Giriş
11 Eylül 2001 tarihinde ABD nin 21. Asır Amerikan
Yüzyılı olacak Projesi (PNAC) kapsamında Amerikan derin devleti, İkiz
Kulelere saldırı düzenleyerek (Provokasyon) ve suçu, İslam coğrafyasının
değişik yörelerindeki isimlerden oluştuğunu ileri sürdüğü Usame Bin Ladin
liderliğindeki El Kaide nin üzerine yıkarak Afganistan ve Irak ı fiilin işgal
etmiştir. Dünyanın süper gücü, her alanda yüksek teknoloji sahibi ABD de, El
Kaide mensupları, dört sivil uçağı ele geçirerek ikiz kulelere saldırmakta ve
fakat ABD nin yüksek teknoloji sahibi istihbaratları bundan haberdar
olmamakta/olamamaktadır(!). Ancak olaydan sonra, eylemi yapanların tüm soy
ağacı, çeliği eriten yangının külleri arasından El Kaide mensuplarının kâğıttan
olan kimlik kartları sağlam olarak bulunup tespit edilebilmiş ve medyaya servis
edilebilmiştir(!). Bir hafta ABD başkanı Bush korkudan TV lerin karşısına
çıkamamıştır(!). Bütün bunlar, dünya kamuoyuna servis edildiğinde, genelde,
kamuoyu bunu sorgulamamış, verilen bilgilerin doğruluğundan hareketle
Afganistan ın ABD tarafından işgalini alkışlamıştır.
Kamuoyunun dikkat etmediği bir başka önemli nokta,
Afganistan ve Irak yerle bir edildiği zaman sürecinde, ABD ve AB nin hiçbir
yerinde, yüksek eylem gücüne sahip El Kaide ciddi bir eylem yapmamış, ABD ve
Müttefiklerine öldürücü bir darbe vurmamıştır.
2001 İkiz kulelerin vurulmasına gitmemizin nedeni, yüksek
strateji çizen ana gücü bilmeden, bulmadan vuku bulabilecek olayları anlamak,
analiz etmek ve geleceğe dönük bir fotoğraf çekebilmek, bir projeksiyon ortaya
koyabilmek gerçekten de zordur. Anlık duyguların tatmini, anlık sevinçler,
kalıcı hüsrana ve psikolojik çöküntüye sebebiyet vermektedir.
El Kaide türü yapıları tek, homojen bir yapı olarak
görmekten ziyade inşa edilen bir marka olarak görmek, arka planda gerçek samimi
örgüt mensuplarından farklı istihbaratlara kadar uzanabilen, farklı alt
grupların var olduğunu kabullenmek gerekmektedir. 1960-1980 Türkiye deki
gençlik olaylarında komünist hareketlerin tümünün, Sovyetler/Çin/Arnavutluk
tarafından idare edildiği, arkalarında bu ülkelerin olduğu, bizim dünyamızın
insanları tarafından hep seslendirilmiş; asıl tehlike görülememiştir. 1980
sonrası yazılan hatıratlardan, açıklanan belgelerden bu örgütlerden bir
kısmının başta CIA olmak üzere Batılı istihbaratlar tarafından yönetildiği, bir
kısmının da Türkiye nin farklı derin devlet güçleri tarafından yönetildiği
gerçeği ortaya çıkmıştır. Aynı şey PKK ve Hizbullah için geçerli olmuş, hangi
PKK veya hangi Hizbullah kavramları hep kullanılmıştır.
Son zamanlarda IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) hareketinin
Suriye-Irak hattında art arda yaptığı hamlelerle elde ettiği başarılar, IŞİD i
tüm dünyanın gündemine yerleştirmiş, şimdilik elde ettiği başarılar
tartışılmaya ve konuşulmaya başlanmıştır. Bu durum ister istemez IŞİD kimdir
Fikri yapısı mücadele anlayışı, strateji ve taktikleri nelerdir sorularının
gündeme gelmesine sebebiyet vermiştir.
