Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca nın
Davam kitabını okudunuz mu Bu kitap, hedefe kilitlenmiş çağımızdaki ideal
bir dava adamının yılmayan, yıkılmayan, vazgeçmeyen çelikleşmiş azmini ortaya koyuyor.
Sağlam bir akidenin ilim, fikir ve tecrübeyle birleştiğini görüyoruz. Erbakan
Hoca nın temel konulardaki görüş ve uygulamaları yer alıyor bu kitapta.
İlim konusuna geniş yer verilmiş. İlimlerin kurucusunun
Müslümanlar olduğu tezi matematiksel açıklıkla ispat edilmiş. Müslümanların
Batı daki bilimsel ve teknolojik gelişmeler karşısında aşağılık
duygusuna kapılmaları yerine, kendi değerlerini esas
alarak ilimleri daha da geliştirme konusunda çalışmalar yapması gerektiği
vurgulanıyor.
Batılıların yaptığı binalar, köprüler, jetler, roketler,
karmakarışık aletler, elektronik sistemleri Müslümanlardan aldıkları
formüllerle geliştirdikleri anlatılıyor. Batılı ilim adamlarının yeni formüller
üretemedikleri için bir noktaya gelip tıkandıklarına yer veriliyor. Erbakan
Hoca, Halbuki ilim, aslında onların gelip tıkandıkları noktadan sonra başlar
(Sh. 52) diyerek madde, enerji ve kuvvet in ne olduğunu anlamadan bir yere
varılamayacağını ortaya koyuyor.
Bu konuda, Yahûdî bilim adamı Einstein in ömrünün sonlarında
söylediği şu sözleri delil olarak gösteriyor: Ben ömrümde uzun müddet,
hakikaten bu maddeyle, enerjiyle, kuvvetle uğraşıp bir sürü hesaplar yaptım,
ama bütün ömrüm boyunca bunların ne olduğunu anlayamadım. Hatta size bir şey
söyleyeyim: Acaba biz hesaplar yaparken madde, enerji, kuvvet gibi mefhumları
kullanacağımıza, bunların yerine başka kavramları kullanmış olsaydık, acaba
daha mı kolay hesap yapardık Bunu da bilemiyorum. Yalnız hissettiğim bir şey
var: O da bu enerji, madde, kuvvet diye birbirinden ayrı üç mefhum olmadığıdır.
Ben bu işte bir tevhit hissediyorum. Bu bazen enerji haline, bazen madde haline
giriyor, bazen de kuvvet haline giriyor. Bunu hissediyorum ama bir türlü ne
olduğunu bulamıyorum. (Sh. 53)
İlim Adamı Mütevazidir
Erbakan Hoca, Batılı ilim adamlarının kullandığı
kavramlara nüfûz edemediğini, elde ettiği sonuçlar karşısında da Müslümanları
tepeden bakıp kibir ve gurura kapıldıklarını anlatır: Bu tıkanıklık,
mefhumların ne olduğunu bilmemekten ileri gelmektedir diyerek ilim adamlarına
şu gerçeği kavramaya davet eder:
İlim Allah ı bilmekle başlar. İnsanların bütün hepsini
toplasak, Cenâb-ı Hakk ın sonsuz ilmi karşısında denizde bir noktayı dahi
tutmaz. Onun için bu adamın böyle bir tavır takınmaya aslında hakkı yok. O,
kulluğunu bilse Cenâb-ı Hakk ın ilminin genişliğini takdir ve tasavvur edebilse
kibirlenemez. Cenâb-ı Hak tan sadece kendisine daha fazla ilim vermesini niyâz
eder. (Sh.55)
Davam adlı kitap, ilk insandan bu yana ilmin gelişme
seyrini de incelemeye alır. Genel kanaatin, ateşin öğrenilmesi ile başlayan
sürecin taş devri gibi çeşitli dönemlerden geçerek öğrene öğrene bugünlere
geldiği şeklinde olduğunu anlatır. Bu düşüncenin ilmî yönü ise şöyle izah
edilir:
-İlimler tarihinde yapılan incelemeler gösteriyor ki insanlar,
ilk bilgilerden bugüne böyle basamak basamak muntazam bir merdiveni çıkmış gibi
gelmemişlerdir. Ya nasıl gelmişlerdir Bunu incelediğimiz zaman şöyle bir
gelişme görüyoruz: İlk devrin insanları yavaş yavaş bilgi sahibi olmuşlar ama
bir yere gelmişler, bir yerden sonra birden bire artmış. (Sh. 56) Bu artışın
vahiy yoluyla Allah tan gelen bilgi sebebiyle olduğunu öğreniyoruz.
İlmin Zirvesi Asr-I Saadet
Kitap, Asr-ı Saadet le birlikte ilmin yükselişe geçtiğine
yer vererek bu dönemde Müslümanların ilme yaptıkları hizmetlere açıklık
getirir. Sonraki yüzyıllarda Batılı bilim adamlarının Müslümanlara ait
bilgileri ezber ve taklit yoluyla aldıkları anlatılır. İslâm âlimleri ile
Batılı bilim adamlarının durumları kıyaslanır. Meselâ; İslâm âlimleri bilginin kaynağını
ve kimden aldıklarını belirtmelerine rağmen, Avrupalıların bu ilimleri kimden
aldıklarını katiyen söylemedikleri gerçeğine yer verilir.
Müslümanların ilimler karşısındaki durumu şöyle izah
edilir: İnsanlık tarihinde Asr-ı Saadet ten Rönesans a kadar geçen yedi
asırlık devir var ki, bu devirde insanlığın ilimlerini Müslümanlar inkişaf
ettiriyor. Araştırmalar gösteriyor ki, bugünkü insan bilgisinin en aşağı yüzde
60-70 ini Müslümanlar inkişaf ettirmişlerdir. (Sh. 57)
Bu sözler kitapta uzun uzun izah ve ispat edilir.
Kibirli, gururlu, taklitçi sözde Batı aydınlarının bu ilimlerin kendilerine ait
olduğunu iddia ederek bencillikleri sebebiyle insanlığı yanlış yönlendirdikleri
açıklanır. Avrupalıların ezbere aldıkları bilgileri ancak dört asır sonra anlamaya
başladıkları ifade edilir:
-Avrupalılar, Müslümanlardan ilimleri alırken seviyeleri
bu ilimleri almaya müsait değildi. Yani, Avrupalılar, Müslümanlardan ilimleri
alırlarken yukarıdan aşağıya almışlardır. Müslümanlar yukarıdaydı, Avrupalılar
aşağıdaydı. Ne bakımdan Müslümanlar yukarıdaydı Avrupalılar, bu ilimleri
alırken önce lisanları bu ilimleri almaya müsait değildi. Müslüman
kitaplarındaki mefhumları kavrayamıyorlardı. 14. asırda tercüme ettikleri
kitaplardaki mefhumları ancak 18. asırda anlamaya başlamışlardır. (Sh. 59)
Müslümanlar inançlarının verdiği dinamizmle ilimlerin
öncüsü olduklarını fark edip ellerindeki hazineyi iyi tanımalı ve bu hazineyi
genişletmeye çalışmalıdırlar. İnsanlığın buna ihtiyacı var.