Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

İman; Kur’an’ı ve İslam’ı ciddiye almaktır. Müminlerin imanca en mükemmel olanları ahlaken en güzel olanlarıdır. Peygamberimiz; “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur. Hayvanlar âlemine şöyle bir göz attığımız zaman, yalnız olsun toplu halde olsun bir hayvanın, içgüdüsü ile hayatını düzene koyduğunu, işlerini yürüttüğünü görürüz. Mesela karınca topluluğu, yiyeceğini toplamak için birbirine yardım eder, düzen içinde çalışır. Kışın dışarı çıkamayacağı için de yiyeceğini yazdan hazırlar, yuvasında saklar. Bunu daha açık olarak arıları görüyoruz. Bir devletleri ve bir de anaları vardır. Her biri topluluk içindeki görevini dikkatle, yardımlaşarak ve bir düzen içinde yürütür. Bu da düşünen insanlar için bir ibrettir. İnsanlar, akıllı varlıklardır ve akılları ve meziyetleri ile hareket ederler. Toplumun işlerini düzenlemek, ilişkilerini sınırlamak için kanun gereklidir. Ancak kanunun, insanların davranışlarını tek başına kontrol altına alması mümkün değildir. Fertleri arasında yardımlaşma olmadıkça toplum hayatı ayakta durmaz. Bu yardımlaşma da ancak düzenleyici, hak ve görevleri belirleyici bir ahkâmla gerçekleşir. Şunu iyi tespit etmeliyiz ki, yeryüzünde İslam’ın gücüne eşit bir güç yoktur. Bunun için İslamsız saadet olmaz. İslam, insanlara ve cinlere seslenir. İslam; insanın nefsini terbiye ederek yönetir. Bu eğitim iman ve ahlak üzerine bina edilmiştir. Bu eğitimde ahlak, imanla denetim altına alınır. Burada felsefe imanın yerini tutamaz. İnsanlık Kur’an ve İslam’ı ciddiye alıp, bildirdiği esaslara tabi olmadan, barış ve huzur içinde yaşaması mümkün olmaz.

GÖREV

Allah’a iman etmiş, Kur’an’a ve İslam’a teslim olmuş Müslümanların temel görevlerinden birisi de İslam’ın mesajını bütün insanlığa iletmek, Kur’an ve İslam aleyhinde oluşan olumsuz kanaatleri gidermek için ciddi bir tanıtım yapmak, İslam’ı öğrenmek ve öğretmek ve hayata hâkim kılmaktır. İslam’ı tanıtmak üç aşamalıdır. İslam düşmanları; inkârcılar, müşrik ve münafıklar, batılılar ve Siyonistler, İslam’ın kötü bir din ve düzen olduğunu söylüyorlar. Bu olumsuz tanıtım karşısında Müslümanlar; İslam’ın kötü bir şey olmadığını tanıtmak zorundadırlar. Bakara 135: “Yahudiler ve Hıristiyanlar; ‘Yahudi ya da Hıristiyan olunuz ki, doğru, hak yolu bulmuş olasınız’ dediler. Sen de; ‘Hayır, Hanif olan, Hakk’a ve tevhide yönelik İbrahim’in dininde, İslâm dininde birleşelim. Hiçbir zaman o, ilâhlığında, mülkünde, tasarruflarında Allah'a ortak koşan, gizli şirk yaşayan, başka otoriteler de kabul eden müşriklerden, putperestlerden olmadı’ de.” Bu ayette, İslam’ı kötü tanıtanlara karşı takınılacak İslam’ca tavır telkin edilmektedir. Bir başka ayette ise Rabbimiz şöyle buyuruyor.

