MÜRSELÂT - MULKİYÂT ilişkisine bakmıştık…
Sonra ÂSIFÂT - NÂŞİRÂT ile devam etmiştik… “Âsıfât” ve “Nâşirât”tan sonra “Fârikât” kelimesi gelmektedir. (Mürselat Sûresi, 77/1-6)

“Fırka” veya “Fılka” kayalıklardan kopan taş parçası anlamındadır; ayırmak, bölmek veya seçmek manasındadır. Neşredilmiş veya asfedilmiş gönderilenlerin seçilerek bize uygun olanların alınmasıdır.
Bugün bunun en açık örneği antenden gelen pek çok dalgalardan istediğimizi seçip alarak belli kanalı veya dalgayı seyredebilmemiz veya dinleyebilmemizdir. Şimdi odamızda binlerce istasyonların dalgaları vardır ama biz onları alamıyoruz. Radyomuz veya televizyonumuz onlardan birini seçerek hoparlöre veya ekrana getirmekte ve bize göstermektedir.

Tüm varlıklarda böyle seçicilik özelliği vardır. Çeşitli araçlar kullanırlar. Bunlar renk olabilir, ses olabilir, koku olabilir.

Arılar kovanlarına giren yabancı arıyı özel kokularıyla seçerler.
Bedenimizdeki hücreler vücuda giren yabancı maddeleri seçicilik sayesinde ayırırlar.
Bunun için kullandıkları cihazlar vardır.

Atomlar da kendilerine özgü ışığı seçerek yayınlarlar, bu sayede yıldızlarda olan maddelerin cinslerini ve nisbi miktarlarını bilebilirler.

Bugün ışık analizleri yardımıyla birçok maddenin hangi elementleri ihtiva ettiğini çok kolaylıkla tesbit edebiliriz.

Milyonlarca insanı seçicilik sayesinde tanıyabiliyoruz.
Kitaptaki harfleri seçicilik sayesinde birbirinden ayırıyoruz.
Kur’an tüm hayatımızı düzenleyen canlı ve cansız bütün âlemlerdeki ilişkiyi sistemli bir şekilde ortaya koyan ayırıcılara ve seçicilere yemin etmektedir.

Seçiciliğin ne kadar büyük bir öneminin olduğunu en basit bir düşüncemizle bulmamız mümkündür. Seçicilik olamasaydı, mesela bozulmuş bir yiyecekle bozulmamış bir yiyeceği anlayamayacak ve zehirlenebilecektik.

Seçicilik maddesinin iyi kavranabilmesi için bu husustaki matematikle ilgili kuralları gözden geçirelim: (Matematik Notları “SEÇİCİLİK” maddesine bak; bunun için www.akevler.org sitesinde “Site İçi Arama” yapabilirsiniz...)

Şimdi “Fârikâtlar”ın uygulamasını yapalım.
Kâinatta “Âlem”in genel ekseni VÜCUT (VARLIK) ve TESİR (ETKİ) ile “İnsan”ın özel ekseni GAYE (AMAÇ) ve MEŞİET (DİLEME) ile irtibat düzlemini oluşturur. Bunları birleştiren de ikişer olarak şöyledir: “Vücut” ile “Gaye” arasında “Fıtrat” yerini alır. Bunlar kurallı olaylar, değişmez olaylardır yani tükenmezler, bitmezler. Yaratılıştan beri aynı kanunlarla ve aynı miktarda varlıklarını sürdürmektedirler. Madde ve enerjiyi içermektedirler. Oysa “Tesir” ile “Gaye” arasında olan olaylar da kurallıdır, belli kanunlara tabidirler.

Ne var ki burada entropinin büyümesi vardır. Faydalı enerjinin tükenmesi vardır. Güneş soğuyor. Soğuma kurallıdır. Güneş sıcak cisimden soğuk cisme dönüşecektir. Geri dönüş de olmayacaktır. Kur’an’da buna “fânilik” denmektedir. Kurallı oluşların yanında kuralsız oluşlar vardır. Bunlara “gaybi oluşlar” deniyor. Bu da elbette iradeye dayanacak, meşiete dayanacaktır. “Meşiet” ile “İrade” arasındaki fark, “Meşiet” bir kimsenin başka birinden bir şey beklemeksizin kendi kendine bir şeyi dilemesidir. “İrade” ise başkasının üzerinde bir şeyin olmasını istemesidir. İrade de iki şekilde tezahür etmektedir. Ani irade ile istenenin var olmasıdır. Buna “hilkat” diyoruz. Yahut tedricen gelişerek daha üst oluşlara gitme şeklinde olur. Buna “rabvet” veya “evrim” diyoruz. “Evrim” ile “Fânilik” tesir tarafında, “Fıtrat” ila “Hilkat” ise diğer tarafında yer alacaktır. “Fıtrat” ve “Fânilik” hisabidir, “Hilkat” ve “Rabvet” ise gaybidir. Kâinat bunlar üzerinde oluşmuştur.
(Devamı var.)