Demokrasinin beşiği İngiltere, özgürlükler ülkesi Amerika! Nice zamandır bize belletilen, hafızalarımıza kazınan bu değil midir Oysa İngiltere krallıkla yönetilen bir ülkedir. Amerika ise yeri geldiğinde özgürlük filan dinlemeyen ve bir anda üçüncü dünya ülkesinde aşağı bir ülkeye dönüşüveren bir ülkedir. Yani bizlere öğretilenle gerçek hiç de örtüşmemektedir.
Ülkemizde siyaset nice zamandır Amerika’ya endeksli hale dönüştü nedense! Amerika’dan icazet almadan, oraya ziyaret yapılıp belli mihraklarla görüşülmeden iktidar olunamıyor ne hikmetse! Amerika âdeta cazibe merkezi oldu. Menderes’in 1959 yılında gidişinden beri neredeyse her başbakan ve cumhurbaşkanı Amerika’yı ziyaret etmiştir. Ya seçimlerden önce gitmiş seçimlerin gayrı resmi galibi olmuş ya da seçilir seçilmez giderek bir nevi teşekkür ziyareti yapmıştır. Amerika’ya giden yöneticilerimiz orada resmi görüşmelerin dışında bazı mahfillerle gizli – aşikâr görüşmelerde de bulunmuşlardır. Günümüzde “Lobi” dediğimiz bu mahfiller dış görünüşleriyle hümanist, barışçıl, sevecen, demokrasi aşığı olup gerçekte bizler için hiç de hayırlı şeyler düşünmeyen karanlık güçlerin hükümferma olduğu yerlerdir. Genelde “Siyonist” zihniyetin egemen olduğu bu lobiler dünyayı yönetme sevdasındaki efendilerinin emir kuludurlar sadece. Tek gayeleri vardır efendilerinin dünyaya hâkim olması ve buna mani olacakların bertaraf edilmesi.
Amerika’ya gitmeden başbakan olan ve başbakanken de gitmeyen bir tek istisna vardır. O da 1996 – 97 yılları arasında başbakanlık yapan Erbakan’dır. Başbakan Erbakan ne seçimlerden önce ne de seçimlerin akabinde Amerika’ya gitmiştir. Başbakan olarak kaldığı süre zarfında İslam ülkelerini ziyaret etmiştir. Hatta ilk resmi ziyaretini Amerika’nın terörist olarak yaftaladığı İran’a yapmıştır. Ve bir sene içerisinde D-8 gibi muazzam bir oluşuma imza atmıştır. Peki, Erbakan ömrü boyunca Amerika’ya hiç gitmemiş midir Elbette gitmiştir ama niçin
Erbakan Refah Partisi Genel Başkanı olduğu 90’lı yıllarda Amerika gezisi gerçekleştirmiş ve orada Kuzey ve Güney Amerika Müslümanları birlikleri (ICNA ve INSA) ile görüşmeler yapmıştır. Amerika’da Müslüman topluluk temsilcileriyle bir araya gelerek İslam birliğinin tesisi için gayret göstermiştir. Yaptığı görüşmeler karanlık lobilerle değil İslami cemaatlerin temsilcileriyle olmuştur. Müslümanların birlik içerisinde hareket etmeleriyle nasıl bir güç olacağını, özellikle Amerika’da böylesi bir gücün nasıl etkin olacağını anlatmıştır. Yani kucaklaşması “kipa”lılarla değil “takke”lilerle olmuştur. Kollarını açarak Beyaz Saray’a değil Müslüman kardeşlerine koşmuş ve onlarla kucaklaşmıştır. Masasına “Museviler” değil “Müslümanlar” konuk olmuştur. Amerikalı Müslüman lider Louis Farrakhan 1995’te Türkiye’ye Refah Partisi’nin davetlisi olarak gelmiştir. 16 Ekim 1995’te “Million Man March” olarak adlandırılan 1 milyonu aşkın Afro-Amerikalı ırk ayrımcılığına karşı Beyaz Saray’ın önünde protesto yürüyüşü yapmıştır. Farrakhan’ın Türkiye’de Erbakan’la görüşmesinin akabinde bu eylemin gerçekleşmesi oldukça manidardır. Erbakan tüm görüşmelerinde İslam birliğini ve ümmetin zulümden kurtulması için yapılması gerekenleri aktarmıştır Müslümanlara. Ve böylesi bir eylemle ABD dolaylı olarak uyarılmıştır.
Gerçekten güçlü bir ülkeyiz her ne kadar bu gücün farkında olmasak da! Hamasi nutuklarla güçlü olunmuyor elbette! “Sen ki Fransa vilayetinin kralı Fransuva’sın…” diye mektup yazan bir devletin bakiyesi olarak emanet aldığımız büyük ve güçlü ülke vazifesini, karanlık “lobi”lerle görüşerek değil İslam coğrafyasında akan kanı durduracak ümmeti birleştirecek “Müslüman”larla görüşerek yerine getirebiliriz ancak. Sadece bunun farkına varmalı ve gereğini yapmalıyız o kadar!
Minik bir tebessüm
Benim param
Adamın biri dilenciye beş lira para verir. Dilenci parayı alır ve adama:
— Yahu sen iki sene önce yirmi lira verirdin. Geçen sene on liraya düştün. Şimdi de beş lira veriyorsun neden Bu sözler üzerine adam:
— İki sene önce evlendim. Geçen sene de çocuğum oldu. Bu yüzden böyle oluyor. Deyince dilenci:
— Desene benim paramla aileni geçindiriyorsun. Demiş.
İlgilisine notlar:
• “En tehlikeli düşman, bize benzeyip de bizden olmayandır.” İbn-i Arabi
• Davasının eri olmalıdır insan davasının eri, şimdi pek çok er olmuş paranın, makamın, mevkiin esiri.
• İnsanımız 4.5 G’yi beklediği kadar İslam birliğini beklese dünya da kurtulacak insanımız da.
• “Tarih öyle büyük insanlar kaydeder ki, birçok büyükler onlara nispetle küçük kalır.”
Ali Ulvi Kurucu