İnsanın değeri ortaya koyduğu eserle ölçülür. Eğitimi de
yetiştirdiği insanların kalitesi ile ölçmek yanlış olmaz, sanırım. Çünkü asıl
fabrikaya değil, ürettiğine bakılır. Yani sonuca.
Eğitim sisteminden herkes şikâyetçi. Hatta ondan
kurtulmak isteyenler bile var. Psikiyatrist Yazar Prof. Dr. Erol Göka eğitim
sistemimiz ile ilgili şu değerlendirmeyi yapar: Resmi ideolojiye göre tek tip
insan yetiştiren ve ÖSS gibi ucube bir sınav sistemiyle öğrencilerimizi soru
bidonuna çeviren, dinin, sanatın ve sporun insan yetiştirmedeki önemini hiçe
sayan berbat bir eğitim sistemimiz var ve ondan kurtulmaya çalışıyoruz
(Anadolu Gençlik Dergisi, Sayı: 176, Sh. 23).
Mahmut Efendi nin (K.S.) bir sözünü okumuştum: 16 sene
okuttuğumuz bir gence yaratılış gayesi öğretilmiyor. Mitolojik olaylardan
tarih öncesi bilgilere, hiç gitmeyeceği coğrafyalardan teknolojik yeniliklere
kadar pek çok şey öğretildiği halde, nedense evlâtlarımızın kimliği gizlenmeye
çalışılıyor. Hayatı kuşatan öz değerlerimiz dururken, gençlerimiz yabancılara
özendiriliyor.
Peki, böyle bir anlayışla yetişen evlâtlarımız ne
durumda Kişisel gayretiyle eğitimin hakkını veren gençlerimize teşekkür ediyorum.
Yılgın, bezgin, yorgun, ümitsiz ve idealleri olmayan bir çoğunluk var
karşımızda. Üniversite bitirmiş ama metal yorgunluğu çökmüş üzerine. Kitap onu
rahatsız ediyor. Vakit bulamamak gibi bahanelere sarılarak okumayı terk ediyor.
Üniversite demek, akademik çalışma, okuma ve araştırma
demek. Peki, biz evlâtlarımıza ne yapıyoruz ki, okuma ve araştırma ile iç içe
olması gerektiği halde, bundan hızla uzaklaştırıyoruz. Bu işte bir yanlışlığın
olduğu belli değil mi
Evlâtlarımıza yaşadığı hayatta karşılığı olmayan
bilgileri yüklemek, onları hem kimliklerinden uzaklaştırıyor; hem de hayattan,
okuldan, bilgiden, her şeyden soğutuyor. Eğitimin eritim , öğütüm şekline
dönüştüğünü söyleyenler haksız mı
BU BEZGİNLİĞİN SEBEBİ NE
Eğitim gençlerimizi bilgili, kültürlü, fedakâr, bir
şeyler üretmek için yerinde duramayan insanlar haline getirmesi gerekmez mi
Ama nerede Yat yat uyu! zihniyetinden, Mehmet, kalk çalış anlayışına
geçilmelidir. 40 50 sene önce bu formatla tembelleştirilen evlâtlarımız, şimdi başka
yöntemler kullanılarak hayattan bezdiriliyor.
Çocuklarımız çalışmadan ve sorumluluk almadan hayatını
kazanmak istiyor. Zorluk, sıkıntı, alın teriyle kazanmak gündeminde yok. En iyi
durumdakilerin bile gözü memurluk ve bürokratlıkta. Evlâtlarımıza girişimcilik
ruhu, icat ve buluş yapma anlayışı verilmiyor. Ruhsuz ve maneviyattan uzak bir
eğitim anlayışıyla karşı karşıyayız.
Öğrencilerimiz kendi değerlerine olduğu kadar, kendi
alanına da yabancı. Yetenek ve becerileri köreltilmiş. Reşat Nuri Erol Bey, bir
yazısında okulların yetiştirdiği insan profili ile ilgili gözlemlerini
paylaşmıştı:
Üniversite mezunu olan birine bir şeyler söylüyorsunuz,
ama anlamıyor Samimi söylüyorum, köyümde ilkokul mezunu iki kişi vardı.
Onların o zamanki kültür seviyesi şimdiki üniversite mezunlarından çok üstündü!
Bu kadar zaman harcıyoruz, çocuklarımızı tembelleştirelim ve
beceriksizleştirelim diye! Bu duruma insanın oturup ağlayası geliyor (Millî
Gazete, 10. 7. 2014).
Uzun süredir 45 bin mevcutlu bir üniversitenin Personel Daire
Başkanlığı nı yapan bir aile dostum var. Üniversitelerimizin durumunu
konuşurken, Ne üniversitesi Onlar yüksek lise! diyerek akademik çalışmanın
azlığına vurgu yapmıştı.
Bir ilçenin Anadolu Lisesi nde İngilizce Öğretmenliği
yapan Yusuf Gökçen isimli bir tanıdığıma, Eğitim nasıl gidiyor diye
sorduğumda, Eğitim diye bir şey kalmadı. Bize, bu çocukların başında durun,
diyorlar; biz de onu yapıyoruz demişti.
YENİDEN ELE ALINMALI
Önce durum değerlendirmesi gerekli! Köyler boşaltılıyor,
araziler ekilmez duruma geliyor, kentsel dönüşümle insanlar
topraksızlaştırılıyor. Bir tarım ülkesi için bu manzara hiç de iç açıcı değil.
Japonya, Almanya gibi teknolojik alanda önde giden
ülkeler bile ziraatı bırakmıyor, aksine daha da önemsiyorlar. 2007 de İsviçre nin
İtalya sınırındaki sarp ve dağlık yerlerini görmüştüm. Beni gezdiren
arkadaşıma, Buralarda insan yaşıyor mu diye sorduğumda şu cevabı almıştım:
Devlet buraların halkına arazilerini ekip biçmesi şartıyla ayrıca ilâve maaş
veriyor. Biz, işin kolayına kaçarak en verimli arazilerimizden bile vazgeçmeye
hazırlanırken, İsviçre nin en elverişsiz arazilerini bile değerlendirmesini
takdir etmiştim.
Bizde ziraatın teşvik edilmemesi, ürünlere standart
getirilerek ihracata açılmaması hiç de hayra alâmet değil. Eğitim insanı
üretime yöneltmeli, tembelliğe değil.
Nurettin Topçu eğitim konusuna kafa yormuş
aydınlarımızdan. Türkiye de Maarif Meselesi adlı eseri örnekleriyle her
kademedeki eğitimin üretime yönelik olması gerektiğini vurguluyor. Bir
araştırma yapın, üniversiteliler Nurettin Topçu gibi aydınlarımızı hangi ölçüde
tanıyor
Ufku ve ideali olmayan öğretmen cahilleşiyor, öğrenciler
gününü gün etmeye çalışıyor. Bir hedef ve ideal yok. Okul, kız erkek
arkadaşlığı; üniversite, apartlarda kızlı erkekli birlikte yaşama anlayışının
eğitim(!) olduğunu sananların sayısı her sene artıyor.
Hayır, hayır! Bu eğitim değil. Bu ülkenin sahipleri bu
çarpık gidişata dur demeyecek mi Eğitimden söz ediliyorsa, bunun gereği
yapılmalı. Evlâtlarımızı boş bırakarak onları yabancılaştırma ve Batı ya
özendirme uğraşına eğitim diyemezsiniz. Eğitimimiz, Türkiye şartlarını
dikkate alarak yeni baştan ele alınmalıdır.