Memleket olarak hassas bir yanımız var. Önce “can” demeyi biliriz lakin mesele “vahdet” olunca can dediğimiz mevzu, bahis olmaktan çıkıyor. Mesela millet olarak ne kadar önemli yanlarımız olsa dahi, biz önce mazlumu, mağduru ve haklıyı gözetmeyle yükümlüyüzdür. Biz bunu bir görev gibi algılarız ve refleks olarak yerine getiririz. Başka milletlerde kıyamet koparken biz en azından bir cümle ile de olsa tarafımızı belli ederiz. Örneğin cadde ortasında iki kişi kavgaya tutuşsa bizim insanımız canhıraş bir şekilde hemen aralamak adına o kavganın ortasına dalar. Ancak bir mevzu var ki düşünceler devreye girdiğinde biz vahdet meselesine o kadar uzak kalıyoruz ki. Mesela öncelerde “yerli malı, yurdun malı” diye kullandığımız ürünler şimdilerde yerini Çin piyasasına devretmiş, iyi-kötü, güzel-çirkin, sağlam-çürük demeden hesabımıza geldiği gibi kullanmaya başladık. Buradan nereye geleceğim?

Bakınız, tüm İslam ülkelerinin bir araya gelip bir güç olarak dünyaya hak ve adalet sistemini getirmeye çalışırken, diğer taraftan kendi içerimizde bir masada dört kişi otururken “bence” diye başlayan cümlelerin sonunda dört ayrı fikir ortaya çıkıyor. Düşüncelerde vahdeti sağlayamadığımız bir durumda aileler arası ilişkilerin, dostluklardaki aksaklıkların ve bilcümle ahbaplıkların içerisine girmiş olan tefrika hastalıkları. Öncelerde bir borç hukukumuz vardı, şimdilerde banka adresi gösterme hastalığına yakalandık. Bankalara mahkûm olan bir millet haline dönüştük. Pekâlâ reflekslerimiz olan mazlum ve mağduru gözetme görevimiz bize genlerimizden kalan miras ise bu yaşadığımız hal de neyin nesi?

İslam birliği istenirken İslam’ın vahdet şuurundan bir haber yaşayan komşuluklarımız, kardeşliklerimiz, ticaretimiz, aile ilişkilerimiz ne düzeyde İslam birliğine layık olacak ya da Allah bu imkânı ellerimize tutuşturacak?

Hemen yanı başımızdaki Bakkal Ahmet’in dükkânına girmek yerine büyük market zincirlerinin müdavimleri olduk. Bakkal Ahmet’e zincir olma fırsatını vermemekle beraber adamın dükkânını zincirleyip kapanmasına sebep olduk. Bu yüzden araba üretemiyor, milli şirketler edinemiyoruz. “önce can” diyebilmek ya da İslam Birliği meselelerinde küheylan kesilmek öncelikle kendi içimizde vahdeti oluşturmakla mümkündür. Aile bireylerimizi, ticaret ahbaplıklarımızı ve bilcümle tüm işlerimizi bir birlik ve bütünlük içerisinde işleme koymamız gerekmektir. Türkiye de üretilen üründen tutunda, borç isteyenlerimize varana kadar önce birbirimizi kalkındırmalı ve halini hatırını sormalıyız. Yoksa dünya istediği kadar bi şeylerden büyük veya küçük olsun bu lafların pek ehemmiyeti kalmıyor. Çünkü helal ve bizim olan “1”  her zaman milyardan daha büyük ve kıymetlidir.

Selam ve daim muhabbetle…