Türkiye ilginç bir ülke! Bazıları, daha seçim gününün akşamı başladı “erken seçim” teranelerine. Öyle bir üslup kullanıyorlar ki, ellerinden gelse hemen ertesi gün “Yeniden seçim yapalım” diyecekler. Bunlarda millî irade ve Türkiye ekonomisini dikkate alma sorumluluğu var mıdır, dersiniz
Adil olmayan seçim sistemi ve tanıtma şartları 20 siyasi parti içinden ancak 4’ünün Meclis’e girmesini sağladı. Millî iradenin Meclis’e sağlıklı yansımadığı ayrı bir tartışma konusu.
Şimdi düşünelim: Halkın seçerek Meclis’e gönderdiği siyasi partilere düşen görev, problem oluşturmak yerine, onları çözmek değil midir Belli ki, seçim sonrası bir hükümet kurulacak. Halkın vekil seçtiği kişilere düşen görev hükümeti kurma işini kolaylaştırmak olması gerekmez mi
Öyle olmadı. 4 siyasi parti, kırmızı çizgilerini ve çok kere uçuk koalisyon şartlarını basın aracılığıyla deklare etti. Aslında bunlar koalisyon görüşmeleri sırasında söylenmesi gereken sözlerdi.
Bazı siyasi liderler, uçuk sözleriyle koalisyon hükümeti kurmayı zorlaştırdı; hatta imkânsız hale getirdiler. Sorumlu mevkideki kişiler böyle mi davranır
Şu 2 haftalık sürede siyasilerin devlet adamlığını test etme imkânı bulduk. Hatta bu kısa sürede birbirini tutmayan sözlerle gezip dolaşanları gördük. Siyasi ciddiyet bu mudur
Siyaset, boş konuşmak değil, çözüm bulma sanatıdır.
Uzlaşma Kültürü Önemli
Uzlaşma kültüründen yoksun olanlar halkı koalisyonlarla korkuttular. Bizde ve dünyada ilk defa koalisyon hükümeti kurulmuyor ki! Demokrasinin cilvesi bu! Millî iradenin yansıdığı tablo içinde çözüm üretmek siyaset kurumunun görevi. Zaten, bu sebeple o makamlarda bulunuyorlar.
Gerilim, kutuplaştırma, ayrıştırma üslubuyla siyaset yapanlar, halkın problemlerine birlikte çözüm arama ve uzlaşma kültüründen uzaklaşıyorlar. Birbirlerine yakıştırdıkları çirkin sözler yüz yüze bakmaya, bir araya gelmeye engel oluyor. Siyasiler önce bu çirkin üslubu bırakmalı. Normalleşmenin sağlanması buna bağlı.
Bu yanlış üslup çözümü de zorlaştırıyor, kaliteli devlet adamı yetiştirmeye fırsat vermiyor. Garipliğe bakın ki, az milletvekili ile temsil edilen bazı siyasi partiler birbirine başbakanlık (!) teklif edebiliyor. Teklifin uçukluğunu mu, basın önünde cereyan etmesini mi, bu teklifi ancak cumhurbaşkanının yapabileceğini mi, tek taraflı gelin güvey oluşu mu, hangisini düzeltsek bilmem ki
Özellikle vefatından sonra, büyük devlet adamı olduğunu herkesin teslim ettiği Erbakan Hoca 4 kere koalisyon hükümeti kurdu. Onun centilmenliği, fikir ve çözümlerine güvenmesi, halkın seçtikleriyle uzlaşmacı tutumu o günleri yaşayanlarca çok iyi bilinmektedir. Erbakan’ın da koalisyon şartları olurdu ama bunlar milletimizin menfaatleri konusundaki hassasiyetlerdi. “Millî değerleri dikkate alan hizmet hükümeti” gibi. Siyasilerimizin Erbakan Hoca’dan öğrenecekleri çok şey var.
Türkiye bir hukuk devleti! İşlerin nasıl yürüyeceği belli! Kurallar işletilirse problemler önemli ölçüde çözülür.
Dört Parti Sorumlu Mevkide
Seçimler yapıldı ve AKP yüzde 41 oy aldı. Hükümeti kurma sorumluluğu en çok AKP’nin üzerinde. Diğer 3 partiden biriyle hükümet kurma imkânı var. AKP’nin hükümet kurmasını kolaylaştırmak millî iradeye saygının da bir gereğidir.
Cumhurbaşkanı bir görevlendirme yapmadan, görevlendirilen kişinin aldığı sonuç görülmeden, “AKP’nin karşısında yüzde 60’lık bir blok var, hükümeti diğer 3 parti kursun” yaklaşımı zamanlama hatası olduğu kadar, aynı zamanda dereyi görmeden paçayı sıvamaktır.
AKP’den yüzde 16 geride olan bir partinin hükümet kurma görevi istemesi millî iradeyi umursamamak olur. Böyle bir uygulama ancak olağan üstü dönemlerin ürünüdür.
Hükümeti kurma çalışması başlamadan “erken seçim”den söz etmek vekillere karşı da bir haksızlıktır. Meclis’te normalleşmeyi sağlayacak şu acil düzenlemeleri yapmadan yapılacak bir erken seçim sadece Türkiye ekonomisinin sırtına büyük bir yük getirir:
* Darbe ürünü ve âdil olmayan seçim kanunları ile yüzde 10’luk Türkiye barajının kaldırılması.
* Seçime girmeye hak kazanan partilere adil tanıtma imkânı sağlanması.
* Seçim israflarının önlenmesi, siyasi partilerin TV’ler aracılığıyla kitlelere ulaşma fırsatı verilmesi.
* Özgecan, Cansu olayları gibi “can emniyeti” ve yolsuzluklar gibi “mal emniyetini” sağlayacak düzenlemelerin yapılması.
Halkın bütün dikkati 4 parti üzerinde. Uzlaşmacı davranıp mevcut tıkanıklığı giderecek çözümü sunamazlarsa; halk, “uzlaşmayan gider” diyerek yeni tercihlere yönelmek zorunda kalacaktır.