Kadıköy e bağlayan işlek, büyük, kalabalık cadde.
Adım başı Suriyeli aile.
Yanlarında çocukları, anne ve baba; ellerinde Türkçe,
bize yardım edin yazıları.
Ailelerden sonra daha dramatik bir sahne.
Bu sefer yolun belli kısmında konuşlanmış genç kadınlar.
Yine kucaklarında bebek.
Anne profili.
Ama bu yalnız ve genç kadınların oluşturduğu tablo
ürkütücü.
Müslüman kadınları bu hale düşürenler utanmalı.
Sadece Müslüman kadının değil hiçbir kadının, çocuğun,
erkeğin düşürülemeyeceği o zavallı durum: Dilenmek, el açmak, yardım ummak
zorunda bırakanların acı çekmesi gereken tablo.
Çaresiz insanlara kapıları açtıysan, bari karınlarını
doyur, barınaklarını sağla.
Saldım çayıra, Mevlam kayıra hesabı, Seni ölümden
kurtardım daha ne istiyorsun, zillet içinde yaşarsan yaşa , mantığı hiç insaflı
değil.
Hastane köşeleri, mezarlık kapıları, cami önleri;
Suriyeli dilencilerden geçilmiyor.
Her şehrin Suriyeli yazgısı da değişmekte.
Doğru ya da değil doğu vilayetlerinden, daha da ar veren
haberler gelmekte.
Genç kız ve kadınlarla, kimi erkekler tarafından ikinci
eş olarak evlenildiği ya da daha da kötüsü fuhşa kadar bu çaresiz insanların
sürüklendiği haberleri eğer doğru ise, durum vahim.
Her şehrin Suriyeli yazgısının rengi değişiyor derken,
Kadıköy deki o kalabalık ve zengin caddede konuşlanan genç kadınlar adına
ürküntü duyarken, sanki varoşlarda aile tabloları hâkimdi.
Fakir muhit, yoksul aileye acır; zengin muhit genç
kadınla ilgilenir mantığı bas bas bağırıyordu ki; bu da ayrı bir yaramızdı.
Daha bitmedi.
İşin daha başka renkleri de var, hep yoksullar gözümüze
çarptığı için o diğer tablolara kimileri pişkince sırıtmakta.
Büyük bir özel hastanenin kum gibi kaynayan Arap
hastaları ne zamandır dikkatimi çekiyordu.
Önceki gün babamın kontrolleri için veznenin önündeyim.
Önümdeki Suriyeli ailenin hasta çocuğunun tıbbi
tahlilleri, MR tetkikleri için görevli tercüman gayet rahat, 1800 dolar dedi.
Durumu iyi aile, biraz duraksadı ama takır takır ödedi.
Siz ne yapıyorsunuz, o tahliller o kadar tutmaz ki
dedim.
Bilgisayarın başındaki kızın kalktı hilal kaşları.
Sana da ne oluyor, niye seni ilgilendiriyor, neden
işimize karışıyorsun diye öyle sinirlendi ki.
Bu yaptığınız dolandırıcılık, bunları yarın
kaybedersiniz, sizlerin sahtekârlığını görünce ayaklarını kesecekler, diye
anlatıyorum ama kadın git başımdan der gibi faturalarına gömülüyor.
Güya yetkili bulurum diye yönetim katına çıkıyorum, rutin
tahlillerin ne fiat olduğunu soruyorum; eveleme, garip garip bakmalar, baştan
savma cevaplar.
Kimsenin yüzü kızarmıyor bu hırsızlıktan.
Her koridorda yüzleri peçeli Arap kadınları, eşlerini,
çocuklarını görüyorum, hastane personeli onlardan hiç rahatsız değil.
Ne yazık ki uyanıklarımız, Suriyeli zenginleri kaz gibi
yolarken ses yok.
Fakat yoksulları gözümüze batmakta.
Bu kadar belediye var, her ilçe nasıl Ramazan da iftar
veriyorsa, çadırlar kurup o mazlumların karınlarını doyurarak dilenmelerini
önleyebilir.
Yine her belediye, işadamlarını dâhil edeceği
kampanyalarla bu mazlumların barınacağı kampları kurabilir.
Bir kedi yavrusu gibi sokağa bırakılan o mazlumlar değil,
asıl utanması gereken bizleriz.
Onları avuç açmaya sevk edenlerdir, asıl dilenciler.