DOĞU ve Batı temsil ettikleri ve vaat ettikleri

noktasından ele alındığında iki farklı dünyadır. Bu anlamda Batı beden, Doğu

ruhtur.

Batı biçim ve form, Doğu içerik ve muhtevadır. Eşyanın

dışı Batı, içi ise Doğu dur. Doğu ile Batı arasındaki bu ayrım edebiyat ve

sanata da sirayet eder.

Doğu medeniyeti mücerret duygu uygarlığını temsil

ederken Batı medeniyeti somut yaratma, yaratıcıyı taklide yönelmedir.

Cemil Meriç de bu meyanda Doğuyu aşkın, gönlün ve

hayalin; Batıyı, aklın tekniğin ve realitenin vatanı olarak tavsif eder.

Etimolojinin Doğu-Batı bağlamında kulağımıza fısıldayıp

ima ettiği şudur ki, Doğu doğumun, doğuşun ve de doğrunun içinden kopup

gelen; Batı ise batışın, bitişin ve batılın (doğru olmayanın) hafızasından

sökün edendir.

Oryantalist bakış açısı bu taksimatı gözü kapalı bir

şekilde bir çırpıda yapıvermiştir.

Buna göre Batının aklı ve Doğu nun kalbi vardır. Oysa

bilinen ilahi bir hakikattir ki insanın aklı da yüreği de kalbindedir.

İnsan kalbiyle düşünür ve kalbiyle anlar. ( Hiç yeryüzünde

gezmediler mi ki, kendilerinden önce mahvolanların yerlerini görsünler de

düşünecekleri kalpleri, işitecekleri kulakları olsun, akılları başlarına

gelsin, hak sözünü işitsinler. Zira gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerdeki

kalpler kör olur. Hac suresi-/46))

Oryantalist bakış açısıyla Doğu bin bir gece masalları,

fantastik çöl hikâyeleri ve harem hayatından ibarettir.

Batılı oryantalistlerin Doğuyu ve Ortadoğu yu aşağılaması

geri ve İslam dini üzerinden giderek ilkellik iddialarında bulunması ideolojik

kaygılara dayanmaktadır ki bugün Güneydoğumuz için kalem oynatan kimi şair ve

yazarlarımızın da aynı koroya katıldıklarını görmek üzüntü vericidir.

Cahit Külebi nin bölgeyi anlattığı Doğu başlıklı şiiri:

Yüzlerce, binlerce bit vardı/ Çarşaflar, giysiler

üzerinde/ Kimi yayılırdı koyun sürüsü/ Kimiyse yanaşık düzende/ İşte Doğu bu.

Bit deprem ve acı/ Mutluluk dediğin bir lavaş ekmek/ Bir avuç ateştir, umut

dediğin/ Gerisi kar, çamur ve tezek diye başlayıp şu dizelerle sona erer ki bu

mısralar çarpık bakışı hemen ele verir: İşte Doğu bu, kesilmiş koyun başı/

Gibi bakar orda insan gözleri/ Sevdalar, sıcaklık, yumuşaklık/Türkülerde kalmış

bin yıldan beri .

Biz Doğuyu, Güneydoğuyu ve Ortadoğu yu hep geri kalan

yönleriyle birer sefalet coğrafyası gibi aktarırken müsteşriklerin ekmeğine yağ

sürdüğümüzün farkında bile değiliz.

Doğu duyarlığını, iklim ve nefesini şiirine ustaca

yansıtabilmiş şairlerimizden bir diğeri Diyarbakırlı Ahmet Arif tir. 

Onun şiirinde yerel kültür, bölgesel motifler, yiğitlik,

cesaret ve kavganın yanı sıra feodal yapıya ait değerler bölgeyi ve bölge

halkını incitmeden işlenir.

Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız /Karşıyaka köyleri,

obalarıyla /Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu/Komşuyuz yaka yakaya /Birbirine

karışır tavuklarımız /Bilmezlikten değil, Fıkaralıktan /Pasaporta ısınmamış

içimiz /Budur katlimize sebep suçumuz, /Gayrı eşkıyaya çıkar adımız /Kaçakçıya

/Soyguncuya /Hayına... (Otuz Üç Kurşun) Cahit Külebi nin resmi ideolojiyi aşmayan Batı karşıtlığına karşın Ahmet

Arif halkın yaşadığı drama isyan eden bir devrimci duyarlık arz etmektedir.

Döneminin siyasi baskıları yüzünden Ahmet Arif ömrü

boyunca sadece 26 şiir yazabilmiştir. Şiirinde Anadolu coğrafyasının acılar

atlasını çıkaran Gülten Akın için dağlara karşı söylenen ya da dağların insana

karşı söylediği ağıttır Güneydoğu.

 O güneydoğu için

söylediği yanık türkü tadında şiirinde yine acıyı konuşturur:

Benim acım acıların beyidir/Canıma bir doru kısrakla

gelir/Öfkeyi sabırda eritir/Umut yer/Suyunu gözümden içer bir zaman/Dağlar of

dağlar

Mekân ve insan ilişkisini öne alarak doğuyu ve doğu

insanını ele alan şairlerin başında Hilmi Yavuz gelir. Şiirini aile olarak hiç

de yabancı olmadığı o topraklarda gezdirir şair. Güneydoğu ya dışarıdan değil

bu sıhriyetin verdiği yakın bakışla bakar. Doğuyu bütün aksamıyla okumaya tabi

tuttuğu Doğu Şiirleri kitabında Hilmi Yavuz a göre Doğu da söz hayatın

kendisi gibi anlamın derinlerindedir. Bu Doğu insanının kimliğinden bağımsız

düşünülmeyecek olan hüzündür.

Doğu nun Diyalektiği adlı şiirinde Hilmi Yavuz un bu

hüzne işaret ettiği görülür: bir doğudur ki o gülerken bile bozlak .

Ölüm de hüzne yakın durur Doğu da. Hayatla iç içe ve

kalabalıktır.

Doğunun bu özelliği Hilmi Yavuz da: Ölüm bir aşirettir

doğuda dizesiyle açıklanır. Doğuya özgü bir masal havası eser bu mısralarda:

Biz üç güzel kardeştik ve ölüm/ Ölüm en gencimizdi bizim .

İnsan yaşamı görünmeyen ve gösterilmeyendedir Doğu da.

Söz ile yaşam aynı derinliğe sahiptir.

Ayağımızın tozuyla Balıklıgöl Şiir Festivali nden yeni geldik.

Beraberimizde getirdiğimiz Doğu yu böyle bir başlangıçla anlatmak geçti

içimizden. Sözü Hilmi Yavuz gibi bitirmek istedik: Çok uzun anlatmak gerekti/

Ve biz sadece ima ile geçtik.