Rivayetlere göre Yermük Savaşında Haris, Ayyaş ve İkrime (ra) düşman saflarına girmiş ve etraflarını saran düşman askerleri tarafından ağır yaralanmışlardı. Yaraları o kadar ağırdı ki, üçü de şehit olmak üzereydiler. Tam da o sırada savaş meydanında dolaşan bir sahabe onları gördü ve koşarak Haris’in yanına gitti. Kırbasını çıkardı ve su verdi. Haris suyu geri çekti ve Hemen yanında su diye yalvaran İkrime’ye vermesini istedi. Bunun üzerine sahabe suyu ikrime’ye verdi fakat o da yanındaki arkadaşının sesini işitmişti. O yüzen suyu önce ona vermesini istedi. Her üç sahabe de suyu içmeden şehit oldular.
Üç sahabe de Kur’an ve sünnetin gölgesinde yetişmiş ve karakter özelliklerini buradan almışlardı. Empati yetenekleri o kadar gelişmişti ki, ağır yaralıyken dahi kendilerinden önce mümin kardeşlerinin ihtiyaçlarını dikkate almış ve suyu onlara yönlendirmişlerdi. Sahabe Hz. Peygamberin maiyetinde terbiye almış ve biz duygusu ile yetişmişti. Biz duygusu içerisinde, fedakarlık, empati, sevgi, şefkat ve adaleti barındıran bir duygudur. Biz duygusuna sahip olamayan günümüz nesli, ne yazık ki, yaşları ilerlese dahi olgunlaşamıyor, diğerlerinin varlığını hissedemiyorlar.
Günümüzde ben nesli olarak tanımlanan bu çocukların tek isteği her şeye sahip olmak ve daha iyi şartlarda yaşayabilmektir. Değer üretemiyorlar, akıl irade ve vakit gibi imkânları dünyevi beklentilerine kurban ediyorlar. İnsanları diğerleri olarak kategorileştiriyor ve onların varlığını kendileri için bir tehdit olarak görüyorlar. Çünkü gönüllerinde diğerlerine ayrılmış bir yer yok. Tek kişilik bir dünyada, yalnız kopuk ve mutsuz bir hayat sürüyorlar. Diğerleri olarak gördükleri kimseler için bırakın fedakârlık yapmayı ellerini dahi kıpırdatmıyorlar. O yüzden günümüzde sadece gençler değil erişkinler de mutsuz ve umutsuzlar. Çünkü mutluluğun kaynağı iki noktadan çağıldar. Biri Allah’a itaattir, ikincisi O’nun yarattıklarını sevmektir.