Alo merhaba nasılsınız, ne var ne yok, havalar nasıl oralarda? Havalar mı, havalar güneşli sayılır, bazen güneş açıyor ama çoğunlukla bulutlu, bazen yağmur yağsa da kış gibi olmuyor tabi. Yahu ben o havaları demiyorum genel havaları diyorum? Genel havalar ne yahu, havanın geneli özeli mi olur! Şeyi diyorum yahu hani millet, vatan, ülke şey yahu? Ha tamam, tamam! Bangır bangır gürültü! Anladın mı ne dediğimi? Anlamadım da, anladım diyelim, anladım olsun, ne olursa olsun! Olsun olsun güzel olsun, iyi olsun, bereketli olsun! Peki, öyle diyorsan öyle olsun! Ne oluyor yahu?
İşte bu gürültü var ya şu geçen gürültü, evet, o gürültü marketteki fiyatları değiştirmiyor, manavdakileri değiştirmiyor, seni beni değiştirmiyor, en önemlisi haritayı değiştirmiyor. İlk söylediklerim anlaşılır da şu son söylediğim anlaşılmaz. Gün gibi gerçek ki harita değişmeden bakkaldaki şekerin kilosu değişmeyecektir. Haritanın değişmesi haritanın genişlemesidir. Üç kıtada at koşturan millet çeyrek buçuk yarım adaya sığıştırılmaya çalışılıyor. Hem de zorla ve hileyle! Neden koşmuyor atlar? Atların koşma nedenleri ortadan kalkınca atlar da koşmaz oldu! Atın koşma nedenleri milletteydi ama o nedenler ortadan kalkmış durumda. Atın koşması için atı koşturacak güçlü nedenler lazım.
Tam da bu noktada çok çıngıraklı gürültü bak yine geldi. İdealler olmayınca kaldırımlar giriyor devreye. Birincisi milletin güçlü nedenleri bir asırdır ortada yok. İkincisi o güçlü nedenler nasıl oluşabilir. At koşacak ama niye koşsun! At gerçekten koşacak mı? Koşmanın getirisi ne? Her şey somut olacak. Gönül mesela somuttur. Gönül adamı olmak somutun aksiyonerliğidir. Aksiyonu olmayan gönül sadece cüzdanda bulunur. Cüzdanın çoğulu değil mi peki bankalar. Bankaları ortadan kaldırsanız şu geçen gürültü üzülmez mi? İlk önce o tipler üzülür. Güncel ifadeyle aylık elli bin lira geliri olan kişiler bankaların kapanmasını ister mi, kesinlikle istemez. Çünkü bankalar kapanırsa aç kalacağını sandığı için bunu ilk önce parası çok olanlar istemez. Peki din mi diyordu, kardeşlik filan?
İnanıyor gibi ama sadece gibi yapmanın bedelini getirip markete mağazaya manava eve arabaya oturma grubuna bağlamanın sonucu ‘hava’da asılı kalmış teker misali dön baba dönüp aynı yerde aynı çarkın dişlileri arasında dönüp durulmuyor mu, duruluyor. İnanmanın göstergesi ne? Dinin kesin bir şekilde yapılmasını istediklerini kesin bir şekilde yapmak kesin bir şekilde yapılmasını yasakladıklarını kesin bir şekilde yapmamak! Nerede bu? Atın attan sökülmüş rahvanında! Kahvehanelerdeki kâğıt oynayanların oyunlarında. Kafelerde modern olanlarda. Kafe dışında modernlik yok. Sadece kafelerde bu modernlik. Modernlik ne! Çağdaşlık ne! Ne kadar lazım mesela! Kim icat etti ulan bunları! İcat etmediğiniz şeylere taparcasına inanmaya çalışmanız geri zekâlılık değilse nedir. Atın rahvanı yok. Rahvan hayattan tamamen çıkarılmış durumda. Bangır bangır geçti yine!
Geçti başörtülü kot pantolonlu kadınların alkışlarıyla. Geçti aklı sadece paraya çalışan dindarların bakışlarıyla. Bin yalanı bir dakikada söyleyip yarınlara bin yalanlar kurgulayanların kurgusu eşliğinde. Kardeşlerim denilenler hakkında bir tane bile kardeşlik düşünmeyenlerin doymaz iştihalarıyla birlikte. Millet olmayı gerektiren herhangi bir bağ bulunmuyor artık kimsede. Dindar toplum olmayı gerektiren herhangi bir bağ bir belirti yok kimsede. Aynı inançtan doğmuş şehirlilik yok, aynı bağlardan meydana gelmiş mahallelilik yok, aynı dindarlıktan doğmuş komşuluk yok kimsede. Hatta hatta aynı dindarlıktan doğmuş bir aile de yok artık. İnsan yok artık. Para para para, makam makam makam, çıkar çıkar çıkar var artık. At niye koşsun!
Burada havalar avrupadır!