Bakara 120: “Sen onların inanç sistemlerine uymadıkça, ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar senden memnun olmayacaklar. De ki: Dinleyin! Asıl doğru yol Allah’ın İslam yoludur. Sana gelen bunca ilimden sonra onların kanun ve düzenlerine uyacak olursan, Allah’a karşı seni koruyacak ne bir veli, ne de bir yardımcı olmaz.” Bu ayette de, İslam’ın kötü bir yol olmadığı ifade edilmektedir. İslam’ı tanıtmada ikinci aşama, din ve düzen olarak İslam’ın iyi ve mükemmel olduğunu ortaya koymaktır. Müslümanlar; İslam’ın iyi olduğunu ilimle ve iyi bir örneklikle ortaya koymakla mükelleftir. Âl-i İmran 19: “Allah katında kabul gören din İslam’dır. Daha önce kitap verilenler, azgınlıkları yüzünden kendilerine hakikat bilgisi geldikten sonra, bu konuda farklı görüşlere saplandılar. Allah’ın mesajlarını kim örtbas ederse bilsin ki, Allah hesabı çarçabuk görendir.” Bu ayet, İslam’ın iyi bir din ve düzen olduğuna işaret eden delillerden birisidir. İslam’ın tanıtımında üçüncü aşama ise, dünya ve ahiret saadetine İslamsız ulaşmanın mümkün olmayacağını anlatmaktır. Âl-i İmran 85: “Kim İslam’dan başka yaşayacağı bir din, bir düzen, bir medeniyet ararsa, bilsin ki, Allah huzurunda kendisinden böyle bir din, böyle bir düzen asla kabul görmeyecek, ahirette, ebedi yurtta da zarara uğrayanlardan olacaktır.” Bu ayet, İslamsız saadetin olmayacağını ortaya koyan kesin bir delilidir. Türkiye’de davası İslam olan tek hareket, Milli Görüş’tür. Milli Görüşçülerin de İslam’ı tanıtırken çok dikkatli olmaları gerekir. Zararlı olduğu aşikâr olan sigara içen bir Milli Görüşçü, başkasına nasıl faydalı olabilir. Düşünmek gerekir.

SİYASET VE İMAN

Siyaset ve iktidar, insanı zulme, gurur ve taşkınlığa en çok sevk eden bu sahadır. Bir iktidar, yönettiği halkı faizle, haksız vergilerle ve israflarla eziyorsa, bunu yapanlar, alınlarını secdeden kaldırmasalar, gece gündüz Kur’an okusalar dahi, Allah’ın gazabından ve azabından kendilerini kurtaramazlar. Bunlar, dünyada kendilerini haklı gösterecek savunmalar yapabilirler. Ancak, yaptıkları savunmalar, işledikleri zulüm ve kabahatleri ortadan kaldırmaz.

Siyaset ikidir. Birincisi, Peygamberlerin ve salih müminlerin ıslah siyaseti, ikincisi şeytanın, zalimlerin, inkârcıların ve münafıkların ifsat siyasetidir. Bu bakımdan siyaset, bir iman ve inanç eylemidir. Burada tarafsızlık olmaz. Biz siyaset üstüyüz, bizim siyasetle işimiz olmaz diyenler, şeytan siyasetinin yolunu tutmuş, Yahudi, Hıristiyan ve işbirlikçi münafıkları sırtında taşıyan kölelerden başkası değildir. Müslüman’ın tarafı ıslah siyasetidir. Bu siyaset için Müslüman tek bir ümmet halinde cihat eder. Islah siyasetinin tek adresi ise Milli Görüş=Saadet Partisi’dir. Bu sıradan bir şey değildir. Belki Milli Görüşçüler bile bu manayı hakkıyla kavramamış olabilirler ama bu gerçeği değiştirmez. Bu millet; Milli Görüş’e dönmeden, Adil Düzen’e geçmeden, İslam Birliği’nin kuruluşuna öncülük edecek hale gelmeden, Milli Eğitim’ini Kur’an’la ıslah etmeden, dünyada huzur ve saadet, ahirette ise cennet yüzü göremez. Selam hidayete tabi olanlara…