Bu sorgulamayı yapmak istememizin sebebi, Musul
Konsolosluğunu işgal edip konsolosluktakileri rehin almakta amacın ne olduğunu
ortaya koyabilmek içindir. Bu operasyon, örgütün salt kendi özgür iradesi ile
yapılmış ise örgüt, Türkiye den ne istemektedir ve niçin Türkiye yi karşısına
alacak bir strateji takip etmektedir sorularının cevaplarını aramamız
gerekmektedir. Yok, eğer bu işgal, küresel bir ittifakın, küresel bir
stratejinin uygulanması adına IŞİD e yaptırtılmış ise bu ittifakın amacı ve
hedefi nedir bunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bir başka ihtimal
de, Örgüt bunu kendi amaç ve stratejileri istikametinde gerçekleştirmiş ve
fakat Küresel şer ittifakı, bundan yararlanmak için örgüte baskı yapmış ya da
ikna etmiş olma durumudur. Diğer taraftan rehineler olayının, Türkiye deki
Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili olabilme ihtimalinin var olduğudur. Bu
nedenle IŞİD vakası, biraz ayrıntılı bir şekilde ele alınıp incelenmelidir.
IŞİD i incelerken El Kaide için ifade ettiğimiz tehlike,
IŞİD için geçerli olabilir. Bir yapıyı değerlendirmek, elde edilen, elde var
olan, medyaya servis edilen bilgilere dayanılarak yapılmaktadır. Bu bilgilerin
sıhhat derecesi önemlidir. Çok farklı malzemeden sağlam bir analiz yaparak
sonuca varmaya çalışmak, sonunda hatalara sebebiyet verebilir. Bu nedenle
değerlendirmelerimizde her zaman bir hata payının var olduğunu söylemeliyiz.
IŞİD in Kısa Tarihi
IŞİD hareketinin kökleri, Sovyetlerin Afganistan ı
işgaliyle birlikte başlayan bir direniş gurubuna kadar uzanmaktadır. Ancak
örgüt olarak ortaya çıkışı, ABD nin Afganistan işgal etmesi dönemindedir.
Teşkilatın ilk kurucusu, 1966 Ürdün doğumlu Ebu Musab el-Zerkavi dir. Zerkavi,
Afganistan ın Herat kampında çoğunluğu
Avrupa da sürgün hayatı yaşayan Ürdün, Filistin ve
Suriyeli Müslümanlardan
oluşan Tevhid ve Cihad Örgütü nü (TCÖ) kurmuştur. 2001
yılında ABD nin Afganistan a saldırmasından sonra, Irak ın kuzeyine, Suriye ve
Lübnan daki Filistinli mültecilerin bulunduğu bölgeye gelip yerleşmiştir. Bir
taraftan Irak ın Sünni nüfus yoğunluğuna sahip bölgelerinde faaliyet
gösterirken diğer taraftan Irak ın kuzeyinde bulunan İslamcı Kürt hareketi Ensar
el-İslam örgütü ile bağlantı kurmuştur (1-4).
Burada dikkat çeken nokta, Sovyet işgaline karşı
Afganistan da savaşan Zerkavi, ABD işgaline karşı niçin ABD ye karşı savaşmayıp
Irak a geçmiştir. Bu konuda herhangi bir bilgi elimizde mevcut değildir. Zerkavi nin
Irak a geçiş sebebinin, ABD nin Irak a saldıracağını önceden öngörmüş olması
olarak ifade edilmektedir. Dikkat çekici olan bir diğer nokta ise ABD nin
Irak a saldırması gerekçeleri arasında da, İkiz kulelerin vurulması ile
bağlantılı olduğu ileri sürülen Zerkavi nin Irak ta bulunması ve etkin bir
faaliyet yürütüyor olmasıdır(1). Bu noktada, Zerkavi ile ABD arasında
bilinmeyen, gizli, özel bir ilişkinin olup olmadığı bilinmemektedir. Bilinen
bir gerçek Sovyetlere, Komünizme karşı mücadelede CIA, ortak düşmana karşı
İslam coğrafyasındaki birçok yapı ile ilişki kurmuş, ortak mücadele vermiştir.
Taraflar, ortak düşman paydasından dolayı bu işbirliğini mahsurlu
görmemişlerdir.
