Günümüzde taşlar iyice yerinden oynadığı için yüksek

değer ifade eden meslek alanları zanaat gibi algılanmaya başlandı. Hiç

kuşkusuz bunda herkes in payı vardır. Hekim-hasta ilişkisinin temeli

karşılıklı saygı ya dayanır. Saygının olmadığı yerde sevgi de olmaz sabır da!

Öğretmenlik, hekimlik, din görevliliği gibi toplumun

büyük saygı duyduğu alanlarda görev yapanlar, günümüzde kültür düzeyinin

düşüklüğünün bir göstergesi olarak toplumun önemli bir kesimi tarafından, hiç

de hoş olmayan kaba tavırlara muhatap olmaktadırlar.

Bu mesleklerin saygınlığı, bu alanlarda görev icra

edenler ve onlara muhatap olan kesimler (halk) tarafından asla aşındırılmaması

gerekir/di. Maşerî vicdanda yer bulan, Yarım doktor insanı candan, yarım imam

insanı dinden eder söylemini gözümüzün önüne getiriverelim. Meselâ doktor ne

zaman tekrar hekim olursa, işte o zaman tıp tekrar saygınlığını kazanmaya

başlayacak demektir. Tıp sahasında ahlâkın önemli olduğu, tıpla ahlâkın

birbirlerinden ayrılamayacakları anlayışı ve tıbbî etikle ilgili düşünceler

geçmişte de irdelenmiş ve çeşitli eserlerde ortaya konmuştur. Tıbbı, Eflâtun

(M.Ö. 427 347) ve Galen den (ö. 200 ) hareketle et-tıbbü r-rûhânî ve

et-tıbbü l-cesedânî şeklinde iki kısma ayıran Ebû Bekir er-Râzî (ö. 313 / 925),

hayatı boyunca tıbbın her iki bölümüyle de ilgilenmiş ve bunlarla ilgili

eserler yazmıştır (Kitâbü l-hâvî ve Kitâbü l-mansûrî; et-Tıbbü r-rûhânî gibi).

Râzî ye göre insanın nefsinde gelişen psikolojik

uyarımlar, fizyonomik belirtilerle anlaşılıp açıklanabileceği için, beden

tabibi nin aynı zamanda ruh tabibi olması gerektiği ve bu sebeple de söz

konusu iki disiplinin birlikte yürümesi ve gelişmesi kaçınılmazdır.

Her ne kadar İslâm dünyasında et-tıbbü r-rûhânî

anlayışı, Kindî ye (ö. 252 / 866 ) kadar geri götürülebilirse de, Kindî bu

konuda özel bir kavram geliştirmemiştir. Dolayısıyla İslâm düşünce tarihinde bu

kavramı ilk defa Râzî kullanmıştır. O, et-Tıbbü r-rûhânîyi, insanın

eylemlerinin aşırılıklardan korunup itidal üzere olmalarının sağlanması için delil

ve burhanla yapılan bir ikna faaliyeti olarak tanımlar.

Râzî, söz konusu eserlerinde hekimlik ahlâkıyla ilgili

olarak, hem hekimin sahip olması gereken ahlâkî özellikler ile hastalara karşı

görevlerinden, hem de hastaların doktora karşı görevlerinden bahsetmektedir.

Hekimin özellikleri:

1. Hekim, hekimlik alanında inceleme ve araştırmalarını

arttırmak suretiyle kendini geliştirmelidir.

2. Hekim kendini oyun, eğlence ve zevk-i sefadan

korumalı, özellikle alkol alma konusunda dikkatli olmalı ve asla içkiye müptela

olmamalıdır. Çünkü bu durum, onun mesleğinde tedavisi imkânsız hatalar

yapmasına sebep olur.

3. İyi bir meslekî bilgiden sonra en fazla ihtiyaç

duyduğu husus, hastalara karşı iyi davranmak ve onlara iyi muamele etmektir.

Bunun için kibir ve gurur gibi ahlâkî kötülüklerden uzak durmalıdır.

4. Hekim, hafife alınmasına ve küçük görülmesine

sebebiyet verecek derecede alçak gönüllü de olmamalıdır. Çünkü doktor, hastanın

gözünde üstün ve yüce bir şahsiyettir.

5. Hekim, zaman zaman hastaların kalplerini kazanmak ve

sevgilerini elde etmek için onlardan yardım istemelidir.

6. İnsanlar arasında herhangi bir ayırım yapmamalıdır.

Zenginleri ve makam-mevki sahibi insanları tedavi ettiği gibi, fakirleri de

tedavi etmelidir. Hatta hekimin, fakir ve kimsesizleri tedavi etmeyi, zengin ve

nüfuz sahibi kimseleri tedavi etmekten daha çok istemelidir.

7. Hekim, hastanın kendisine verdiği veya vereceği

ücretten ziyade onu tedavi ederek sağlığına kavuşturmayı gaye edinmelidir.

8. Hekim, hastalarına karşı bir arkadaş gibi davranmalı

ve onların başkalarının duymalarını istemedikleri sırlarını korumalıdır. Çünkü

bazı insanlar anne, baba ve çocukları gibi en yakınlarından bile gizledikleri,

onların bilmemesi için özel bir önem gösterdikleri hastalıklarını zorunlu

olarak hekime açarlar.

9. Hekim, mümkün görünmese bile, her zaman hastaya

iyileşeceği ve sağlığına kavuşacağı ümidini vermelidir. Çünkü nefis, beden

üzerinde etkili olup, bedenin mizacı nefsin ahlâkına tâbidir.

Hastanın yapması gereken görevler:

1. Hasta, kendisini tedavi eden hekime karşı iyi

davranmalı ve güzel sözler söyleyerek onun gönlünü kazanmalıdır. Hasta böyle

bir metot takip ettiğinde, hekim de onun sağlığı noktasında daha titiz

olacaktır.

2. İnsan (hasta), muhtaç olmadan önce doktorunu bulup

hazırlamalıdır. Böyle bir durumda hasta, hekimle doğrudan diyalog kurma

imkânına sahip olur.

3. Hasta-hekim ilişkisinde, hekim açısından gizlilik,

hasta açısından ise açıklık esastır. Hastanın hiçbir şeyi atlamadan, en samimi

arkadaşıyla konuşuyormuş gibi, hastalığını ilgilendiren her şeyi doktoruna

anlatması gerekir.

Bu bağlamda hastanın hekime karşı işlediği hataların en

büyüğü, hekimden herhangi bir şeyi gizlemesidir. Böyle bir durumda, hastanın

hatası iki katına çıkmış olur. Hasta ile doktorun arasında sır olan bir şey

kalmamalı ve aracıya ihtiyaç duyulmayacak derecede birbirlerine yakın

olmalıdırlar.