Bir gün öğrencilerinden bazısı ders öncesi henüz daha
derse vakit var diyerek babalarına gittiler. Onlar oradayken yağmur yağdı.
Derse gelemediler. Ertesi gün hocalarına: Hocam! Dün yağmura yakalandık. Dersi
kaçırdık. Mümkünse dersi tekrarlar mısınız dediler. İmam Mâlik in cevabı
kesindi: Hayır olmaz! Dersi tekrarlayamam! Kim ilim isterse bu uğurda her
zahmete katlanır. .
İmam Mâlik in binleri bulan talebesi vardır. Bu
talebeleri arasında Abbâsî halifelerinden Ebû Ca fer el-Mansûr, Mehdî-Billâh,
Musa el-Hâdi, Hârûnürreşîd vardır. Ayrıca İmam Şâfiî, Leys b. Sa d, Abdullah b.
Mübârek, Evzâî, Süfyân es-Sevrî, Süfyân b. Uyeyne, Ebû Yusuf ve Muhammed b.
Hasan eş-Şeybânî de İmam Mâlik in talebeleri arasındadır. Ebû Hanife de çeşitli
vesilelerle İmam Mâlik le bir araya gelip karşılıklı bilgi alışverişinde
bulunmuştur. İmam Mâlik ten hocalarının çoğu fetva sormuştur. Her halde ilim
uğruna her meşakkate katlanmanın semeresi de bu olmalıdır.
BAŞLARINDA UÇUŞUVERECEKMİŞ GİBİ DURAN KUŞLAR
İmam Mâlik in ilim meclisleri çok kalabalık ve bir o
kadar da sessiz olurdu. Mâlik konuşur, diğerleri sanki başlarında bir kuş
varmış da kıpırdarlarsa uçuşuverecekmiş gibi sabit durulardı. Sessiz ve
kıpırtısız. Meclise yeni gelen biri selam verdi, oradakiler selamını yüksek
sesle almayıp, onun sessizce oturmasını işaret ettiler. Gelen şahıs önce bu durumu
yadırgadı, sonra gözü İmam Mâlik e ilişince, onun keskin bakışlarının tesiri
altına girip, orada oturanlardan birinin yanına usulcacık sokuldu. Ötekilerin
başında bulunan kuşlardan bir tanesi de şimdi onun da başındaydı. Artık onun da
başında kıpırdarsa uçuşuverecekmiş gibi bir kuş bulunuyordu. Bir meclis dolusu
insan, sükûnet, kıpırdamadan pür dikkat hocayı dinleyen başlar, başlarda
kıpırdarlarsa uçuşuverecekmiş gibi duran kuşlar.
YAKILAN ÖD AĞACI VE ÖD AĞACIYLA BUHURLANAN HADİSLER
Şeyh Mâlik, iki yerde ders verirdi, hadis anlatırdı. Biri
evinde. Diğeri Mescid-i Nebevî de. Mescid-i Nebevî deki dersi halka açıktı.
Ancak ders dinleme adabına uymayanları dışarı çıkarırdı. Mescide hastalandıktan
sonra gidemedi ve dersi evinde vermeye başladı. Evinde ders verdiği zamanlar
ise kapısının önü insanlarla dolar taşardı, özellikle de Hac mevsiminde.
Kapıcısına verdiği sıra ile insanları almasını tembihlerdi. Mesele soranlara
dışarı çıkıp sorularını cevaplardı. Hadis dinlemek isteyenleri evine buyur
edip, zevkli ve zengin bir şekilde döşenmiş geniş bir salona alarak, onları
yumuşacık minderlere oturturdu. Onlar otururken kendisi banyoya gidip, gusül
abdesti alır, yıkanır ve güzel kokular sürerek, yeni elbiseler giyer, başına
taylasanını, sarığını kor, kürsüye çıkar, huşu içinde hadis dersini verirdi.
