Bismillahirrahmanirrahim;
ŞUUR; olup bitenin farkında olmak, işin nereye varacağını görmek, bir çalışmanın hayra mı, şerre mi hizmet ettiğini bilmek gibi anlamlara geliyor. Büyük badirelerin içinden geçiyoruz. Türkiye’yi uçuruma sürükleyebilecek 15 Temmuz kalkışmasını yaşadık. Bu kadar tecrübeden sonra ayağımızın sağlam zemine basması için her türlü tedbiri almalıyız. Allah Resulü (sav) uyarır: “Müslüman bir delikten iki defa ısırılmaz.” (Buhari, Müslim)
Sömürgeci güçlerin Türkiye ve İslam dünyası üzerindeki hesapları, terörün hedef aldığı ülkeler, dinimizi alet ederek darbe hesapları yapanlar… Türkiye’nin her konuda devamlı uyanık ve hazırlıklı olması gerekli! “Su uyur, düşman uyumaz.” 15 Temmuz’dan sonra düşmanlarımızın pes ettiklerini sanmayın. Yeni planların peşinde olduklarından şüphe yok.
15 Temmuz, küresel sömürgeci güçlerin projesiydi. “Kale içinden alınır” hilesiyle içimizden bazılarını “kukla” olarak kullandılar. Derenin kuşunu derenin taşıyla vurmak istediler. İnsanımızdaki İslâmî bilgi eksikliğinden faydalandılar. Özellikle Akaid konusunda. Dikkat ederseniz; halkın, sömürgeci güçlerin çömezlerine aldanmasının temelinde sağlam akide eksikliği yatmaktadır.
Gülen’in kitap ve konuşmaları arasına serpiştirilmiş akide yanlışlarını ancak ilimle anlayabilirsiniz. 1970’li yıllarda İzmir Hisar Camii’nde Kur’an’ı göstererek, “Siz bunun hükmünü attınız; bense şeklini atıyorum” diyerek yere fırlatmıştı. Cemaat ağlaşmakla yetindi. Allah’ın muhkem farzını, “Başörtü teferruattır” demesi; “Cebrail parti kursa oy vermem” sözleri de bu türden. Hocalarımızın, halkımızın iyi bir Akaid ve Kelâm bilgisine ihtiyacı var.
AYNI HATAYA DÜŞMEYELİM
DİYANET İşleri Başkanımız Muhterem Mehmet Görmez Hoca, Diyanet dergisinin Ağustos 2016 sayısında 15 Temmuz kalkışmasıyla ilgili, “Diyanet olarak (FETÖ’yü) geç idrak etmenin teessürü içindeyiz” itirafında bulunarak şunları yazmıştı: “Yüce Kitab’ımızda Allah bizi ‘Dikkat edin! O aldatanlar sizi Allah ile aldatmasın’ diye ikaz etmesinin hikmetini ağır bir imtihanla hem ülke ve millet olarak; hem de Diyanet ve İlahiyat camiası olarak oldukça geç idrak etmenin derin teessürü içindeyiz. Kendilerini gizlediler… Gereken dersi çıkardık… İlahiyatçılar susmasın!..”
Önemli itiraf da; “Diyanet ve ulema sustu; FETÖ palazlandı” diyen İlahiyatçı Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma Hoca’dan gelmişti: “FETÖ’nün sebebi Diyanet’tir, benim gibi hocalardır. Çünkü İslâm’a aykırı pek çok faaliyette bulunurken Diyanet onunla mücadele etmedi.” (Yeni Akit, 7. 11. 2016)
Türkiye olarak, o günlerdeki itirafların gereğinin yapılmasını, tedbirde kusur edilmemesini bekliyoruz. Çünkü Paralel Din Yapılanması (PDY) küresel sömürgecilerin Türkiye ve İslam dünyasını yıkma projesiydi. Bundan vazgeçildiğini sanmayın. Yeni kuklalarla B planının sürdüğü şüphesiz. Türkiye gibi merkez bir ülkeyi ihmal etmezler.
Allah Resulü (sav) uyarır: “İki sınıf insan iyi olursa bütün toplum iyi olur. Bozulurlarsa bütün toplum bozulur. Onlar yöneticiler ve âlimlerdir.” (Camiu’sSağir) Yönetici ve âlimler sorumluluk şuuru taşımalı.
MÜSLÜMAN ŞUURLU OLUR
İSLAM, bütün insanlığa gönderilmiş evrensel bir dindir. İnsanlığa, dünya ve ahiret saadetine ulaştırmayı; huzur toplumunu amaçlar. Osmanlı’da İstanbul’a “Dersaadet - Saadet yurdu” denilmesinin sebebi budur. İslam hayat dinidir; yaşanırsa meyvesi görülür. Konuşulan değil; yaşanan bir dindir. “Kim bildiğini yaşarsa, Allah ona bilmediğini öğretir.” (Tirmizi) İlmin zekâtı onu bilmeyene öğretmektir.
DİB’in personeli 150 bini geçti. Her ilde İlahiyat Fakülteleri var. İmam Hatip okullarının sayısı oldukça arttı. Okullarda din dersi; seçmeli Kur’an, Dini Bilgiler, Siyer dersleri okutan öğretmenler... Din gönüllülerinin sayısı da az değil. İnsan kaynaklarımızı zayi etmeden bunca insanın hizmet verimliliğine dönüştürüldüğünü düşünebiliyor musunuz? “İnsan, Kıyamet günü bildiğiyle amel edip etmediğinden hesaba çekilmedikçe Allah’ın huzurundan ayrılamaz.” (Taberani) İlim sahibinin salih ameli bilmeyene öğretmektir.
İslâm samimiyettir; ihlaslı insanlar eliyle temsil edilmelidir. İmamlık “geçim kapısı” olarak değil; yüce bir emanet olarak görülmelidir. İslâm dünyevileştirilemez. Hocalarımız; günübirlik söylemlerle, “günün adamı”, “günün konuşanı” olamaz; çağları aşan inancın söylemini seslendirirler.
Mehmet Görmez Hoca, 2016 Hac değerlendirme Toplantısı’nda, “hizmetlerdeki ruh eksikliği”ne dikkat çekmişti. Bu eksiklik her alanda giderilmeli; İslam’ı şuurlu olarak temsil eden samimi insanların fedakârlığıyla, dinimiz sahih kayaklardan öğrenilmelidir.
Erbakan Hoca her fırsatta kadrolarına anlatırdı: “İslam namazla başlar; fakat namazla bitmez. Müslüman olmak yetmez; şuurlu Müslüman olmalıyız. Sömürgeci güçlerin yönettiği namaz kılan köleler olamayız.”; “Emrolunduğumuz gibi istikamet üzere olacağız.” (Hûd, 113)