S. Demirtaş ın kullandığı bu cümle her şeyi yeterince

özetledi.

Onca ölüm, bir ülkenin ordusu kendi halkını katletmekte.

Dünyanın umurunda değil.

Katliam yapılan ülkenin ulusalcılarının da umurunda

değil.

Suriye de kimyasal gaz kullanılıyor.

Baas ın kılı kıpırdamıyor.

Bizim ulusalcıların da hiç derdi değil.

Yunan adalarında, Kaz dağlarında, Assos da, diren deniz,

diren gökyüzü cümleleri köşelerinde.

Yaşadıkları tatilleri anlatmaktalar zevkle.

Zeus un, Apollon un zalimliği hiç bitmemiş gibi bu

topraklarda.

Gezi olaylarında da canlarımız gitti.

Kimimiz yine umursamadı.

Oysa o çocuklar da bizim evladımızdı.

Anneleri hâlâ kan kusmakta.

Ne Ali İsmail Korkmaz ın, ne Ethem Sarısülük ün, ne

Abdullah Cömert in ailesi yaşadıkları kâbusa alışabildi, ne de polis Mustafa

Sarı nın yakınları.

Ateş düştüğü yeri yakıyor.

Maalesef herkes kendi ölüsüne ağlıyor.

Ne Mısır da, ne de Suriye de gündelik hayatı olamıyor

çocukların.

Sabah bahçelerine çıkamıyorlar.

Ya da zalim bir diktatörün ölüm saçan kurşunlarından

gökyüzüne bile bakamayan çocuklar.

Kafalarını azıcık uzattıklarında güneşe ve aydınlığa.

Bombalar ve kurşunlara hedef olacaklarını bilmekteler.

Önceki gün Şam da Baas rejimine destek vermeyen yoksul

Gota bölgesinde, kurşunlardan milyon kez kalleş kimyasal silahlarla

öldürüldüler.

Vücutlarında ne kurşun yarası, ne kan.

Ne kolları bacakları koptu.

Ne şarapnel parçaları ile havaya uçtular.

Yanmadılar, karaya, ise bulanmadılar.

Uykuda gibi bir dakika içinde gittiler.

1300 kişinin can verdiği katliam, füze saldırısı ile

başladı. Yoksul halk bodrumlarına kaçıştı. Sârin gazı çoğu çocuk yüzlerce

insanı nefessiz bırakıp öldürdü.

Fotoğraflarda görünmeseler de çok sayıda kadın hayatını

kaybetti. Yetkililer onlara ait fotoğrafların saygıdan ötürü yayınlanmadığını

belirttiler.

Dünya 16 Mart 1988 deki Halepçe Katliamı nı, bir kez daha

yaşadı.

Beş binden fazla Halepçeli yaşar gibi, uyur gibi

ölmüşlerdi.

Oysa ciğerleri erimişti gazdan.

Kimi felçli idi artık.

Kiminin kemikleri içeride un ufak olmuştu.

Sadece naylon elbiselerine dokunmamıştı hardal gazı.

Naylonu yakamamıştı ama iç organları bir dakikada

eritmişti.

Kimine dakika yetmemiş, saatlerce can çekişmişti.

Solunum ve sinir sistemleri felç olmuştu.

Yaralılar ise solunum yetmezliği yaşamış, boğulur gibi

azap çekmişlerdi.

Batının buluşu zalim kimyasallar, alın daha çok halkınızı

öldürün diye doğunun firavunlarına ikram edilmişti.

Mezopotamya nın sık sık tekrarlayan çocuk ölümlerinde

kullanılması için.

Zalim diktatörlerin Dicle kenarındaki güzelim

hurmalıkları, halklarına zindan etmesi için.

Şimdi bizim ulusalcılar deniz kenarında tatilde.

Ölüleri kendilerinden saymama şımarıklığındalar:

Şeriatçılar ne kadar da meraklıymış Mısır a ağlamaya .

Tehditlerden de geri kalmamaktalar:

Kudüs mitingi 12 Eylülü tetikledi, Saraçhane nin ya da

diğer mitinglerin adamlarımız tarafından fişlenmediğini mi sanmaktasınız. Gidin

bakalım, bir gün hesap sorulacak, memur işinden, öğrenci okulundan kovulacak.

Ne ki tehditlerini yazdıkları yer, sahilin kumları.

Deniz ve rüzgâr, silip süpürecek.

İnsanlık ölmeyecek.