Dersin verildiği salonda öd ağacı yakılır, tütsülerin buhuruyla hadisler
buhurlanırdı. Mis kokular eşliğinde huşu içinde dinlenip, öğrenilen buhur
kokulu hadisler ve şık, güzel giyimli, bakımlı İmam Mâlik.
BOYUN EĞİLEN KİŞİNİN BÜKÜLEN BOYNU
Karşısında heybetinden sultanların bile duramadığı İmam
Mâlik, kürsüde hadis anlatırken başını öne eğip, boynunu bükerdi. Ona bir gün:
Neden hadis anlatırken böyle yapıyorsun denildi. O da: Hz. Peygamber
(s.a.v.) nin Hadis-i Şerifine saygı göstermek için böyle yapıyorum. Eğer
âlimler ilme karşı böyle saygı gösterirlerse, Allah da insanların yanında
onların derecelerini yükselterek, devlet adamlarının yanında onları heybetli ve
vakarlı kılar. Ey ilim talep eden kişi! Sen de ilme saygı göster. Kim ilmin
karşısında tevazu gösterirse, yüce Allah da onu yükseltir. dedi.
GÖZYAŞIYLA İNEN FETVA
İşlerin hayırlı olanı, açık ve aydın olandır. İki şey
arasında kalırsan ve onlarda kuşkun varsa, mevsuk ve sağlam olanı al. diyen
İmam Mâlik, vaki olan meseleler hakkında fetva verir, henüz meydana gelmemiş
farazî meselelerle ilgili olarak görüş belirtmez, fetva vermezdi. Bunun sebebi,
yanılmak ve sünnetten ayrılmış olmak endişesi taşımasıdır. Fetva verirken uzun
boylu, derin derin düşünür, alelacele fetva vermezdi. Acele verilen fetva
neticesi hataya düşmekten korkardı. Çünkü bazen bu verdiği fetvalar
mahkemelerde suçlu-suçsuz ayrımı yapılırken de kullanılırdı. Talebesi İbnü l-
Kâsım bir defasında hocası Mâlik in birisine: Ben bir mesele hakkında on küsûr
yıldan beri düşünmekteyim ve bu ana kadar da kesin bir görüşe varamadım.
derken duyduğunu bildirir. Gerçekten İmam Mâlik, kendisine sorulan soruların
cevaplarını bildiği halde acele ile cevap verip, vebal almak istemezdi.
Bildirilen meselelere vereceği cevabın Kur an a ve Peygamber e uyup uymadığını,
araştırıp, en doğru çözümü üretmek, en doğru cevabı verebilmek için gece boyu
uğraşır, uyku uyumazdı. Allah ve Resûlü adına yanlış bir hüküm vermekten hep
çekindi. Yine bir gün bir mesele sorulur İmam Mâlik e. Mâlik soruyu soran
kişiye: Cevabını yarın gel al diyerek gönderdi. Mâlik yine bir fetva
verecekti ve yine tereddüt içindeydi. Yanındakiler kendisine bu hususu
sorduklarında, ağladı ve şöyle dedi: Ben bu meseleler hakkında vereceğim hükümden,
fetvadan sorumlu tutulup, çok çetin bir günle karşılaşacağımdan korkuyorum
dedi. O heybetli Mâlik fetvanın ağırlığı altında ezilmiş, ağlıyordu. Sözlerine
devam etti: Bir meseleye cevap vermek isteyen kimse, cennet veya cehennemi,
gözünün önüne getirsin ve ahirette kurtuluşunun nasıl olacağını bir düşünsün.
Birisi ona bir mesele sordu ve basit, kolay bir mesele bu. dedi. Adamın bu
son sözüne kızan İmam Mâlik: Basit, kolay bir mesele öyle mi dedi. Sonra
ekledi: İlimde basit, hafif bir şey olamaz. Allahu Teâlâ nın Müzzemmil
Sûresi nin beşinci âyetinde, Sana ağır bir söz indireceğiz. dediğini duymadın
mı İlmin hepsi ağırdır. Bilhassa kıyamet günü sorulup hesap verilecek
olanlar.