ABD işgalinden
önce başlayıp 2004 yılına kadar Tevhid ve Cihad Örgütü adı altında Zerkavi,
mücadelesini yürütmüştür. Zerkavi nin yıldızı, ABD askeri güçleri ile Nisan
2004 te yapılan savaştan ( Birinci Felluce Savaşı ) sonra parlamıştır. Mayıs
ayında ABD ordusunun tek taraflı ateşkes ilan edip Felluce den çekilmesi,
Zevahiri yi liderliğe taşımış ve Felluce İslami Halifeliği nin emiri olarak
biat almaya başlamıştır. Zerkavi ve onun hareketi, bu tarihten sonra Irak
direniş hareketinde önemli bir aktör olarak ortaya çıkmış, bazen yükselmiş
bazen de gerilemiştir. Belli bir güce ulaştığını düşünen Zerkavi, muhtemelen El
Kaide isminden ve gücünden yararlanmak amacıyla Irak içerisinde tek temsilcisi
olma hakkını elde etmek için 17 Ekim 2004 te internet üzerinden Usame bin
Ladin e biat ettiğini ve teşkilatın adını, İki Nehir Topraklarındaki el-Kaide
(Irak El Kaidesi) olarak değiştirdiğini ilan etmiştir(1). Bunun üzerine Usame
bin Ladin, muhtemelen, Zerkavi nin meşhurluğundan yararlanarak Irak ta etkili
bir el-Kaide grubunun var olmasını faydalı bulmuş olmalı ki, 27 Aralık 2004 te
Iraklı mücahitlere Zerkavi ye biat ederek onun örgütü bünyesine girmelerini
tavsiye etmiştir. Bu yakınlaşma ve işbirliğinin hangi stratejik amaçları olduğu
henüz medyaya yansımış değildir. Zerkavi nin El Kaide adını kullanmak istemesi,
bir güç arayışımı yoksa Irak hattındaki direnişi terörle gölgelemek ve ABD nin
daha fazla müdahalesine imkân sağlamak amaçlımı olduğu bilinmemektedir. Bunun
ortaya konması, birçok konunun aydınlatılmasını sağlayabilir.
Zerkavi, 7 Haziran 2006 da ABD nin hava saldırısı
sonucunda öldürülünce.
12 Haziran da örgütün liderliğine Ebu Hamza el-Muhacir
takma isimli Ebu Eyyub el-Mısri getirilmiştir. 1968 Mısır doğumlu olan
el-Mısri, el-Kaide nin o dönemde ikinci adamı olan Eymen el-Zevahiri ile
1982 de Mısır da Zevahiri nin kurmuş olduğu İslami Cihad örgütünde birlikte
çalışmışlardır (1,4).
Ekim 2006 da Irak İslam Devleti (IİD) ilan edilmiş,
IİD in liderliğine Ebu Ömer el-Bağdadi getirilmiş ve 2007 yılında 10 kişilik
bakanlar kabinesi kurulmuştur. Bu tarihten itibaren örgüt, hâkimiyet kurduğu
alanlarda devlet gibi davranmaya başlamıştır. Ancak bu tarihten itibaren de
İşgal Güçleri, IİD e muhalif Sünni aşiretlerin ve yerel unsurların desteğini
sağlayarak operasyonları yoğunlaştırarak Irak İslam Devleti örgütünün gücünü
kırmıştır. 18 Nisan 2010 da Irak güvenlik güçleri ve ABD nin ortak operasyonu
sonucunda el-Mısri ve el-Bağdadi, Selahaddin vilayetinde öldürülmüştür. Örgütün
liderliğine Ebu Bekir el-Bağdadi getirilmiştir.
