Bismillâhirrahmânirrahîm;

Her alanın öncüleri, başarılarıyla rol model olabilen simaları vardır. Onlar toplumu besler, iyi örneklerin “kalıcı” hale gelmesini sağlar. Sağlam toplum inşası o fedakâr insanların gayretleriyle gerçekleşir. Rahmetli Süleyman Arif Emre bu çeşit insanlardandı.

Fikir, sanat ve edebiyata ilgi duydu. Bu çevrelerle içli dışlı oldu. Şiirle uğraştı. Millî Gazete’de makaleleri yayınlandı. Derunî hislerle yazdı şiirlerini. İman, aşk, tefekkür ve maneviyat gibi konuları işledi. Necip Fazıl samimi, duygu yüklü bu şiirlerin kitaplaşmasının teşvikçisi oldu.

Arif Emre kâinatı tefekküre çağırdı: “Topraklara bastıkça, O Sübhan’ı hatırla, / Toprak tenine bahşedilen canı hatırla.” “Olmak Demiştin” şiiri “sonsuzluk özlemi”nin tezahürüdür: “Bu beden her mihnete, her belâya katlanır, / Lâkin maksat ne olmaktır, ne ölmektir, ne solmaktır, / Maksat olmaksa demiştin, / ‘Olmak’, ‘O’nu bulmak’tır.” Kıbrıs Barış Harekâtı’nda zalimlere meydan okudu: “Ey fakir milletlerin kan içen zalimleri! / Bizde şeref, bizde şan, bizde vicdan konuşur.”

Bilgelik ve olgunluğunda sanatçı kişiliğinin rolü büyüktür. Necip Fazıl, Serdengeçti gibi fikir, sanat çevreleriyle kaynaşmış olması onu siyasetin içine çekti.

Siyasette 35 Yıl kitabındaki “Neden Siyaset?” başlıklı yazısında, “İşleri ehline verme” hadisini hatırlatır: “Ehil kişiler siyasetten kaçınırsa o cemiyette yaşayanların şikâyet etmeye hakları kalmaz.”

1956’da siyasete girdi. Hürriyet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi’ne girmişse de oralarda aradığını bulamadı.

MANEVİYAT YÜRÜYÜŞÜ

Mevcut siyasi atmosferden rahatsızdı. Maneviyatçı bir parti arayışına girdi. Yani, yeni bir parti… Bu özlemini şöyle anlatır:

“Meclis’te bizim milletimizin karakterine uygun bir parti yok. Taban Adalet Partisi’nde kalmış, ama yönetim tabandan kopuk. Meclis bizim arzuladığımız Meclis değil. Dahası, bizim millî ve manevî değerlerimize tam manasıyla hizmet edecek bir parti de yok. Sadece bu parti, şu partiye nispetle daha ehven-i şer zihniyeti var.”

Muhterem Emre maneviyatçı bir partinin kurulması için var gücüyle çalıştı. İstişarelere katıldı. 1969’daki “Bağımsızlar Hareketi”nden sonra kurulan Millî Nizam Partisi’nin Genel Sekreterliği’ni üstlendi. Bu partinin kapatılmasından sonra kurulan MSP’nin kurucu genel başkanı seçildi. Erbakan Hoca’ya tam destek verdi. Manevî bir atmosfer oluşması için çalıştılar.

Millî Görüş partilerinin en önde yürüyen bayrağı “önce ahlâk ve maneviyat”tı. Erbakan Hoca’nın inanç, kararlılık ve dinamizmi, MSP dönemindeki efsanevî hizmetlerin yolunu açtı. Milletimize cesaret ve güven geldi.

12 Eylül darbesiyle, diğer partiler gibi MSP de kapatılmış, mahkeme süreci başlamıştı. Olağanüstü dönemin etkisiyle hâkimler MSP’ye karşı “peşin hükümlü”ydüler. Hâkim Kayahan Özden, Erbakan’ı sorguluyordu. Hoca band çözümlerindeki tapelerin tutarsızlığına dikkat çekti. Hâkim kızdı. Tam o sırada tavanı delercesine şiddetli dolu yağmaya başladı. Hâkimlerin benzi attı. Dolu yalnız o binaya yağmıştı. Korkudan hâkimin kızgınlığı geçti. (Siyasette 35 Yıl, C. 3, Sh. 273-274)

İBRETLİK OLAYLAR

12 Eylül sonrası bazı partilerle MSP’nin ileri gelenleri Kirazlıdere Tutukevi’ne konuldu. Darbeciler MSP’lilerin idamını düşünüyordu. “Cellât” olarak anılmaktan da korkuyorlardı.  İşi mahkemeye havale ettiler. MSP’liler kadere rıza gösterdiler. Hapishaneyi medreseye çevirdiler. Tefsir, hadis dersleri okudular. Beraber oldukları Türkeş kendisini ibadete verdi. Suçsuz bulunarak, Allah’ın yardımıyla serbest kaldılar. Allah’ın kendi yolunda olanları yolda bırakmadığını bir kez daha gördük.

Daha sonra kurulan RP, Türkiye’nin 1. partisi oldu. Arif Emre 1996’da Meclis Başkanı seçildi. O yıl Fransa Cumhurbaşkanı Mitterrand öldü. Cumhurbaşkanı Demirel cenaze törenine katılacaktı. Vekâlet Meclis Başkanı’nın hakkıydı. Fakat Demirel Emre’nin vekâletinde isteksizdi. Giderken hatırlattı: “Türkiye’yi sana emanet ediyorum. Sakın bir problem çıkmasın!” Muhterem Emre gülümseyerek espriyi patlattı: “Ne fark eder Sayın Demirel! Emanet bir Süleyman’dan diğer Süleyman’a geçiyor.”

Muhterem Emre Millî Görüş yürüyüşünde “kalıcı” izler bıraktı. Davasına sadıktı. Vefatından önceki görevi YİK üyeliğiydi. Son senelerde hastalıklarla boğuştu. O “hatıra deposu” olarak da anılır. 5 dönem milletvekilliği, Millî Görüş partilerinde “yöneticilik” yaptı.

Siyasî hatıralarını Siyasette 35 Yıl ismiyle 3 ciltlik kitabında topladı. Namazın Hayatî Özellikleri başlıklı kitabında namazın hikmetlerini anlatır. Şiirlerini Suların Şarkısı ve Aşkın Aşkı isimli kitaplarında topladı. MGV Yayınları büyük bir kadirşinaslıkla eserlerini yayınlayarak okuyucusuyla buluşturuyor. Süleyman Arif Emre ağabeyi unutmayacağız. Allah rahmet eylesin!