Her tarih yazan tarihçi değildir. Tarihçi, tarihin ruhunu
yakalayan ve aksettiren kişidir. Bazıları tarihçiliği belgecilik olarak da algılıyor. Hâlbuki tarihçilik
derlemecilikten veya vakanüvistlikten başka bir şeydir. Bu ayrım bir kez daha
Özlem Kumrular’ın tarihçiliğinde ortaya çıkıyor. Özlem Kumrular, öznesini
bilmeden İslam tarihini yazıyor. Cesur tarihi hükümler veriyor. Türk Korkusu ve
ardından İslam Korkusu’yla adından söz ettirdi. Elbette belgecilik ve derlemeci
tarafına söyleyecek sözümüz yok. Bununla birlikte, Milliyet gazetesinde Zeynep
Miraç ile konuşmasında tarihçi kişiliğine gölge düşüren laflar etmiş. Bu
söyledikleri tarihçi kişiliğinden şüphe etmemizi gerektiriyor. Kendisiyle
ilgili bizleri ‘İslamfobik bir tarihçi’ algısına düşürüyor. Papa 16’ıncı Benediktus’un sözlerini tekrarlıyor ve
İslam’ın kılıçla yayıldığını ileri sürüyor. Fetihlerle İslam’ın yayılması veya
fethedilen bölgelerdeki halkın İslam’a girmeye zorlanmaları diye bir şey yok.
Hans Küng de fetih ile kılıçla yayılma ayrımını yapabilen kilise ricalindendir.
Hatta Emeviler vergi gelirlerinde kayıplara neden olacak diye İslamlaşma
dalgasına karşı durmuşlardır. Sind Valisi Ömer Bin Abdulaziz’e bu mealde; vergilerin
azaldığına dair bir mektup gönderiyor. İslam’ı yayılması günlerinde ilk
fethedilen bölgelerde Müslümanların nüfusu yüz yıl boyunca yüzde 20’yi aşmıyor.
Yani zorlama ile halk Müslüman olmuyor. Zorlama meselesi zorlamadan ibaret. Afrika derinleri, Malezya ve Endoneszya gibi
Asya bölgeleri fetihlere sahne olmadan Müslüman olmuştur.
*
Yavuz’a kadar da Osmanlı’nın fethettiği Anadolu’da Türklerin
ve Müslümanların nüfusu yüzde 20’i aşmıyor. Hatta Yavuz bu yüzden gayrimüslim
çocuklarının İslam’a devşirilmelerini istiyor ve böyle bir politika yürütmek
istiyor. Lakin Zembilli Ali Efendi gibi ulema bu plan veya kampanyaya karşı
çıkıyor. Yavuz’un demografik planları böylece akamete uğruyor. Osmanlı Batı’ya
gittikçe Hıristiyan nüfusu artıyor. Osmanlı çok dinli bir imparatorluktur ve
diğerleri gibi kimseyi zorla Müslüman ettiği falan yoktur. Yine, Özlem Kumrular
Müslümanların gittikleri yerde iklimin ve hayatın rengini değiştirdiklerini ve
damgalarını vurduklarını ifade ediyor. Bu çoğulcu kültürün gereklerinden değil
midir Farklı kültürleri barındıran ülkelerde melez renkler oluşur.
Avrupa bu katıksız Hıristiyanlık anlayışıyla Endülüs ve geri
aldıkları yerlerde arındırma politikaları izlemişlerdir. 20’inci yüzyıla kadar
çoğulcu anlayışa tahammül edememiştir. Sırpların son yaptıkları da bu anlayışın
son kalıntılarıdır. Özlem Kumrular bu korkuya hak vererek aslında Oriana
Fallaci gibilere vefatlarından sonra da tercüman olmuş oluyor. Bu durumda
Batı’daki Müslümanlar ya kimliklerini değiştirecekler ya da Avrupa’nın ‘temiz’
kalabilmesi için kovulacaklar! Başka bir tavsiyesi var mı
*
Özlem Kumrular’ın bu savunmaları, çoğulculuktan ırkçılığa
veya en azından tekilci kültüre geri dönme sinyalleri veren ve Müslümanları
kıtada çok gören Merkel ve İngiltere Başbakanı David Cameron gibilerin
anlayışına arka çıkmaktır. Tarihçi veya bizden birisi gibi değil onlardan biri
gibi konuşuyor. Elbette Batı ile ilişkilerimizde her daim doğru olduğumuzu
savunmuyoruz. Bununla birlikte, Batı sadece Müslümanlarla değil aynı zamanda Romenler
ve Yahudilerle birlikte de yaşamayı başaramamıştır. ABD’de Kızılderililere
yapılan Avrupa’da diğer dinlere yapılmıştır. Bundan dolayı Endülüs’ten, sadece
Müslümanlar değil, Yahudiler de atılmıştır. Günümüzde Osmanlı’nın çekildiği
yerlerde çoğulculuk can çekişmektedir. İslam daima çoğulculuğun garantisi
olmuştur. Batılılar ise içimizdeki Hıristiyanları ayarttıklarından dolayı
ilişkileri gölgelemişlerdir. Özlem Kumrular Avrupa taassubuna hulus
çekiyor. Tebessüm ettiren bir teklifi
ise, Kanuni’yi ancak iki dil daha öğrenmesi halinde kendisinin veya 97
yaşındaki koca Siyonist Bernard Lewis’in yazabileceğini söylemesidir. Ondan
tarihçi değil, ancak tarih mühendisi olur. Lewis sabıkalı bir adamdır. Alman
basınına yaptığı konuşmalarda Avrupa’yı Müslümanlara karşı kışkırtmıştır.
Kendisi İngiliz istihbaratının eski elemanı ve İsrail’in adamı ve Bush gibi
saldırgan politikacıların kılavuzudur. Kanuni’den ziyade Dick Cheney’nin
tarihçisi olabilir. Kanuni ve haremini ona havale etmek, bir kez daha
nadanların elinde tarihi şahsiyetinin katline çağırmaktır. Tarihçi olarak
dengeyi yakalayabilmek için Özlem Kumrular’ın bir de Türk ve İslam muhabbetini
yazması gerekir. Nefreti izleye izleye nefretin pençesine yakalanmış.
Tarihimize nefret gözüyle bakar olmuş. Bir de muhabbet gözünü denesin! Sadece malzeme ile dil ile polyglot olmakla
tarih yazılmaz. Bu, ‘Fransızca bilmeyenin devlet adamlığına itibar edilmez’
diyen Mithat Paşa’nın sözlerinin bir başka vadideki yankılanmasıdır.