Soru: Orucu bozan, hem kaza ve hem de kefaret gerektiren şeyler nelerdir

Cevab: Bismillâhirrahmanirrahim.

Soru: Orucu bozan ve yalnız kaza gerektiren şeyler nelerdir

Cevab: Bismillâhirrahmanirrahim.

1- Sade un, sade hamur veya pirinç yemek.

2- Bir defada çok miktarda tuz yemek.

3- Yenmesi adet edinilmeyen bir toprağı yemek.

4- Zeytin çekirdeği v.b. şeyleri yutmak.

5- Ayva gibi olmadan yenmeyen ham meyve yemek.

6- Pamuk ve kâğıt gibi yenmesi adet edinilmeyen şeyi yutmak.

7- İçi henüz olmamış taze ceviz yutmak.

8- Kuru ceviz, fındık, fıstık veya bademi katı kabuğuyla yutmak.

9- Taş, demir, bakır, altın, gümüş, toprak yutmak.

10- Hukne etmek yani arkasından ilaç akıtmak, şırınga yaptırmak, fitil kullanmak, lavman yaptırmak.

Ağrı kesici, ateş düşürücü olarak veya diğer bazı amaçlarla makattan; mantar ve bazı kadın hastalıklarının tedavisinde ferçten fitil kullanılmaktadır.

Lavman, tıbbi operasyon öncesi veya kabızlıkta kalın bağırsak da bulunan dışkının, anüsten içeriye, sıvı verilerek dışarı çıkarılmasıdır.

Kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, hukne yapılması yani arkasından ilaç akıtılması, şırınga yaptırılması, fitil kullanılması, lavman yaptırılması orucu bozar. Çünkü bütün bu durumlarda orucu bozacak kadar şeyler bağırsakta kalabilir.

11- Burnuna ilaç çekmek, burun damlası kullanmak. Ancak tedavi amacıyla buruna damlatılan ilaç, yaklaşık 0,06 cm3 kadar az olursa, oruç bozulmaz. Çünkü bu kadar az olan damla burun çeperleri tarafından emilmekte, çok az bir kısmı mideye ulaşmakta, belki de hiç ulaşmamaktadır. Bu da, mazmazada olduğu gibi ma’fuv kapsamında değerlendirilebilir.

12- Boğazına huni ile bir şey akıtmak.

13- Kulak zarının delik olması durumunda, kulağının içine yağ, ilaç veya su damlatmak. Çünkü bu durumda orucu bozacak kadar yağ, ilaç veya suyun mideye ulaşması mümkündür.

14- Ağzına aldığı boyalı ibrişim vb. şeyin boyasıyla rengi bozulmuş olan tükürüğünü yutmak.

15- Karnında veyahut başında bulunan bir yaraya akıtılan ilaç mideye veya dimağa yani beynin, kafanın içine ulaşmak. Bu bakımdan zamanımızda, oruçlu iken vurulacak olan iğne veya aşının orucu bozar kabul edilmesi daha ihtiyatlıdır. Çünkü iğne ile kaba etten veya damardan deva veya gıda olarak verilen ilâcın, bedenin her tarafına kan dolaşımı yoluyla yayıldığı bugün tıbben kesinlikle sübut bulmuş, yaralara konulan ilâçların beyin ve karın boşluğuna ulaşması hususundaki tereddüde artık yer kalmamıştır. Dışarıdan verilen bir ilâcın mide veya beyne ulaşmasının katiyeti halinde, orucun bozulacağı fakihlerce ittifakla kabul edilmiştir.

Şöyle ki: Başta olup da beyne kadar derinleşen veya karında olup ta karın boşluğuna kadar inen yaralara tatbik edilen ilaç katı ve kuru ise orucu bozmaz. Fakat bu gibi yaralara sıvı ilaç konulursa, İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’ye göre orucu bozar ve sadece kazayı gerektirir. İmam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed’e göre ise orucu bozmaz. Çünkü konulan ilacın beyne veya karın boşluğuna varıp varmadığı kesinlikle bilinememektedir.

Görülüyor ki, bu mesele üzerinde İmam-ı Azam ile İmameyn arasındaki ihtilaf, yaraya konulan ilacın beden dahiline yani karın boşluğuna veya dimağa vâsıl olup olmaması noktasındadır.

Bugün tedavide çok müracaat edilen tıbbî enjeksiyon yani iğneyle ilâç verilmesi mevzuu ile derin yaralara konulan ilâç arasında çok sıkı bir benzerlik vardır. Yalnız

şu farkla ki,

Bu sebeple oruçlu olan bir kimse, önemli bir sebep veya zorlayıcı bir zaruret yoksa iğne yoluyla yapacağı tedaviyi iftar vaktinden sonraya tehir etmelidir. Bir mecburiyet dolayısıyla gündüz oruçlu iken iğne yaptıranlar, Ramazan-ı Şeriften sonra bu oruçlarını kaza etmelidirler.