2011 yılı Aralık ayında ABD askerlerinin Irak tan tamamen
çekilmesi, Maliki nin Sünniler üzerindeki baskısını iyice artırması sonucu,
bazı Sünnilerin el-Kaideye tekrar yakınlaşması ve Suriye de yaşanan olayların
iç savaşa doğru yol alması nedeniyle oluşan güç boşluğundan faydalanan IİD
gücünü artırarak eylemlerini yoğunlaştırmıştır. Elde ettiği avantajı kullanarak
birleşik cephe taktiği uygulamaya başlamıştır. Örgütün lideri Ebu Bekir
el-Bağdadi, Nisan 2013 te Suriye el-Kaidesi olan Nusra Cephesi ile birleşerek
örgütün adının Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) olarak değiştirerek duyurmuş,
ilgi ve etkinlik alanını Irak-Suriye olarak belirleyerek stratejisinde ciddi
bir değişiklik yapmıştır (1-4). Örgütün bu hamlesi, hem Irak el-Kaide merkezi
lideri Eymen el-Zevahiri, hem de El Nusra Cephesi lideri Ebu Muhammad
al-Jawlani tarafından Haziran 2013 te yaptıkları açıklamalarla kabul
edilmemiştir. El Nusra Cephesi lideri Ebu Muhammad al-Jawlani, birleşme ile
ilgili her hangi bir görüşme yapmadıklarını, istişare etmediklerini, bu nedenle
de tek yanlı alınmış bu kararı tanımadıklarını duyurmuştur. Aymen el Zevahiri,
iki örgütün birleşmenin karşısında olduğunu belirtmiştir. Bu durum karşısında
Ebu Bekr el-Bağdadi, Zevahiri nin emrine karşı çıkarak birleşmenin
gerçekleşeceğini ilan etmiştir.
Burada dikkat çeken nokta, Irak İslam Devleti hareketinin,
Suriye de savaşan ve El Kaide tarafından kurulan Nusra Cephesi yönetimi ile ve
kendilerinin bağlı olduğu Merkezi El Kaide yönetimi ile görüşmeden, istişare
etmeden tek yanlı olarak bir birleşme kararı almış olmasıdır. Savaşçı grupların
psikolojisinin bu tür emrivakilere karşı olduğu ve uluslararası düzlemde
bilinirliği olan El Kaidenin bunu bir disiplin suçu sayacağı bilinmiş olmasına
rağmen böyle bir kararın alınmış olması en dikkat çekici noktadır. Böyle bir
kararı almanın stratejik nedeni anlaşılamadan, IŞİD olayının geldiği noktayı
anlamak mümkün değildir.
Bugün IŞİD olarak anılan hareket, başlangıçta Tevhid ve
Cihad Örgütü , Ekim 2004 te Irak el Kaide si , Ocak 2006 da Mücahidin Şûra
Konseyi , Ekim 2006 da Irak İslam Devleti , Nisan 2013 te Irak ve Şam İslam
Devleti adını almış bir harekettir. İsim değişikliklerinin, hareketin gelişim
seyrine ve çizilen stratejiye bağlı olarak değiştirildiği anlaşılmaktadır.
IŞİD in Temel Strateji ve Taktikleri: Birleşik Cephe ve
Alan Hâkimiyeti
IŞİD in uyguladığı politikalar, gerçekleştirdiği
eylemler, onun fikri yapısıyla bağlantılıdır. O nedenle IŞİD in fikri yapısını
bilmek, uyguladığı politikaların, taktiklerin nedenlerini ortaya çıkarmak
açısından yararlıdır. IŞİD, İslam ın Selefiyye kolunu benimsemiştir. Bu akımın
mücadele anlayışı, sürekli cihat ve kâfirlerle uzlaşmamama üzerine kurulmuştur.
Dünya İslam birliğini savunurken, Şiileri İslam dışı görmektedir. Bu nedenle
Şii düşmanlığı, en temel unsurdur. Bu açıdan ortaya çıktığı andan itibaren,
Sünniliği referans alarak Sünni bir taban ve savaşçı grup elde etmeye çalışmış,
Şiilerle her türlü uzlaşmayı ret etmiş ve en büyük düşmanı olarak, İşgalci
güçlerden sonra Şiileri kabul etmiştir. İşgal güçleri ile Şiileri düşmanlıkta
eşit olarak görmekte ve Sünni çevrelerde Şii düşmanlığını sürekli
körüklemişlerdir.
Bunu yol boyu kurduğu ittifaklarda görebilmekteyiz. Bu
politika ile çevre ve eleman kazanmayı temel bir ilke olarak benimsemişlerdir.
