Obama, beklenildiği üzere bir kez daha seçildi. Dolayısıyla ortada sürpriz sayılabilecek bir durum yok. Fakat burada asıl dikkat çekici ve şaşırtıcı husus, Obamanın seçilmesine yönelik verilen farklı tepkiler.

Özellikle Obamanın ilk seçimde kullandığı "değişim" sözcüğünün büyüsüne kendisini kaptırmış ve bunu daha çok kendi ülkelerindeki sistemlerle bir hesaplaşmaya sürüklemiş halklar açısından. Nitekim, Arapların bir kısmı "Tebrikler Ebu Hüseyin" derken, bir diğer kesim (Mübarek ve Bin Ali taraftarları gibi) "İkinci Obama Dönemi"nden pek de memnun görünmüyorlar.

Sanki kendi başkan adayları kazanmış ya da kaybetmiş gibi bir hava var ortada...

Söz konusu durum üç aşağı beş yukarı Türkiye açısından da geçerli. 2008de Obama için kurban kesenler muhtemelen bu sefer de aynı şeyi yapacaklar. Hatta neredeyse zil takıp oynayacaklar. Bir diğer kesim ise, bir sonraki seçimlere kadar umutlarını korumaya çalışacak ve seçimler öncesi bir kasırganın daha çıkmaması için dua edecekler. Dolayısıyla dünya, adeta ABDdeki adaylar üzerinden ikiye bölünmüş durumda; Obamacılar ve Romneyciler olarak...

Fazlasıyla trajikomik bir durum, fakat bir o kadar da hakikat! Açıkçası, bu nasıl bir ruh halidir anlamak o kadar kolay değil. Fakat, diğer taraftan itiraf etmek gerekir ki, oluş(turul)an bu hava bile, her şeye rağmen ABDnin küresel sistemdeki etkin, belirleyici rolünü bir kez daha ortaya koyması açısından oldukça önemli.

Peki, sizce bu durumun altında neler yatıyor olabilir ABDdeki başkanlık seçimi, özellikle de bu son seçimler niçin tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor Özellikle de Türk-İslam coğrafyası Obama ile kendini neden bu kadar özdeşleştirmiş durumda Acaba bu seçim sonuçları ile kendi kaderleri arasında bir bağlantı mı kuruyorlar

Açıkçası bu durum bile, Amerikan gücünün dünya üzerinde yaşattığı etkiyi ortaya koyması itibarıyla oldukça dikkat çekici. Özü itibarıyla bir ülkenin iç siyasi meselesi olması gereken bir husus, gelinen aşama itibarıyla artık tüm dünyanın sorunu haline dönüşmüş vaziyette.

Acaba bunda ABDnin büyük gücü kadar, Amerikan hegemonyasının geleceğiyle ilgili bir takım endişelere, arayışlara bir çözüm yolu olarak dünyanın diğer kesimini de ortak etme düşüncesi dahil edilebilir mi

Bir diğer ifadeyle, burada "ortak kader" inşası noktasında ABD hegemonyasını "ortak kavramlar, semboller-simgeler, endişeler-beklentiler" üzerinden daha az maliyetle, daha etkin bir şekilde oluşturmaya yönelik yeni bir strateji mi söz konusu Bu yeni strateji bir gönüllüler koalisyonunu mu hedefliyor

Peki, tüm bunların dışında, seçimler sonrası yapılan ilk değerlendirmelerde Obamanın "Amerikadaki derin mekanizmalara, kumar baronlarına, mülti milyarderlere ve Yahudi lobisine rağmen" yeniden başkan seçilmesi ifadesi ne anlama geliyor Acaba, bundan sonraki süreçte ABDyi de kendi içerisinde bir "ergenekon süreci" mi bekliyor ABD, Obama ile kendi "ergenekon operasyonunu" mu gerçekleştirecek

"Değişim rüzgarı" ya da daha yerinde bir ifadeyle "değişim kasırgası" bu sefer derin Amerikanın yeniden yapılandırılması noktasında mı karşımıza çıkacak

Tüm bu sorulara verilecek cevap, Amerika gücünün geleceği kadar, küresel güç mücadelesinin seyrini ve hiç kuşkusuz Türkiyenin, Türk-İslam dünyasının da geleceğini oldukça yakından ilgilendiriyor.

Dolayısıyla, tek kutuplu sistemin düşüşteki gücü ABDnin İkinci Obama döneminde izleyeceği iç ve dış siyaset oldukça önemli. Bu durum dünyanın diğer devletleri, halkları açısından olduğu kadar, Türkiye açısından da geçerli. Özellikle de Obama ile Arap Baharı sürecinde sıkı bir başlangıç yapan, fakat Suriyede işlerin ters gitmeye başlamasıyla birlikte ikili işbirliğinin farklı bir kulvara girmeye başladığını gören bir takım çevreler açısından...

Unutulmaması gerekir ki, Başkan Obama ABDde tek taraflı politikaların iflası ve Amerikan gücünün sınırlarının farkına varıldığı bir dönemde, sistemin bilinçli bir tercihi olarak piyasaya sürülen bir lider olarak karşımıza çıkartıldı.

Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse, Obama renkli kişiliği ve isminden de rahatlıkla anlaşılabilecek karışık kimliğiyle (etnik ve dini inançları itibarıyla) özellikle İslam dünyasına ve "Güney Ülkeleri"ne yönelik bir tercih olarak karşımıza çıkarken; diğer taraftan, ABD içindeki şahin kanadın etkisini kırmaya yönelik direnciyle de dikkatleri çekmeyi başardı, özellikle de Yahudi lobisi ve Netanyahu İsraili bağlamında ortaya koyduğu tavırla. Dolayısıyla önümüzdeki süreç, ABD iç sistemindeki mücadeleler itibarıyla başta Türkiye ve İsrail olmak üzere, tüm dünyayı derinden etkileme kapasitesine sahip önemli gelişmelere gebe.