Peygamber Efendimiz Mekke’de 12 yıldan fazla tebliğ ve risalet görevini yaptı.

Hakk’ı tebliğ etmekle görevli herkesin başına gelenler fazlası ile onun da başına geldi.

Sadıklar ve Hakk’a susamışlar iman ettiler.  Lakin müşriklerin ileri gelenleri dâhil ekseriyeti iman etmediler.

Önce duymazdan geldiler. Ama İslam yayılmaya devam edince istihza ve alay etme dönemi geldi. Bu da çare olmayınca, tehditler, şantajlar dönemi geldi. Bundan sonraki dönem ise cana kast dönemi olduğundan ve İslam Devleti’nin artık Mekke’de kurulmasının imkânsızlığı sebebiyle Allah’ın emir ve müsaadesi ile Medine-i Münevvere’ye hicret dönemi başlıyordu.

Önce Akabe Biatları süreci yaşandı.

Medine’de güvenliği kalmamış ve birbirleri ile savaştan bıkmış olan Evs ve Hazrec kabilelerinden bazılarının gelerek Mekke yakınlarında Efendimiz ile görüşmeleri ve iman etmeleri sebebiyle Medine Efendimize ve Müslümanlara kucak açıyordu.

Akabe Biatları sürecinin müminlerinin, yazı dizimizin önceki bölümlerinde anlattığımız, Ebu Kerib Tüban’ın mektubu ve bıraktığı taştan evin Medineliler üzerinde Peygamber arayışı konusunda bir etkisi olmuş mudur

Buna evet diyebiliriz.

Nitekim mektubu elinde bulunduran Halid Bin Zeyd Ebu Eyyub da son Akabe biatında hazır bulunuyordu.

Peygamber Efendimizin Medine-i Münevvere’ye gelmesi esnasında Müslümanların kıblesini Mescidi Aksa’dan Ka’be’ye çeviren ayeti kerime nazil olmuştu. Bakara Suresi- 144:

“(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, ehl-i kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.”

Rivayete göre Efendimiz S.A, Müslümanların Kıblesinin Ka’be olmasından hoşnut olacağı tavrı içindeydi. Mekke’de farz edilen namazlarını kılarken Ka’be’nin arka tarafına gider, Ka’be ve Mescidi Aksa’yı aynı doğrultuda hizalayarak namazlarını kılmaya gayret ederdi. Böylece gönlünde Ka’be olduğunu açığa vururdu.

Nitekim Ayet’te de bu vurguyu görüyoruz.

Efendimiz (S.A.S.) Hicretten sonra şehrin Yesrip ismini yasaklayarak, Medine-i Münevvere olarak değiştirmiştir.

Yine Hicreti müteakip Mescidi Nebevi’nin temellerini bizzat kendisi atmış, mescidi Müminlerle birlikte inşa etmiştir. Böylece Medine de mukaddes şehir olarak, mukaddes Mescid ile buluşmuş oluyordu.

Peygamberimiz vefat ettiğinde, bulunduğu evin zeminine defnedilmiştir. Efendimizin işte o mezarı bugünkü Yeşil Kubbe’nin altında bulunmaktadır. Ravzai Mutahhare (Temiz Bahçe) denilmektedir.

Mescidi Nebeviye’ye baktığımızda Efendimiz (S.A.S.)’in vefatından bugüne kadar çeşitli kereler yenilenmiş, genişletilmiş ve bugünkü şeklini almıştır.

Gerek Mescidi Nebeviye, gerekse Ravzai Mutahhare ile alakalı ilginç olayları kronolojik sırası geldikçe yazacağız.