Bu nokta, El Kaide nin merkez Kadroları ile Irak El Kaidesi/Irak İslam
Devleti/IŞİD arasında önemli bir ihtilaf konusu olmuştur. Merkezden yapılan
uyarıları hiç dikkate almamışlardır. El Kaide merkezinden kopmalarında bu
önemli bir etken olabilir.
Teşkilatın hareket seyri, uyguladığı taktiklere
bakıldığında başlangıçtan itibaren çok dikkat çekmeyen, bir birleşik cephe
oluşturma stratejisi izlediği ve buna karşı çıkanları, farklı gerekçeler
göstererek ortadan kaldırdığı gerçeğidir. Kurulurken mi böyle bir stratejiyi
benimsediği yoksa yol boyu içine dâhil olan insan unsurları tarafından mı
belirlendiğini bilememekteyiz. Ancak yol boyu uygulanan strateji, taktik ve
politikaları göz önüne aldığımızda IŞİD hareketi, salt bir terör örgütü olmanın
ötesinde daha büyük hedefleri olan bir hareket olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu
gerçek anlaşılmadan bugün Suriye-Irak hattında olanları anlamak yorumlamak
değerlendirmek mümkün değildir.
Daha hareketin başlangıç aşamasında Irak İşgalinden önce
Zarkavi nin Irak a gelerek Kuzey Irak ta İslami ve Kürt direniş örgütü olan
Ansar al-Islam ile irtibat kurarak bir cephe hareketi oluşturduğu ve geniş bir
ilişki ağı kurduğu bilinmektedir. ABD nin Irak ı işgalinden sonra Cema at
el-Tevhid vel-Cihad al-Ansar ve Irak dışından cihad için gelen yabancı insan
unsurlarını bünyesine alarak ilişki ağını daha da genişletmiştir. Mayıs 2004 te
Cema at el-Tevhid vel-Cihad bir başka bir İslam i grup olan Salafiah
al-Mujahidiah ile birleşerek gücünü ve etki alanını daha da artırmıştır. Ocak
2006 da, hareket, Irak ta savaşmakta olan Sünni grupları (beş Sünni direniş
grubu) bir çatı altında toplamak için Mücahidin Şura Konseyi adı altında
birleştirici bir teşkilat kurmuştur. Örgüt, Ekim 2006 ya kadar tüm eylemlerini,
Mücahidin Şura Konseyi ne atfen yapmıştır. Irak El Kaidesi, bu atılımıyla bir
taraftan teşkilatın yabancı unsurlardan oluştuğuna ilişkin kanaati değiştirmek
istediği diğer taraftan da dayanak bir kitle olarak Sünni tabanı seçtiği
anlaşılmaktadır. Yerel Sünni tabanın desteğini kazanabilmek için atılan diğer
bir adım da Nisan 2006 da liderliğe Iraklı bir ismi, Ebu Ömer el-Bağdadi yi
getirmiş olmasıdır. Ancak Mücahit Şura Konseyi fazla uzun ömürlü olmamış ve
onun yerine Ekim 2006 da Irak İslam Devleti (IİD) adında bir örgüt
kurulmuştur. Yeni oluşumun liderliğinin Ebu Ömer el-Bağdadi tarafından yapılmış
olması, hareketin yerel Sünni tabana verdiği önemden dolayıdır.
Kaynaklar
1-Gürler, R.T., Özdemir, Ö.B., El Kaide den Post-Kaide ye
Dönüşüm: IŞİD, Türkiye Ortadoğu Çalışmaları, Dergisi, Cilt: 1, Sayı: 1,
S:113-155, Mayıs 2014.
2- Irak İslam Devleti ile Nusra Cephesi birleşiyor ,
Yakın Doğu Haber, 09.04.2013.
3- Çubukçu,M., Irak ta Direniş: Düşman Bu Kez El-Kaide ,
Birikim, 20.12.2013
4-Gün, S., IŞİD Raporu, IŞİD meselesi ve güney
hudutlarımızın güvenliği, 16 Haziran 2014