Ortadoğu da sınırların, ittifakların ve düzenin değiştiği
bir dönemden geçiyoruz. Batı nın İslam dünyası kendi içerisinde
hesaplaşmalıdır çıkışı üzerinden iki yıldan fazla bir zaman geride kaldı. Bu
hesaplaşma senaryosu bugün Şiilik ve Sünnilik üzerinden inşa ediliyor.
Birbirlerinden habersiz olan farklı mezhepteki insanlar kategorik olarak
ayrıştırılarak bir kurgu çerçevesinde birbirlerine düşman olarak takdim
ediliyor. Belli politik hesaplar uğruna geliştirilen bu düşmanlık da dolaylı
yoldan hem çatışmacı bir kültür ortaya çıkarıyor hem de bu kültürden
nemalanmayı hedefleyenlere arzuladıkları hedefleri gerçekleştirme fırsatı
veriyor.
Böyle bir ortamda son günlerin gözde oyuncusu olarak IŞİD
ortaya çıkarıldı. Musul un büyük çoğunluğunu kontrol altına alan IŞİD in bir de
Türkiye Konsolosluğu nu basarak sesini bir anda tüm dünyaya duyurmak istemesi,
Türkiye yi de doğrudan tartışmaların tam ortasına çekti. Daha bir hafta önce
Ruhani ziyaretiyle Selçuklu modellerinin tartışıldığı bölgede, bir anda tüm
İslam mirasının yok olabileceği üzerinde duruluyor. Bu durum hem İslam
hakkındaki olumsuz düşünceleri artırıyor hem de İslamofobik yaklaşımlara güç
kazandırıyor. IŞİD hadisesi zaten büyük bir çıkmaz içerisinde bulunan İslam
dünyasındaki sorunları bir anlamda kangren haline getirdi.
Akıl Tartışmaları
IŞİD in Musul un önemli bir bölümünün kontrolünü ele
geçirip Türk Konsolosluğu na girmesinden sonra, onun nasıl bir örgüt yapısına
sahip olduğu ya da arkasında kimlerin olduğu noktasında büyük bir tartışma
başladı. Bir taraftan arkasında İran ın olduğunu iddia edenler, diğer tarafta
Suudi Arabistan ı işaret edenler, son olarak da ABD ve İsrail in gerçek
müsebbip olduğunu ileri sürenler tartışmaları şekillendiriyor. Ancak bu
iddialar arasında en fazla vurgulanan, IŞİD in radikal bir selefi akım olduğu
ve Sünnilik üzerinden uzun bir dönemdir genişleyen Şii Hilali projesine karşı
organize edildiğidir. Tabi böyle bir kabul üzerinden yola çıkılırsa bugüne
kadar Selefi yayılmacılıkla sesini duyuran Suudi Arabistan hedef noktası haline
geliyor. IŞİD gibi çok uluslu bir yapıyı harekete geçirme noktasında tek başına
Suudi faktörü ne kadar etkili olabilir büyük bir tartışma konusuyken, bir
gerçek var ki, IŞİD in arkasında büyük bir akıl var ve bu akıl Ortadoğu
coğrafyasında yeni yeni boy göstermeye çalışan bazı aktörleri aşan bir boyuta
sahip olduğunu gösteriyor.
Hedef Sünni Bir İran mı
Suriye krizinin ortaya çıktığı ilk andan bu yana Türkiye
ve İran zıtlaşmasından büyük bir Sünni-Şii çatışması devşirilmek istendi. Bunun
sebebi bölgeyi ısrarla demokratikleştirmek isteyen Batı nın İslam dünyasında
tek tipleşme olmadan demokrasinin gelmeyeceğine inanmasıdır. Başka bir deyişle
Batı şuan İslam dünyasında modernleşmenin yani demokrasinin karanlık yüzü
olarak ifade edilen farklılıkların temizlenme sürecini şart görüyor. Bu
doğrultuda zaten gerginlik ve tırmandırma siyasetinden güç devşiren İran a
karşılık, Sünni tarafta da aynı karaktere sahip yeni bir yapı inşa etmek
çatışmanın eksik kalan tarafını doldurabilirdi. Yani hedef Sünni bir İran
ortaya çıkarmak olabilir. Israrla olası bir mezhep çatışmasına girmek istemeyen
Türkiye nin eksikliği bu şekilde doldurulabilir. Ama buradan şu sonuç da
çıkarılabilir: Siz Sünni İslam ın temsilciliğini olması gerektiği gibi temsil
etmezseniz farklı yapılar gelir ve bu rolü en radikal şekilde oynarlar.
Dolayısıyla IŞİD süreci Sünni İslam ın yeniden bir araya gelerek toparlanmasına
öncülük etmelidir.
Türkiye nin Politikası Ne Olur
IŞİD in ortaya çıktığı ilk andan bu yana hem onu hem de
Sünni İslam ı temsil etme görevi Suudi Arabistan a verilmek isteniyor. Aslında
olası bir İran-Suudi gölge kapışmasında dışarıda kalan Türkiye tarafların
birbirlerini zayıflatmaları sonucu bölgenin en güçlü lideri olarak ortaya
çıkabilir. Ancak bu durum Türkiye nin tamamen gelişmeleri dışarıdan takip
etmesini gerektirmemelidir. Çünkü böyle bir kapışmanın sadece iki aktörü değil,
tüm bölgeyi etkilemesi kaçınılmaz olur. Nitekim IŞİD in ilerleyerek Mahmur
Kampı na yaklaşması ihtimali bugünlerde gizliden gizliye en fazla tartışılan
konulardan biridir. Muhtemel bir Mahmur istilası Türkiye yi en ileri derecede
etkileyebilecek ve başta çözüm süreci olmak üzere Kuzey Irak ile olan
ilişkilere de zarar verecektir. Bu açıdan IŞİD meselesi tüm bölgeyi yakından
ilgilendirmektedir. Son olarak bize göre İslam dünyasının temel sorunu
liberalleşme deryasında kaybolup, düşmanı gerçek manada tanımlayamamasından
kaynaklanmaktadır. Bu saptama yapılmadıkça bölgede Batı nın arzu etmiş olduğu
kaos ve anarşik düzen hakim olmaya devam edecektir.