Bismillâhirrahmanirrahîm!
ESKİDEN savaşlar yalnız ok, kılıç, kalkan, ateşli silâhlar ve bombalarla yapılıyordu. Bundan sonra da, yerine göre ilkel veya gelişmiş silâhların kullanılacağından şüphe yok. İlk insandan son insana kadar savaşların süreceği açıktır. Ancak savaşlar emperyalizm için yalnız “askerî” alanda değil; eğitim, ekonomi, sanat, kültür, bilişim, teknoloji, sağlık, gıda gibi hemen her alanda insanlığı yok etme amaçlı olarak kullanılabiliyor.
Özellikle Haçlılar Müslümanları savaş alanlarında yenemeyeceklerini anlayınca; savaş öncesi ülkeleri zayıflatma, manevi dinamiklerini yok etme yollarına giriştiler. Çanakkale savaşları, bu işin dönüm noktası oldu. Hani Köroğlu, “Silâh icat oldu, mertlik bozuldu” demişti ya! Çanakkale sonrası, emperyalist haçlılar hemen her alanı “savaş malzemesi” olarak kullanmaya başladılar.
İfsadın en başında, Amerikan emperyalizmi tarafından sınırsız destek bulan Siyonizm var. Siyonistler kendilerini “dünyanın efendisi” kabul ederek insanlığa savaş açmış durumdalar! Bu konuda hiçbir kutsal, hiçbir hukuk tanımadan yollarına devam ediyorlar. Ilımlı İslâm, dinlerarası diyalog, medeniyetler ittifakı gibi projeler oluşturarak yeryüzünde ifsatlarını devam ettiriyorlar.
Hristiyan mezheplerinden “Katoliklerin yönetim merkezi olan 900 nüfuslu Roma”, “devlet” statüsündedir. Şimdi de Hristiyanlık mezheplerinden “Ortodoksluğu”, 16 milyonluk İstanbul’umuzda “merkez” haline getirmeye çalışıyorlar. Papa 14. Leo’nun Türkiye ziyaretinin asıl amacı buydu. Şu anda Patrik, Fatih Kaymakamlığı’na bağlı bir unsurken; Patrikhane’yi temsil eden Bartholomeos’a “ekümeniklik” ünvanı vererek uluslararası bir temsil yetkisine ulaştırmak istiyorlar.
BÜTÜNCÜL DÜŞÜNMEK
YAŞANANLAR toplumu “parçalı” düşünmeye alıştırdı. Bu, insanların kolayına da geliyordu. Tamam, parçaları da unutmayalım! Tüm parçaları dikkate alarak “bütüncül” düşünmeye ve buna göre çözümler üretmeye çalışmalıyız. 28 aydır Gazze Savaşı’nı yaşıyoruz. İşgalci Siyonistler ve destekçisi ABD yalnız Gazze’yi vurmuyor ki! Lübnan, Suriye, Ürdün, Yemen, Katar, İran gibi pek çok ülke de hedeflerinde! Buradan, yapılanların Arz-ı Mev’ud’a ulaşmak olduğunu anlıyorsunuz.
Papa 14. Leo, 1700 yıl önceki İznik Konsili’nin yıl dönümünü bahane ederek 27-30 Kasım 2025 tarihlerinde Türkiye’yi ziyaret etti. Papa, devlet başkanlığı sıfatını ve uluslararası ajansları da kullanarak, Türkiye ziyaretini tam anlamıyla bir “Hristiyanlık propagandası”na dönüştürdü. Dış gezilerde bunu Türkiye yapmış olsaydı laikler nasıl ciyaklardı, dersiniz! Laiklik denen şey her yere göre değişiyor mu?
Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ABD ziyaretinde Trump, İstanbul’da Ruhban Okulu’nun açılmasını istemişti. 14. Leo da, Fener Rum Patriği Bartholomeos’la Heybeliada Ruhban Okulu’nu da gündemlerine almışlardı. Bartholomeos’un “ekümeniklik” elde etmesinden sonra da Katolik ve Ortodoksların birleşmesiyle Hristiyan birliğinin sağlanmasını planlıyorlardı.
Bartholomeos’un acelesi vardı. Görüşmelerinin sonuçlarını beklemeden “ekümeniklik” ünvanını kullanmaya başladı! Resmî yazışma durumundaki İspanya Kralı Felipe’ye yazdığı taziye yazısında, (27 Ocak 2026) diplomatik nezaket kurallarını aşarak “ekümeniklik” sıfatını kullanmıştı. Fatih Kaymakamlığı bünyesindeki bir “unsur”un diplomatik kriz oluşturması ne anlama geliyordu? Türkiye, onun “ekümenikliğini” tanımış değildi ki!
HANİ BAĞIMSIZLIK?
TÜRKİYE’Yİ kim yönetiyordu? ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın, “Ruhban Okulu Eylül 2026’da açılacak” (3 Ocak 2025) sözü ne demeye geliyordu? Bartholomeos, 14. Leo’yu Türkiye’ye çağırıp güç gösterisi yapıyor, “ekümeniklik” kazanmak için manevralara girişiyordu. Trump’la görüşmeyi de ihmal etmiyor; sonrasında da Trump’ın kendisine ilgi gösterdiğini anlatarak, bazılarına mesajlar vermeye çalışıyordu.
Bartholomeos, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılış süreciyle ilgili olarak basına bilgi verdi: “Gerekli izinler yaz aylarında çıkar. Siyasi irade tamam! 55 yıl sonra yeniden öğrencilerimizi ağırlayabileceğiz.”
Millî Gazete, daha önce yetkililerden duymadığımız bir gerçeği ortaya çıkardı. 2025-2026 eğitim döneminde tüm Rum okullarında 300’e yakın öğrencinin eğitim gördüğü haberini verdi. Haberi de, “Okul Açılmış da Haberimiz Yokmuş” (26 Ocak 2026) manşetiyle okuyucusuna duyurdu.
Erbakan Hoca şöyle uyarmıştı: “Ruhban Okulu papaz değil; ajan yetiştirir.” Bu uyarı bizi 15 Temmuz darbesi döneminde, ajanlık yaptığı için tutuklanan Rahip Brunson olayını hatırlattı. AKP Genel Başkanı, “Ben olduğum sürece onu kimse alamaz” iddiasında bulunmuştu. Trump emretti. Sayın Brunson, bir gece gelen uçakla ABD’ye götürüldü. Orada büyük itibar gördü.
Barrack ve Bartholomeos’un Türkiye’deki süreçle ilgili basına bilgi vermeleri bağımsızlığımıza tehdit değil midir? Biz Türkiye’yle ilgili icraat ve bilgileri yabancılardan değil; yöneticilerimizden duymak isteriz. Ruhban Okulu’na, HELE ve HELE bugünkü hassas zeminde “asla” izin verilmemelidir