Görünen o ki, 8 Mayıs tan itibaren ülkemizdeki PKK
militanları Kuzey Irak a geçecekler. Yani Türkiye yi silahları ile birlikte
terk edecekler. Bu noktadan sonra PKK militanlarının silahsız olarak Türkiye yi
terk edecekleri açıklamalarını artık hatırlatmanın bir anlamı kalmadı. Şu anda
toplum sadece terörün son bulmasına odaklanmış durumda. Ancak, PKK
militanlarının ülkeyi terk etmelerinin ardından başlayacak olan ikinci safha en
az birincisi kadar önemli. Çünkü gidilecek yer Kuzey Irak. Yani Irak içinde ikinci
devlet konumundaki Kuzey Irak yönetiminin hâkim olduğu yer.
Türkiye yi terk
edecek olan militanların sayısının 1500 ile 2500 arasında olduğu belirtiliyor.
Sayı ne olursa olsun bu militanların yıllardan beri silah elde dağlarda
yaşadığı, bu bakımdan rehabilitasyona ihtiyaçları olduğu belirtilerek Kuzey
Irak ta rehabilitasyon uygulanacağı gelen haberler arasında. Bu
rehabilitasyonun nasıl ve kimler tarafından yapılacağı elbette bilinmiyor.
Ancak, başta bütünüyle Irak olmak üzere Suriye ve Kuzey Irak ın rehabilitasyona
ihtiyacı olduğu düşünülürse, militanların ülkeyi terk etmesi işin sadece ilk
adımını oluşturduğu, esas meselenin ondan sonra başlayacağını söylemek yanlış
olmaz.
Çünkü Irak Merkezi yönetiminin mezhepçilik yaptığı için
bir iç savaş yaşanıyor. Bu arada Irak petrolünün paylaşımı konusunda Kuzey Irak
Yönetimi ile merkezi yönetim arasında ciddi ihtilaflar var. Hatta bu ihtilaflar
zaman zaman iki tarafı çatışmanın eşiğine getiriyor. Önümüzdeki dönemde çatışma
haberinin gelmesi kimseyi şaşırtmayacaktır.
Bu arada Suriye yönetimi ile Irak merkezi yönetiminin
dayanışma içinde olduğu, İran ın da bölgedeki etkisini korumak adına olsa gerek
-mezhepçilik olarak nitelendirmek istemiyorum- sürekli olarak Suriye ve Irak
yönetime destek verdiği gündeme geliyor. Elbette medyaya yansıyan İran ile ilgi
tüm haberlerin doğru olduğunu düşünmek yanlış olur. Çünkü ABD ve İsrail bu
ülkeye müdahale için dünya kamuoyunu yönlendirmeye çalışıyor. Aynen Irak ın
işgali öncesinde yaşananları bugün İran konusunda yaşıyoruz. Benzer propaganda
taktiğinin Suriye konusunda uygulamaya konulduğun söylemek yanlış olmaz. Çünkü
ısrarla Suriye yönetimin kimyasal silah kullandığı gündeme getiriliyor. Ancak,
bu konunun kesin olarak ispatlanması söz konusu değil. Ayrıca, Suriye
yönetiminin muhaliflere karşı misket bombası kullandığında ısrarla
vurgulanıyor. Bu gelişmeler akla, madem öyle müdahale konusunda niçin isteksiz
davranıyorsunuz sorusunu akla getiriyor.
Tüm bunlar gösteriyor ki ABD ve İsrail bölgemize yönelik
planını sürdürüyor. Geçmişte doğrudan ülkeleri işgal ederek hâkimiyet kurmak
suretiyle planlarını hayata geçiren güçler şimdilerde işgalden çok iç
karışıklıklar ve çatışmalar yoluyla ülkeleri zayıf düşürüp kendilerine muhtaç
halde tutmayı tercih ediyorlar. Böyle olmasaydı Suriye deki olaylar iki yılı
aşkın bir süredir devam eder miydi Şimdiye kadar kaç kere emperyalist güçlerin
müdahalesi gündeme gelirdi.
Bölgemizde ABD ve İsrail mezhebi ve ırki farklılıkları
körükleyerek çatışmaya dönüştürmek suretiyle bölgede planlarını uygulamayı
seçiyorlar. Bu arada ABD ve İsrail en azından şimdilik İran a da bir müdahaleyi
göze alamıyor, bir takım yollarla güç durumda bırakmaya çalışıyorlar. Kısacası
PKK militanlarının Kuzey Irak ta rehabilitasyonu öyle sanıldığı kadar sağlıklı
bir sonuç vermeyecektir. Militanlar belki şimdiye kadar destek veren güçler
tarafından el altında bir güç olarak bulundurulmaya çalışılacaktır. Çünkü söz
konusu militanların yerleşik düzene geçirilmesi sanıldığı kadar kolay
olmayacaktır. Kaldı ki, PKK yönetimi de var olan hiyerarşik yapısının
bozulmasına gönüllü olarak evet demeyecektir. Çünkü demesi kendi kendini
feshetmesi anlamına gelir. Şu anda böyle ihtimal pek görünmüyor.