Bir zamanlar köhne bir yapısı olsa da güzeldi İstanbul! Bakımsızdı, çöpü-çamuru-çukuru çoktu ama yine de nostaljik açıdan güzeldi. Adı yeterdi 'Güzel İstanbul' diye. Namı yeterdi 'Taşı toprağı altın' diye. Şanı yeterdi, çünkü Peygamber'in övdüğü şehirdi. Uğruna çağlar kapanıp, çağlar açılmıştı.

Denizi, boğazı, köprüsü, efsaneydi. Kız Kulesi, Galata Kulesi, Çırağan Sarayı ile muhteşemdi. Yedi tepesi, camileri, müzeleri görülmeye değerdi. Bir güzel silüeti vardı, gün batımında seyre değer İstanbul'un. Görmeyenlerin hasret çektiği, özlem duyduğu efsane şehirdi!

Bir zamanlar sokaklarında yoğurçusu vardı, bakraç bakraç yoğurt satan. Meydanlarında lahmacuncusu sandık sandık, sıcak sıcak... Üç tekerlekli arabasında kâh tane tane badem, kâh dilim dilim karpuz satan... Buz gibi limonata satıcıları... Hatta köhne köşelerin tombalacıları vardı.

Evet bakımsızdı, varoşlarında plansız çarpık evleri vardı. Susuzdu İstanbul, yeşile çimene hastetti. Oksijeni tükenmişti ağaçsızlıktan... Ama yine de güzeldi canım İstanbul!

Evet, biraz bakıma ihtiyacı vardı. Teşpihte hata olmaz, hanım eli değmeliydi tabiri caizse. Açıkçası Milli görüş belediyeciliğinden mahrumdu. Evet, evet! Milli Görüş belediyeciliği...

Nihayet gün gelmiş, kavuşmuştu İstanbul özlediği belediyecilik anlayışına. Tam da Milli Görüşçü bir başkan seçmişti kendisine. Recep Tayyip Erdoğan. Aşıkın maşukuna kavuştuğu gibi mutlu bir buluşmaydı İstanbul için.

Evet siz Milli Görüşçü başkan!.. Hemen kolları sıvayıp, işe koyulmuştunuz. Islah etmiştiniz, Istranca derelerini de susuzluktan kurtarmıştınız Allah'ın yardımıyla, abartı olmasın tez zamanda. Öyle ki suya gark olduydu İstanbullu. Hele bir de geçerken yanından insanların burnunu tuttuğu Haliç'i desenize, aslına döndü kısa bir sürede ki başkalarının hayali bile yetişemezdi. 'Yemyeşil bir İstanbul' hayalleri bile yeşermeye başlamıştı İstanbullunun... Ne de çok sevinmişti...

Evet gerçekten de islah etmiştiniz İstanbul'u. Ancak o zaman milli görüşçüydünüz. Tabi Milli Görüşçü kadrolarla beraber. Sadece dört yıl be yav, sadece dört yılda destanlar yazıldı şehri İstanbul'da.

Tam da hak ettiği haklı gururunu yaşayacaktı ki nazar değdi birden bire. Çeldiler bir anda Milli Görüşçü başkanın aklını. Nereden bilebilirdik ki bu kadar çabuk pes edecek de çıkaracak sırtından Milli Görüş gömleğini. Nereden bilebilirdik ki dün savunduklarının tam tersini yapacak da kendi itirafıyla ihanet edecekti İstanbul'a.

Dört yılda göğsünü kabartmıştınız İstanbullunun. Müthiş bir teveccüh görmüştünüz saf temiz yürekli insanlardan. Tabi Milli Görüş sayesinde. Hem de ne teveccüh, yirmi yıldan fazla oldu hâlâ meyvesini yiyip duruyorsunuz.

Peki, o ihanet orada mı kaldı? Hayır! Mahvetti, berbat etti İstanbul'u. Yatay büyüdü, dikey büyüdü. Artık kimse durduramıyor, ucube bir hal aldı ne yazık ki. Taştı taş İstanbul. Durulacak hali kalmadı. Nüfus patlaması oldu. Beraberinde trafik keşmekeşi aldı başını yürüdü. Girdiğiniz sokaktan çıkamıyor, çıktığınız sokağa giremiyorsunuz... Vallahi billahi artık boğuluyoruz!
İmdaat! Yok mu sesimizi duyan!..

Ha! Tabi sizin en büyük ihanetiniz Milli Görüşe oldu. Onun liderine, Erbakan'a oldu. Sadece o mu? Büyüdü büyüdü bütün bir millete, onu da aştı bütün bir ümmete kadar ulaştı. Bu sebepten ahlar-vahlar Arş'a ulaştı. Allah'tan korkun, yeter artık, o Arş ki bir titrerse feleğiniz şaşar Alim Allah. Neyinize güveniyorsunuz?..
Bu arada bunu da hatırlatayım istedim.