Irkçı emperyalizmin/şeytanın çocuklarının sömürü düzeni, yeni dünya düzeni adıyla yeni bir formla sahneye konulmuş; zalimlerin zulmü, mazlumların gözyaşıyla; efendi-köle denklemiyle yerleşik hale getirilmiştir.

Şeytanın çocuklarının Allah-u Teâlâ’nın arzını fesada uğratma projesinin en önemli ayağı “yaratıcı-kul” denklemi yerine “efendi-köle” denklemidir. Irkçı emperyalistlerin insanoğlunun mükemmel yaratıcıya kul olarak şerefli bir hayat sürmesi yerine, kendilerine köle yapma projesi olan “sömürü düzeni” (efendi-köle düzeni yahut yeni dünya düzeni) denilen sistem insanları her geçen gün felakete sürüklemektedir.

Irkçı emperyalistlerin/şeytanın çocuklarının hedefi, insanoğlunun mükemmel yaratıcıya kul olarak müreffeh, mutlu ve şerefli bir hayat sürmesi yerine, sömürülmüş, gelecek endişesine düşmüş, izzet ve şerefi elinden alınmış köle bir insan olarak efendilerine hizmet ettiği bir dünya düzenidir.

Yaratıcı-kul denklemi yerine kurgulanan efendi-köle denkleminde şeref yoktur, mutluluk yoktur, müreffeh bir hayat yoktur. Çünkü müreffeh bir hayat, mutlu bir hayat ve hükmedici bir hayat sadece efendilere aittir. Bu anlayışta, diğer insanlar sadece hizmetkârdır, hiçbir öneme haiz değildir.

Efendi-köle sistemi, insanın efendilerine hizmetle geçirdiği, efendilerini mutlu etmek için çaba sarf ederken rızık endişesine düşmüş, şerefini kaybetmiş bir haldeyken başını semaya kaldırıp Allah-u Teâlâ’nın yarattığı mükemmellikleri temaşa edip, mükemmel yaratıcıya şükretmesine imkân tanımadığı bir sistemdir.

İnsanların, kurulan sömürü çarkı içinde kaybolduğu, hayatını devam ettirebilmek için mücadele etmek zorunda kaldığı, bazen efendi-köle sistemi çarkı içinde olduğunu idrak edemediği bir dehlizdir ki, Allah-u Teâlâ’ya kulluğa vakit ayırmanın neredeyse imkânsız olduğu bir dünya düzenidir.

Bundan dolayı Allah-u Teâlâ’nın yarattığı arzı fesada sürükleyen ne kadar kötülük varsa ırkçı emperyalistler ve hempalarının eseridir. Irkçı emperyalistler, arzı kendi mülkleri zannettikleri için kendilerini efendi, diğer insanları köle görmektedir.

Bu anlayış Yahudilik inancına dayanmaktadır. Yahudiler, kendilerini üstün kavim, diğer milletleri ise onların hizmetkârı, insan görünümlü hayvan yani “goyim” olarak görmektedir. Bu inanca göre, Rab Yehova, İsrailoğullarını seçmiş, üstün kılmıştır. Rab sadece onları sevmektedir. Bundan dolayı da yeryüzünü kendilerine ait görmekte, goyim gördükleri diğer milletlerin kendi mülklerini ele geçirdiğine inanmaktadır.

Yahudilerin kendilerini üstün görmeleri ve bu ideolojiyi Kabbala’da ortaya attıktan sonra Tevrat’ı tahrif ederek, “Ve ecnebiler senin duvarlarını yapacaklar ve kralları sana hizmet edecekler. Kapıların daima açık duracak; milletlerin servetini ve sürgün getirilen krallarını sana getirsinler diye. Gece gündüz kapanmaya başlayacaklar, çünkü sana kulluk etmeyen millet harap olacak. Ve seni sıkıştıranların oğulları sana eğilerek gelecekler. Ve seni hor görenlerin hepsi senin ayaklarının tabanlarında yere kapanacaklar. Ve sana Rabbin şehri Kudüs’ün Sion’u diyecekler. Ve milletlerin sütünü emeceksin” (İşaya, 60/10-16) ifadeleri ve benzeri onlarca ifadenin sokuşturulması Yahudilerdeki Siyonizm ve üstün ırk inancını ve günümüzdeki efendi-köle denklemini anlamaya kifayet eder.

Siyonizm ve üstün ırk inancının bir tezahürü olarak “yaratıcı-kul” denklemi yerine “efendi-köle” denklemiyle insanları kulluktan köleliğe dönüştürme projesini gerçekleştirmek için dünya genelinde kurduğu yapılar, birlikler, uluslararası para fonu, faize dayalı bankacılık sistemi, dayattıkları uluslararası sözleşmeler ve genel olarak kendi ideolojilerine göre dizayn ettikleri dünya sistemi…

Artık sömürü çarkı, eskiden olduğu gibi sadece işgal edilen bölgenin yeraltı kaynaklarına el koyup, kaynakların sahiplerini de işçi olarak çalıştırmak şeklinde dönmüyor. Günümüzde sömürü düzeni, çok kollu bir ahtapot gibi her tarafı etkisi altına almıştır. Sömürü bazen demokrasi getirme bahanesiyle işgalle, bazen ABD Başkanı Trump’ın Ortadoğu ziyaretinde uyguladığı tarifeyle, bazen dostluk ilişkileri adıyla devam etmektedir. En çok da Yahudi lobilerin ülkelerin başına musallat ettikleri müstemleke ruhlu liderlerle o ülkelere ait ne varsa sömürülmesi şeklinde devam etmektedir.

Yüz yıldır, ırkçı emperyalizmin sömürü düzeni çarkına çomak sokmak için irade gösteren, bu uğurda bedel ödeyen, zulüm düzenine en üst perdeden karşı çıkan bir ses yükselmişti yıllar önce; o ses Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’nın sesiydi.

O dirayetli sese yeniden kulak verme zamanıdır şimdi…