14 Mayıs’ta ülkemizde seçim var. Ülkenin bir numaralı idarecisi ile milletvekilleri seçilecek. Seçimle ilgili görüşler dile getiriliyor ve insanlar sosyal medyada yapılan sokak röportajlarında veya diğer TV kanallarında hangi partiye ve hangi adaya rey vereceklerini beyan ediyor. Bunda anormal bir durum yok. İzhar-ı reyde bulunmak, yani reyi sandığa gitmeden önce açıklamak da herkesin hakkı. Peki, izhar-ı reyde bulunmak, her kesim ve her şahıs için uygun mu, doğru mu? Şahsî kanaatim şu: İslâm’a hizmet etme iddiasında olan şahısların, cemaatlerin, tarikatların, gurupların izhar-ı reyde bulunmaları doğru değildir.

İslâmiyet, Allah-u Azimüşşan’ın va’zettiği sistemdir. Dünyaya ve âhirete yönelik hükümleri vardır. Mevcut siyasî yapı ile bir münasebeti yoktur. İslâm’a ve Kur’an’a hizmet etme iddiasında olanların muhatabı evveliyetle bu vatanda yaşayan insanlardır ve bâhusus Müslümanlardır. Ülke nüfusunun yüzde 99’unu teşkil eden bu insanlar şu anda muhtelif siyasî partilere sempati duymakta ve rey vermektedir. Böyle bir tabloda, bir taraf için izhar-ı reyde bulunmak, diğer bütün tarafları karşına almak demektir.

Geliniz sözlerimizi biraz daha müşahhas hale getirelim. Ülkemizin en tanınmış İslâmî camiası, Risâle-i Nur okuyan insanlarımızdır. Risale-i Nur eserlerinin müellifi Said Nursî Hazretleridir. Bu mübarek insanın hayatı boyunca beşerî sistemle bir bağı olmamıştır. Hayatını îman ve Kur’an hizmetine vakfetmiş, bu ülke insanlarının imanla kabre girmesi için Kur’an hakikatlerini neşretmiş, bu çalışmayı yaparken de çok ağır bedeller ödemiştir. Risale-i Nur eserleri, Kur’an-ı Azimüşşân’ın tefsirlerinden bir tefsirdir. Bu eserler bütün ümmetin malıdır. Bu eserlere sahip çıkma iddiasında olanların da tıpkı Bediüzzaman Hazretleri gibi sadece ve sadece Kur’an’a ve sünnet-i seniyyeye bağlı olduklarını belirtip, şu anki bütünüyle beşer ürünü olan siyaset sahasında izhar-ı reyde bulunmamaları gerekir. Doğru davranış budur. Ancak ne yazık ki, yaklaşık kırk gruba ayrılmış olan bu camiadan bazıları şu siyâsî görüşü, bazıları bu siyasî görüşü tercih etmekte ve bunu da kamuoyuna deklare etmektedirler. Hâkeza bazı tarikatlar ve bazı tanınmış gruplar ve sivil toplum kuruluşları, İslâmî hizmet dâvasında olan bazı tanınmış kimseler de izhar-ı reyde bulunmaktadırlar.

Daha önce de yazmıştım. Bir imam, bir vaiz, bir müftü, şayet milletvekilliği için ortaya çıkmışsa, aday adayı olarak partilere müracaat etmişse ve listeye girememişse veya listeye girmiş de seçilememişse; o kimse bir daha o göreve dönmemelidir. Gerçi kanunen bu dönüşe bir engel yoktur. Ancak şahsî kanaatim bu dönüş hoş bir dönüş olmayacaktır. Cemaat farklı düşünceler içerisine girecek bu da ihlası ve huşûu zedeleyecektir. O aday kimse imamsa, bir daha imamlığa dönmemelidir. Devletin başka kurumlarında istihdam edilmelidir.

Günümüzde maalesef “tarafgirlik” ön plandadır. İnsanlar faraza, İmam-ı Azam Hazretleri gibi bir âlime bile şayet kendi cemaatlerinden ve gruplarından değilse, tarafgirliğini belli etmemişse, o âlime hiç değer vermemektedirler. Bu garip bir durumdur. Peygamber Efendimiz (A.S.M.) bir mu’cize olarak bu garipliğe işaret etmiş ve şöyle buyurmuştur: “İslâm garip olarak başladı. Başladığı gibi yine garip olarak dönecektir. Öyleyse ne mutlu o gariplere!”

Günümüz insanı; “İllâ benden olacaksın. Benim gibi düşüneceksin. Benim partime geleceksin. Benim cemaatime yöneleceksin!” diyor. Bütün niyeti, İslâm’a ve Kur’an’a hizmet etmek olan bir kimse (âlim sıfatını kullanmadık. Sevgili Peygamberimiz “Men gâle ene âlimün fehüve câhilün” buyuruyor yani, “Bir kimse ‘Ben âlimim’ derse, o câhildir.” İşte bu bakımdan “bir kimse” dedik. O kimse, “Ben gerçek âlimlerin hizmetkârıyım. Gerçek âlimlere ve onların eserlerine işaret eden, insanlara doğruyu gösteren birisiyim” diyebilir.) çıkıp; “Ben sahabe mesleğini seçtim. Kur’an ve sünnet-i seniyyeden tâviz vermem” dese, maalesef yüzüne bakılmıyor. Ya da sözüne kulak veren çok az oluyor. Bırakınız, bir de böylesi bulunsun.

Bizi bilenler bilir. Karnından konuşan insanlardan değiliz. Sözümüzü mertçe, erkekçe söyleriz. İşte reyimi belli ediyorum: İslâm’a ve Kur’an’a hizmet dâvâsı güdenlerin, günümüz siyaseti içinde izhar-ı reyde bulunmaları, particilik, grupçuluk yapmaları doğru değildir.