Hazreti Peygamber, Müslümanlar bir bedenin uzuvları
gibidir sözü ile müminlerin birbirlerine kenetlenerek maddi manevi destek
vermeleri gerektiğine vurgu yapmaktadır. Burada mekân ve zamanın ehemmiyeti yoktur.
Müslüman kardeşinin yanında ve yakınındadır Fakat ne acıdır ki, Mısır da
Müslümanlar acımasızca katledilirken, bizler kardeşlerimizin acılarını hissedip
dua ile katılmanın dışında bir şey yapamıyoruz. Acıya ve acının sergilendiği
görüntülere alıştırılmaya çalışıldığımız gibi zulumat ve kana da alıştırılmaya
çalışılıyoruz. Irak ta Afganistan da, Filistin de, Myanmar da ve Mısır da
Müslümanlara musallat olan zulüm artık kör dünya kadar İslam toplumlarının
diktatörleri ve onlara destek verenlerin de görmediği, hissetmediği ve
duymadığı birer vakıa olmaktadır.
Müslümanlar bir vücudun uzvu gibidirler birine isabet
eden zarar bütün müminleri etkiler. O yüzden yeryüzünde katledilen adaletten ve
bununla birlikte katledilen insanlıktan ne kadar sorumlu olduğumuz konusunda
kendimizi yeniden hesaba çekmemiz gerekir.
Hz. Peygamber in vefatıyla birlikte, Müslümanlar bir
kırılma, çatışma ve kargaşanın içerisine girdiler ve bu süreçle birlikte
başlayan kargaşalar zaman zaman hep devam etti. Özellikle Osmanlı coğrafyasının
dağılıp, un ufak edilmesi ile birlikte bu kırılma süreci daha da bir çıkmaza
girmiş ve başsız kalan İslam toplumları Batının tasallutu altına girerek
kolektif bilinç ve iradelerini kaybetmişlerdir.
Küresel kapitalizm zifiri bir karanlık gibi üzerimize
doğru çöküyor, bizler ise sağa sola savruluyor ve bir türlü bir araya
gelemiyoruz. Müslüman toplumlar artık siyasi, ekonomik, sanat ve bilimsel
çalışmalarda başarılı olsalar dahi, yaşanan kırılma noktasını aşamadıklarından,
emirlerin, kralların ibtidai zümrelerin gölgesinde kalıyor ve
özgürleşemiyorlar. Bugün bu toplumlar, ilimde, sanayide, siyasette, fende
belirgin bir durağanlığa girmekte ve kendi kaderleri ile ilgili karar verme
özgürlüğüne sahip olamadıkları gibi, halkları ile bir bütünlük içinde
yaşayamıyorlar. Özgürlüğünü yitiren diktatörler zümresi efendilerinin emrinde
ve güdümünde hareket etmenin dışında bir şey yapamaz hale geliyorlar. Bütün
bunlar İslam coğrafyasını bir dehlize doğru sürüklüyor ve bu toplumlarda
eğitimli mütedeyyin, ilim erbabı yetiştirmenin önü kesilerek halk siyasi
iktisadi bilimsel ve ahlaki olarak kendilerine yol gösterecek kılavuzlardan
yoksun bırakılıyor. Ferdin ve cemiyetin ahlak ve maneviyatının gelişmesinde ve
olgunlaşmasında öncülük eden kurum ve kuruluşlar inkıtaya uğratıldığından,
müslüman toplumlarda, kendi kültüründen ve inancından haberdar olmayan ve
Batının menfi emellerine teslim olacak bir nesil ortaya çıkıyor. Öyle ki,
inanan samimi Müslümanlar anarşist olarak tanımlanırken kendi değerleriyle bir
uzlaşma sağlayamamış kimseler aydın ve yol gösterici kimseler olarak tarif
ediliyor.
Bugün Mısır da kardeşlerimiz katlediliyor ve dünyanın
çeşitli coğrafyalarında müminler duaları ile yardım istemenin dışında bir şey
yapamıyorlar. Zira içinde bulunduğumuz şartlar bunun dışındaki bütün yolları
müşkül hale getiriyor. Bu nedenle Müslüman toplumların yeniden toparlanıp,
kendi aralarındaki dayanışma ağlarını yeniden ve daha kuvvetli şekilde
oluşturmaları gerekmektedir. Aksi takdirde, bizler bir bedenin uzuvları iken parçalara
ayrılarak düşmanın işini kolaylaştırmış olabiliriz.