Her insan bu dünya galerisinde eşi bulunmayan nadide bir ünik nüshadır. Her insanın parmak çizgileri diğerinden ayrı olduğu gibi, ruhi çizgileri de apayrıdır. Anlayışta, söyleyişte, yazışta, okuyuşta görüşteki ayrılıklar ruh çizgilerinin ayrılığından kaynaklanmaktadır ve Rabbimizin rahmetidir. Ressama yön veren, tabiat ve iç dünyasıdır. Tabiat ve iç dünyasının aslına sadık kaldığı oranda yücelir.
Ondan uzaklaştığı oranda alçalır. Ama her ressam kendi gönlüne yansıyanı yansıtır ve böylece çeşitlilik meydana gelir. İnsanlardaki bu farklılığı bilen âlimlerimiz “İnsan adedince Allah’a giden yol vardır. Ancak bütün yollar Rasülüllah’dan geçmelidir” demişler.
Yani her insanın kendine özgü bir dünyası vardır. Ancak bu dünya Kur’an’ın çizdiği alan içinde kurulursa kişi mutlu olur.
Rabbimiz: “Herkesin kendisine yüz çevirdiği bir yönü vardır. O halde hayırlarda yarışınız. Her nerede olursanız Allah sizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir.” buyurur. (Bakara 2/148)
Herkesin bir yönü vardır. Ama insan isterse bütün yönleriyle Rabbine yönelebilir.
Ve yine Rabbimiz buyurur. “De ki: «Herkes kendi yaratılışına/kendisini kalıba sokanına göre hareket eder. O halde Rabbiniz, kimin doğru yolda olduğunu daha iyi bilir.» (İsra süresi ayet 17/84)
İslami terbiye kişilerin yaratılışta getirdikleri kabiliyetlerini değiştirmez.
Ömer’in (R.A.) fıtratında olan şecaat İslam ’dan önce zulüm aleti iken, İslam’dan sonra adalete hizmet etmiştir
Şecaat değişmez. Kullanıldığı alan değişir.
İnsan teniyle yer çekimine tabidir. Canıyla gök çekimine tabidir. Maddenin sakımı kanunu, suyun donma ve kaynama kanunu gibi belirli kanunu yoktur insanın.
Şu derecede donan, şu derecede kaynayan su, dünyanın her tarafında yapılan deneyde aynı neticeyi verir. Ama insanın böyle bir kanunu yoktur. Şu sözle harekete geçer, şu işaretle sever, bu işaretle öldürür ve dünyanın her tarafında bu böyledir denemez insan için.
Maddeler için geçerli kanunlar gibi insan yönetiminde de kesin kanunlar bulmuş olsalardı bütün insanları robotlaştırırlardı.
Bugün trilyonlarca dolar veya ruble genetik, sibernetik, psikolojik, sosyolojik araştırmalara harcanmakta, ama istedikleri sonuçlar alınamamakta. İnsan sosyolojisi ve psikolojisi üzerine yapılan bütün araştırmalar, doktora tezleri, askeri ateşe raporları batının bütün bilgi ve bulgularını alt üst etti.
Geri kalmış ülkelerin uzaktan kontrollü robot devlet yöneticileri bile hiç ummadıkları bir zamanda ipleri koparmaya kalkıveriyor. Onun içindir ki Kur’an-ı Kerim’de Allah’tan (c.c.) sonra en çok bahsedilen insandır. En iyi insan mütehassısı da Peygamber Efendimizdir. O Medine’de kardeşlik tesis ederken: ashabının karakterlerine uygun olarak kardeş yapmış ve en iyi şekilde değerlendirmiştir. (Allah hepsinden razı olsun)
Bu sünnet, daha sonra dört halife ve onları takip eden mütesavvıf ve ilim adamları tarafından devam ettirilmiştir. Camiye ve tekkeye gelen derviş veya berduşun, zengin veya fakirin, amir veya memurun durumuna bakarak iç dünyasının dışa çıkmasına yardım edilmiştir.
Deliler akıllandırılmış. Akıllar ilimlendirilmiş, âlimler ibadete yönlendirilmiş, kabiliyetli olanlar kabiliyeti doğrultusunda mimariye, şiire, edebiyata, cihada, siyasete yönlendirilmiştir.
Yeraltında binlerce yıldır gizli kalan madenleri keşfetmek için maden mühendislerine ihtiyaç olduğu gibi değil daha önemlisi insan kâşiflerine ihtiyaç vardır.
Dünyamızda zekâsı veya kabiliyeti keşfedilmeden kara toprağa giden milyarlarca insan vardır. Asıl ve kötü israf, insan israfıdır. Babalar, analar, öğretmenler, yetkililer, bu çocuklarımızı ne olur pırlantadan, altından, inciden, yakuttan… Daha değerli kabul edelim ve keşfi ile zekâ ve kabiliyetinden bütün insanlığın faydalanmasını sağlayalım.