Boşuna Milletimiz, “Hoca” lakabını bir tek O’na layık görmedi.
Erbakan Hoca, bir gün ekip arkadaşlarından birine “Şu işi yap” diye bir görev verir.
“Hocam, haftaya yapayım” cevabıyla karşılaşınca, nesillere “İman ve Cihat şuuru” yüklü yeni bir ders çıkar ortaya. Der ki Milli Görüş Lideri.
“Bundan sonra size bir görev verdiğimde üç seçeneğiniz var.
“Hemen, Derhal, Şimdi!”
Ne ders ama değil mi Her dava önderi, her hareket lideri, her parti genel başkanı… Bağlılarının, teşkilat mensuplarının, seçmenlerinin Hoca’nın öğrettiği şuurda bağlılar olması için neler vermez ki... İtibar, ihale, şebeke, makam, menfaat!
Bu yüzden piyasa, Çakma Hoca’lar ve çakma bağlılarıyla dolu. Ama kendileri cihat ve dava şuurunda gerçek önderler, imamlar olamadıkları için, bağlıları da “Hemen, derhal, şimdi şuurunda” dava adamları olmaz!
Oysa O, hem kendisi gerçek Hoca oldu. Hem de gerçek bağlıları, inananları istediği şuurda oldu. Bu bazen, yüzde 21.5, bazen yüzde 2.5 oldu. Ama sağlam oldu.
ÇOKTAN ÇOK, AZDAN AZ GİDER!
Erbakan Hoca’yı dinleyenlerden dinlemiştim. Yom Kippur Savaşı’nda ABD&, İsrail ordusuna destek vermiştir. 1973’te çoğunluğu Müslüman OPEC örgütü buna karşın, Batılı ülkelere petrol ambargosu başlatır. Sam Amca da, bir bakanını Suudi Kralına baskı için yollar. O zamanki Suudi Kralı Faysal ise, İslam dünyasının bağımsızlığını önceleyen ilginç bir tavır koyar.
ABD’li bakanı, havaalanından alır. Çölün ortasında kurdukları bir çadırda ağırlar. Çadırın hemen yanında bir çiftlikte birkaç keçi vardır. İkramlar vs. yapılır. Sam Amca’nın bakanı, petrol ambargosuna karşılık, ABD’nin de kendi ürettiği ürünlerde ambargo koyacağını söyler. ABD’nin baskısına karşın Faysal şöyle der.
“Amerika bize ambargo koysa bile, benim halkım, birkaç keçi, birkaç torba un ve bir çadırda hayatını sürdürebilir. Ama biz size petrol ambargosunu sürdürürsek, sizin hayatınız durur.” Sonuç, OPEC’in istediği gibi olur tabi.
Nedense Milli Görüş’ün seçim işbirliği arayışları aklıma bu anekdotu getirdi. Çoktan çok, azdan az gider yani. Ne demişler, yağına kıyamayan çöreğini kuru yer.
30 SAATE 90 BİN LİRA
Normalde 4 yıl süren bir yasama dönemini TBMM, 2015’te 3 dönem olarak yaşıyor. 24.25 ve 26. dönem. Tabi 1 Kasım’da sağ salim 26. dönemi çıkarabilirsek!
Bu en kısa süreli 25. dönemde Meclis Genel Kurulu sadece 9 kez toplandı. Yemin, başkanlık seçimi, terör gündemi, Suriye-Irak tezkereleri gibi. Bu 9 birleşimde de Genel Kurul toplam 30 saat 30 dakika çalıştı. 7 Haziran’da ilk kez vekil olduğu halde 1 Kasım için hiçbir partinin listesinde yer bulamayan 37 vekil ise sadece 9 oturuma katıldı. Milletvekillerine bu süre içinde iki kez, üçer aylık olmak üzere 90 bin lira civarı maaş ödendi. Sürpriz bir şekilde 25 dönemde yasamaya başkan seçilen İsmet Yılmaz, TBMM’nin en kısa süreli başkanı oldu.
Sonuçta 7 Haziran sonrası, “Bu Meclis 4 yıl sürmez” diyerek ev satın almak veya kiralamak yerine otel odaları ve misafirhaneleri tercih eden vekiller haklı çıktı. Daha Meclis’te doğru düzgün oda bile tahsil edilemeyen vekiller, şimdi odalarını boşaltıyorlar. Hangi makamın, koltuğun, unvan ilanihaye sürmüş ki. Bu dünyaya yatırım yapmak akıl kârı mı sizce
İLGİNÇ BİR ADAYLIK TEBRİĞİ
Saadet Partisi Ankara 1. Bölge (Ağırlıklı olarak Çankaya) 3. Sıradan aday olan fakülteden arkadaşımız Nedim Aslan, daha aday adayı iken ilginç bir tebrik trafiği yaşadı. Bir tebrik diyaloğu çok farklı gelişti. Aynen alıyorum.
-Abi adaylığın hayırlı olsun.
-Tşk. ederim ama aday adaylığı. (Nedim)
-Abi garantiye aldın değil mi
-Neyi
-Adaylığını.
-Yo almadım bir şeyin garantisini.
-Abi o zaman niye istifa ettin. Bari garantiye alıp öyle istifa etseydin.
-Hiçbir şeyin garantisi yok ki.
-Hangi ilden başvurdun
-Ankara.
-Abi Reis’in ekibinden birileriyle konuşsan bari.
-Ben Saadet Partisi’nden aday adaylığı için başvurdum.
-Ne! Abi sen deli misin Hem memursun hem de barajı aşmayacak bir partiden başvuruyorsun.
-Artık memur değilim.
-Abi bırak şakayı ne yaptın ya!
-Desteğini bekliyorum.
-Ya abi bırak Allah aşkına. Neyse görüşürüz.
-Görüşürüz.