Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam edelim…

Adil Düzen’e ait sistemleri anlatın, ütopik diyecektir, akıl dışı diyecektir. Mevcut sisteme alışmıştır ve hak ona geldiği halde yanlış olduğunu söylemektedir.

Siz istediğiniz kadar Adil Düzen’de ekseriyet sistemi yok, temsil sistemi var diye anlatın durun. Bu batıl düzen ve sistem için çalışma deyin. Onlar çoğunluğu ele geçirme eğlence ve oyununun cazibesinden çıkamamaktadır, hakkın yanlış olduğunu söylemektedir. Hakkı batılın yerine koymuştur. İşte bu da zulümdür.

Bu iki durumun ikisinin birden olması gerekmemektedir. Arada “ve” değil “veya” vardır. İkisinden en az birisinin olması gerekli ve yeterlidir. İkisi de olabilir. Yani sadece Allah adına bir yalan uydurmak da, sadece hak ona gelince yalanlamak da yeterli iken, hem Allah adına yalan uydurmak hem de hak gelince yalanlamak birlikte yapıldığında da zulüm şartı sağlanmış olmaktadır. Ayette, “Daha zalim kim vardır?” denmektedir.

Burada bir zalim türü tanımlanmıştır. Zulüm kavramı üzerinde derin derin düşünmeli ve yaptığımız amellerin zulüm olup olmadığına dikkat etmeliyiz. Farkında olmadan zulmetmek çok kolaydır. Bir şeyi olması gereken yere değil de başka yere koyduğunuz anda zulmetmiş olursunuz. Eğer bu kimse kendinizse, kendinize zulmetmiş olursunuz.

Hz. Yunus peygamber görevinden kaçarak olması gereken yerde değil başka yerde olarak kendisine zulmetmiş ve bunu sonra itiraf etmiştir.

Ekseriyet demokrasisinde vesenlerin yani putların neferleri de kendilerine zulmetmektedirler. Hakkın ne olduğunu arama, araştırma ve onun için çalışma yerine zanla hareket eden, kafadan atan çoğunluğun aklına uyup vaatler vererek onların akıllarını çelme derdindedirler. Mevcut yöneticilere hakkı tebliğ edip uygulaması için destek olacakları yerde onu yerinden edip yerine geçme derdindedirler.

Her gün medyada görüyoruz, birbirlerine çocuk gibi çatan koca koca adamların hallerini. Hele biri yanlışlıkla ağzından bir şey kaçırsın, başlar linç kampanyası. Sonuç görevinden affını istemekle sonuçlanır.

Bunun yanlış olduğunu söylememiz bile onlar açısından rahatsız edicidir. İnsanlar mevcut sistemi kanıksamışlardır. Çok az insan problemin farkındadır ve uyarılarımızı ciddiye alırlar ama çoğunluk her zamanki davranış kalıbıyla bizi dalalette sayacaktır.

Ankebut Suresi 68’inci ayet şöyle sona eriyor:

“Cehennem’in içinde kâfirler için bir yerleşme yeri yok mudur?”

“Cehennem” kelimesi bildiğimiz cehennem anlamında ism-i fâil manasında camid isimden gelmiş olan özel isimdir. Dişildir. Bu kelimenin İbranice kökenli olduğu, Arapçaya yabancı dilden geçmiş bir kelime olduğu söylenir. Kudüs’ün güneybatısında bir vadi olduğu ve bu vadinin adının “Hinnom” olduğu, bu vadinin en derin yerine ise “Gehenna” dendiği, burada sürekli olarak bir ateşin yandığı ve şehrin yok edilmek istenen çöplerinin buraya boşaltılarak yakılıp yok edildiği söylenir. Buradan Arapçalaşmış bir kelime olarak değerlendirilir.

Cehennem ve Cennet, içinde yerleşilen yerlerdir. İnsanlar oralarda ikamet etmektedirler, yaşamaktadırlar. Dünya hayatına benzeyen biyolojik bir yaşam sürmektedirler. Kalacakları yerleri bellidir. Kâfirler için ayrılan yer Cehennem’dedir.

Bu soru cümlesi iktifa için gelmiştir. “Cehennem’de kâfirler için yeterince yer vardır” anlamındadır. Zalimden kâfirlere geçmiştir; kâfirler ile zulüm arasında bir ilişki olduğu için bu şekilde gelmektedir. “El-kâfirûnehümu’z-zalimûne / Kâfirler zalimlerdir.” (Bakara 254)

Zalim olma da sıfattır, kâfir olma da sıfattır. Zalim, bir şeyi olması gerektiği yere değil, başka yere koyandır. Kâfir ise gördüğü halde görmezden gelendir, yok saymaması gerekeni yok sayandır. Kesiştikleri nokta buradan anlaşılmaktadır.

Allah adına yalan uyduran zalimlik yapmıştır. Allah’a ait olmayan bir sözü Allah’ın sözü konumuna yerleştirmiştir. Bunu yaparken de Allah’ı görmezden gelmiştir. Bu yaptığını Allah’ın bildiğinin farkındadır ama bunu göz ardı etmektedir… (DEVAMI VAR.)