleştirilmiş metinlerinin yapılması,

Türkiye’de bir lisan trajedisi yaşandığını göstermeye yeter de artar.

Ölümden başka her şeyin çaresi varmış…

Müslümanların başını çeken ziyalılar lisan, edebiyat,

eğitim, kimlik, kültür konusunda, bugünkü krizlere çareler ve çözümler arasınlar.

Bugünkü Türkçenin nesi varmış; olanak, olasılık, tümleç

yuvarlanıp gidiyoruz; sen de çok aşırısın diyenlere ‘ne haliniz varsa görün

derim’.