Bu seçim kampanyası Erbakan Hocanın yıllardan beri tekrarladığı bir gerçeğin ispatına sahne oluyor. Erbakan Hoca hep Milli Görüş dışında kalan tüm partilerin birbirinin aynı olduğunu vurgular. Farklı  adlar altında faaliyet gösteriyor olmaları farklılıklarından değil, milleti kandırmak için sahnelenen oyunun bir gereği olduğuna dikkat çeker. Erbakan Hocanın bu tesbiti uzun süre ülkede pek anlaşılamadı. Şartlandırılmış kafalar anlamakta zorluk çekti. Ancak, özellikle Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından ortaya çıkan gelişmeler siyonizmin yıllarca sürdürdüğü oyunu görmesini bilenler için perde arkasının görülmesine vesile oldu.

Sağ-sol diye  ciddi bir ayrımın olmadığı, hepsinin  aynı kaynakta üretildiği ve toplumları yönetmekte kolaylık sağlamak için ortaya atıldığı gerçeği, özellikle de komunizmin iflas edip Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından Varşova Paktının dağılmasına karşılık NATOnun muhafaza edilmesi, yeni düşman tarifinin İslam olarak yapılması dünya siyonizminin gerçek yüzünün görülmesine vesile oldu.

Meseleye ülkemiz açısından baktığımızda dünün hızlı solcuları ile sağcılarının aynı noktada birleşmeye başladığı görüldü. Hele hele bu seçimlere gelindiğinde artık solcu bilinenlerin sağ partilerde, sağcı bilinenlerin sol partilerin listesinde yer almaları seçim meydanlarında yeni girdikleri parti lehine propaganda yapıp oy istemeleri karşısında Erbakan Hocanın, "Sağ-sol yok. Milli Görüş ve diğerleri var" tezinin doğruluğunu gözlere sokarcasına ortaya çıktı. Buna rağmen bazı kesimler kendilerini sağ ya da sol olarak takdim ediyorlarsa ya hala oyunun farkına varamadıklarındandır ya da ayakta kalabilmek için bile bile bu oyununu sergilemektedirler.

Saadet Partisi dışında kalan partilerin hemen hepsinin Amerikadan ve ABden yana olduklarına dair medyaya öyle haberler yansıyor ki, partilerin kirli çamaşırları ortaya döküldükçe sağ-sol ayrımının aldatmacadan ibaret olduğu çok daha iyi anlaşılıyor.

Dünkü bir gazetede Baykala ait olduğu belirtilen, ""Bush bize 10 milyar dolar verir mi Kemal " cümlesi ha CHP ha AKP ya da MHP, DP fark etmediğini gösteren bir belge niteliğindeydi. Baykalın bu sözleri ne zaman söylediğine gelince haberi veren gazetede  şu bilgilere yer veriliyordu:

"CHPlideri Baykalın 3 Kasım (2002) seçimleri öncesinde ABDnin Irakı işgal planına destek için Kemal Derviş aracılığıyla para pazarlığı yaptığı ortaya çıktı: Washington 6 milyar önerdi. Baykal 10 istedi."

Görünen o ki, Irakın işgali konusunda CHP ile AKPnin ya da diğer partilerin yaklaşımı arasında hiçbir fark yok. Bu bakımdan emperyalist ABD açısından Türkiyede iktidarda CHP ya da AKPnin olması fark etmiyor. Çünkü, dünyaya bakışları arasında bir fark yok. Bir bakıma güce fikren teslim olmuşlar. Böyle olunca da alternatif geliştirmeleri mümkün değil.

Mevcut şartlara teslim olan kafaların yeni bir dünyanın oluşması yönünde harekete geçmeleri, bu istikamette düşünce, plan ve program geliştirmeleri mümkün olmuyor. Diyebiliriz ki tam teslimiyetçi bir anlayış ve uygulama  ortaya çıkıyor. Bu teslimiyetçilik sadece dış politika da değil, ekonomide de dışa bağımlı uygulamaları ortaya çıkarıyor. Bu dışa bağımlılık ise Türkiyeyi giderek sömürgeleştiriyor, kimlik ve kişiliğini yok ediyor. Bu bakımdan bir kez daha belirtmekte yarar var  ki, teslimiyetçi siyasi partilerle ülkenin meselelerine çözüm bulmak mümkün olmadığından şahsiyetli, güçlü ve lider bir ülke olması da beklenemez. Bu bakımdan bir takım asılsız nitelendirmelerle birbirinin aynı olan partilere bu milletin oy vermekten kurtulması gerekiyor. Tek çare burada yatıyor.