Önce Denizli Valisi Abdulkadir Demir, hemen sonra da Ankara Valisi Alaaddin Yüksel.

“Ne olmuş ki bu iki Valiye ” dediğinizi duyar gibiyim.

İki valinin ortak özellikleri şu: Abdulkadir bey de Alaaddin bey de kısa aralıklarla “Artık görev yapmak istemiyoruz.” dediler.

Bu, esasen devlette alışılmış gelenek ve teamüllerin ötesine taşan bir gelişme…

***

Erzincan’da görev yaptığı sırada sık sık merhum vali Recep Yazıcıoğlu’na benzetilen, daha sonra atandığı Denizli’deki uygulamalarıyla da dikkatleri çeken Abdulkadir Demir aniden İçişleri Bakanlığı’na dilekçe vererek, “Beni merkeze çekin.” dedi.

Yani, Merkez Valisi olmak istedi.

Yani,” etliye sütlüye karışmak istemiyorum, beni kendi halime bırakın!” demek istedi.

Zira, yakın zamana kadar Merkez Valisi denildiği zaman akla ilk gelen, “bankamatik memurluğu!”

Yani, hiçbir iş yapmadan, bir proje üretmeden devletten yüksel maaş alan bürokratlar akla geliyor, Merkez Valisi dendiğinde…

Bu anlayış bugünlerde değişti mi bilemiyorum, hani haksızlık da etmek istemem.

Neyse…

Gazeteciler için de sürpriz bir gelişmeydi ve bu kararını sorguladılar haliyle…

30 Ağustos 2011’den bu yana Denizli Valiliği görevini yürüten Abdulkadir Demir, ısrarlı sorular karşısında,”Denizli’de çalışmaktan mutluyum. Benim en rahat çalıştığım dönem oldu.” demekle yetindi.

Peki, bu cümleleri sarf eden bir Vali görevden neden ayrılmak istedi!

Kimilerine göre, iktidar-cemaat çekişmesinden dolayı böyle bir inisiyatife zorlandı, Abdulkadir bey. Ama bu iddia ne kadar doğrudur bilemiyorum.

***

Gelelim Alaaddin Yüksel’e…

Kartviziti hayli kabarık Vali beyin;

* 1950 doğumlu. İstanbul Pertevniyal Lisesi’nden sonra İstanbul Hukuk Fakültesini bitirerek avukatlık stajını tamamladı.

* Kırklareli İl Maiyet Memurluğundan başlayarak sırası ile Lüleburgaz Kaymakam Refikliği; Saray, Lalapaşa, Enez Meriç, Kaymakam Vekilliklerinde ve 56. Dönem Kaymakamlık Kursunu başarı ile tamamlayarak Erzurum/AŞKALE, Denizli/ÇAMELİ, Adana/SAİMBEYLİ, Bolu/GEREDE, Tekirdağ/ŞARKÖY, Kocaeli/KÖRFEZ Kaymakamlıkları ile İSTANBUL/Vali Yardımcılığı görevlerinde bulundu.

* 1990 yılında Harp Akademileri-Milli Güvenlik Akademisini bitirdi.

* Bakanlar Kurulunun 96/8214 sayılı Kararıyla 1996-1997 yıllarında Basın İlan Kurumu Yönetim Kurulu Üyesi olarak görevlendirildi  ve Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği yaptı.

* 1993/1996 yıllarında Trabzon Valiliği, 1996-1997 yıllarında Emniyet Genel Müdürlüğü, 1997-2000 yıllarında Balıkesir Valiliği, 2000-2003 yıllarında İzmir Valiliği, 2003-2010 yıllarında Antalya Valiliği yaptı. 13.05.2010 tarihinden itibaren yürüttüğü Ankara Valiliği görevinden emekliliğini istedi.

Gözleri kamaştıran bir liste…

***

Birkaç husus daha Alaaddin bey hakkında;

* 28 Şubat döneminde Emniyet Genel Müdürlüğü görevinde bulunan Alaaddin Yüksel, dönemin DYP’li İçişleri Bakanı Akşener tarafından “hükümet yerine, gerçek iktidar olan 28 Şubatçılarla işbirliği yapmakla” suçlanmıştı.

* Bir iddia da şuydu; “Alaaddin Yüksel, 28 Şubat sürecinde Milli Güvenlik Kurulu’nun aldığı kararları kendi başına uygulamaya kalkmış, Kur’an kurslarına polis baskınları yapılması yönünde Emniyet teşkilâtına talimat vermişti.”

* Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener, Yüksel’i görevden almaya yeltenince, direnmişti; odasını da boşaltmadı. Bunun üzerine Akşener bir gece yarısı baskını düzenledi; Yüksel’in odasının kapısının kilidi kırıldı ve ancak bu sayede içeri girildi. Yüksel, o tarihte sırtını dönemin asker-sivil kodamanlarına dayamıştı.

* Yüksel’in Ankara valisi olarak “İstihbarat aldık; cumhuriyet yürüyüşü bir tehdit doğurabilir” değerlendirmesi de çok konuşuldu.

* Şu cümleyi de çok sık duydum; “Geçmişteki yaptıklarına bakılırsa bu valinin Ülkenin merkezinde başkentte görev yapması halen devletin birçok kademesinde 28 Şubatçıların etkili olduğunu göstermektedir…”

***

13 Mayıs 2010’dan beri Ankara Valisi olarak görev yapan Alaaddin Yüksel de emekliliğini istedi… 

Hem de kelli felli bir dilekçe eşliğinde…

Uzun bir dilekçe döşemiş Alaaddin Yüksel;

“Devletime sadakatle sürdürdüğüm 42 yıla yaklaşan hizmet sürem içerisinde her yönetim kademesinde aldığım görevler yüksek bir sorumluluk ve eksilmeyen heyecanlarla adeta bir bayrak yarışı biçiminde tezahür etmiştir. Onur ve gurur ile yüreğimde taşıdığım Türkiye Cumhuriyeti hizmet bayrağının sınırsız heyecan, üstün görev ve sorumluluk anlayışı içerisinde taşınmasında, devlet ve milletimizin samimiyetle kucaklaştırılmasında bilhassa özen ve gayret gösterdim. Hizmetlerimin icrasında; açık ve adil olmaya, herkesin hak ve hukukunu korumaya gayret ettim.”

***

Farklı anlamlar çıkarmayın ama, bu satırlar, “olağanüstü” dönemlerin hemen öncesinde kaleme alınan metinler gibi geldi bana, her nedense.

Tek kelimeyle, “huylandım!” 

İmparatorluğun Son Nefesi Ulu Hakan Abdulhamid Han

“İmparatorluğun Son Nefesi Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han”, araştırmacı-yazar Recep Babacan tarafından, uzun soluklu bir inceleme sonunda kaleme alınan kapsamlı bir eser.

Biliyorsunuz, geçtiğimiz günlerde 2. Abdulhamid’in Çeberlitaş’taki kabri defile platformu gibi kullanılmış, Milli Gazete bunu, “Halife Sahipsiz” başlığı ile manşetine taşımıştı. Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Milli Gazete’de çıkan haberden hemen sonra kabri ziyaret ederek yetkilileri bu türden saygısızlıklara karşı uyarmıştı.

Recep Babacan’ın bu eseri Ulu Hakan 2. Abdulhamid’i tüm yönleri ile ortaya koyması açısından önemli.

Recep Babacan, kitapla ilgili şunları söylüyor; 

“Büyük Sultan bu ülkenin okullarında `Kızıl Sultan’ unvanı ile Türk çocuklarına tanıtıldı. Oysa yazılı tarih ve belgeler Sultan Hamid’in insafsızca yargılandığını ortaya koymaktaydı.  2. Abdülhamid Han’ı kötüleme nedenlerini uzun yıllardan beri araştırmaktayım. Sarayda geçen hususi hayatlarını hikâye etmek ve tarihimizin son devirlerinde yaşanan ve birçok şahidi bulunan olayları bildirmekle mümtaz bir şahsiyet olan Abdülhamid Han’ın aziz hatırasına ufak bir hizmette bulunmak istedim.”

***

408 sayfadan oluşan eserin proje yapımcılığını Next&NextStar üstlendi. Kitabın Genel Yayın Yönetmenliğini Sedat Sevim, Genel Yayın Koordinatörlüğünü Ercan Babacan, Editörlüğünü Sultan Haşhaş, Grafik ve Tasarımını Musab Babacan üstlendi.

Recep Babacan’ı bu gayretinden dolayı tebrik ediyorum.

İşadamlarımızın böyle faydalı eserlere sponsor olmasını da ayrıca sevinçle karşıladım.

  NOT:  Bugün 14 Eylül 2014, Pazar… 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!