Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Müslüman ve mümin bir toplumda barış ve kardeşliği sağlayan önemli etkenlerden birisi de hukuktur. Hukuk; “hak” kelimesinin çoğuludur. Bir mefhum olarak hukuk; fert ve toplulukların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen, bir teşkilat ve yönetim tarafından desteklenen zecri kurallar bütünüdür. Hukuk; adalet ve düzeni sağlar. Bu nedenle, fertler ve toplumlar arasındaki ilişkiler ve adalet, ancak hukuk ile düzenlenir. Hukukun gözetilmediği yerde adalet de olmaz, huzur, barış ve kardeşlik de olmaz. Hak ve adalete dayanan bu kurallara uygun hareket etmek, fertlerin ve toplumların hem ahlaki hem de hukuki görevidir. Hukuku, gerçek anlamda ancak Kur’an ve Sünnet yoluyla tanıyabiliriz. Temeli güzel ahlak olan hukukla yönetilen bir hareketin veya devletin idaresi ve kadroları, güç ve etkinliğini Kur’an ve Sünnet ile şekillenen temel esaslara bağlılık ile kazanır. Adalet, ehliyet, liyakat ve dürüstlük demek ile uygulama arasında bir tezat bulunursa, burada hukukun gözetildiği iddia edilemez. Bir hareket veya devlet; adalet, ehliyet, liyakat ve dürüstlük esaslarını önce kendi içinde sağlamalıdır ki, dışarıya karşı örnek ve numune olabilsin. Biz, niçin bu haldeyiz? Bizim bu halde olmamızın sebebi, yine bizleriz. Biz, ülke ve hareket olarak, üç hukuku gözetmez isek, bütün özelliğimizi, keyfiyet ve meşruiyetimizi kaybederiz.
GÖZETİLECEK ÜÇ HUKUK
1- Allah’ın hukuku: Buna “hukukullah” denir. Bu haklar; Allah’a iman edip yaklaşmak, O’nu tazim etmek ve İslam’ın sembollerini ayakta tutmak ve toplum yararını gözetmektir. Namaz, oruç, hac, zekât, cihat, marufu emretmek, münkeri yasaklamak, nezir, yemin, gerek hayvan kesimi ve gerekse meşru herhangi bir ise başlarken besmele çekmek gibi şeyler, kişiyi Allah’a yaklaştıran haklardır. Toplum yararıyla ilgili olan haklar ise suçları önleyici tedbirler almak, zina, zina iftirası, hırsızlık, yol kesme, sarhoşluk veren maddeleri kullanmak gibi suçların cezaları ile uyarı cezalarını uygulamak, nehir, yol, mescit gibi topluma ait yerlerin ortak kullanımını sağlamak gibi şeyler de yine Allah’ın hukuku olarak tanımlanmıştır. Allah haklarında, indirim, af veya sulh caiz olmaz. Bunları değiştirmek de mümkün değildir. Bu hakları, fert ve toplum adına onları temsil eden hâkim ve savcı gibi kamu otoritesine sahip kişilerin koruma, kollama ve kovuşturma hak ve sorumlulukları vardır.
2- Kulların hukuku: “Hukuk El İbad” kavramı; doğal hukukta temel insan haklarının karşılığıdır. Kul hakları, başkalarına ait olan ve dokunulmaz kabul edilen maddi ve manevi haklara denir. İslam; insan haklarına riayet edilmesini ve bu haklara tecavüz edilmemesini bilhassa emretmektedir. Hz. Âdem’den itibaren süregelen, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilmesi ve Kur'an'ın indirilmesi ile kemale eren saadet dini ve hayat düzeni İslam’ın temel gayesi; aklın, dinin, canın, ırzın ve malın korunmasıdır. Bu beş esas, kul haklarını korumaya yöneliktir. Bir hareket ve ülkede herkes, kul haklarını gözetirse, orada huzur, barış ve kardeşlik olur.
3- Müşterek hukuk: Allah ile kul arasında ortak olan haklardır ve bu da iki kısımdır. a. Allah’ın hukuku ağır basan haklar: İftira, ırz ve namusu lekeleyen suçlara uygulanan cezalar gibi. Bu cezaların uygulanması, toplumda meydana gelecek bu çeşit suçlara engel olacağı için Allah’ın hakkı daha fazladır. Diğer taraftan, kulun izzeti nefsi ile oynandığı için kul hakkı da vardır. Ancak Allah’ın hakkı, kulun hakkından her zaman ve zeminde ağır bastığından dolayı bir kamu meselesi olup asla kul tarafından affı mümkün değildir. b. Kulların hukuku ağır basan haklar: Kısas gibi… Bununla toplumda can güvenliği sağlandığı için Allah’ın hakkı vardır. Ancak kul hakkı fazladır. Bunun için mağdurun kendisi veya maktulün velisi katili affedebilir. Ancak Allah hakkı da bulunduğu için suçlu başka cezalar görür. Bir tolumda hukuk, bütün yönleri ile idrak edilir ve yaşanırsa, böyle bir toplum, saadet toplumu olur. Saadet toplumlarında hâkim olan düzen ise Adil Düzendir.
CİHADI BOZAN ŞEYLER
Tefrika, cihadı bozar. Çünkü cihat, ümmet halinde yapılır. “Sizden hayra çağıran, marufu emreden ve münkerden nehyeden bir ümmet bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin kendileridir” hükmü Rabbimizindir. Ümmet olmak, cihat etmenin düzenidir. Düzensiz, ordusuz cihat olmaz. Burada üç şeye dikkat edilmelidir. Bir; her şuurlu Müslüman, bu cihat topluluğuna dâhil olacak. Hiçbir kimse kendisini bu topluluktan ayrı görmeyecek ve severek bu topluluğun bir neferi olacak. Kendisini bu ordudan ayrı tutan tefrika yapmış olur. İki; bu ordunun içerisinde ayrım yapılmamaktır. Enderun olarak yetişmiş ve konularında uzmanlaşmış insanları kıymetsiz hale getirmek, cihat düzenin bozar. Müminler birbirinin kardeşidir. Kim ayrım yapar, uzmanlaşmış insanları saf dışı ederse haram işler. Önce Müslümanlığın itikat ve düzen olarak bilinmesi gerekir. Hatalı davranışlarda bulunmak da, cihat topluluğuna mücadeleyi kaybettirir. Üç; cihat yapıyorum diye aklıma geleni yapmamak.
Karargâha bağlı olacağız. Karargâha bağlı olmadan yapılan çalışma cihat olmaz. Başkan diyor ki; “Şu konudaki “fikrimiz, eylemimiz, söylemimiz” böyle olacaktır” diyor. Kumandan diyor ki şu tepeyi fethedeceğiz. Ben diyorum ki hayır bu tepeyi fethedeceğiz. Ben de başıma buyruk, kendi aklıma göre hareket ediyorum. Zafere böyle ulaşılmaz, fetih böyle gerçekleşmez. Karargâha bağlı olacağız. Bunlar, Erbakan Hocamızın eğitimlerde bize anlattığı temel esaslarımızdandır. Millî Görüşçüler olarak çetin bir imtihandan geçiyoruz. Rabbimiz, bizi bu imtihanı kaybedenlerden eylemesin. Selam, hidayete tabi olanlara…