Erzurum da şöyle derlermiş: "Arlı arından korkar, arsız neyinden korkar "
Dadaşlar kusura bakmasın, bu sözü ters yüz edeceğiz!
Evet, atasözünün arsız ını bir tarafa bırakıp, zavallı arlı ya bakalım. Arlı ya zavallı vasfını uygun görüşümüz okuyucuda şaşkınlık oluşturmuş olabilir. Bir adım daha gidip, zavallı kelimesini burada acıma dan ziyade tahfif anlamında kullandığımı da söylersem, şaşkınlık itiraza dönüşür mü dersiniz
Şaşkınlık itirazlarına hak vermeyeceğim! Zira amacım, atasözündeki arlı nın ar ına fiske vurmak Böylesi bir hiza bozum çabasının rahatlık takımının huzurunu bozmuş, bize ne
Bilindiği gibi, atasözlerinin doğruluğu her hâl ve şartı kapsamaz. Bu durum Erzurumlu atalarımızın söylediği yukarıdaki vecize için de geçerli.
Şu halde, arlı ve arsız karşıtlığını içeren yargıyı yorumlarken hangi bağlamı ( siyak ve sibak ı) kullanacağımız önemli. Diğer bir ifadeyle bilinçli bir tercih ve kasıtla sözü çekip getirdiğimiz "özel alan"ı açıklamamız gerekiyor.
Dikkat edilirse, örnek cümlemizde arlı ile arsız ın birbiriyle ilişkisiz farklı durumlar karşısında aldıkları çeşitli tavırlardan söz edilmiyor. Tersine, birisi arlı , diğeri arsız iki rakip güç arasında yaşanan ve ebediyen yaşanacak olan bir çatışma söz konusu.
Bunu gündelik hayatından örneklerle nasıl somutlaştırabiliriz Bir iki hayat sahnesi sunalım: Sözgelimi, ucuz ekmek kuyruğunda sırayı ihlal eden arsız a karşı arlı larca alınan tavırlar nasıldır Muhtemelen iki çeşittir: Atasözündeki arlı nın mağlup tavrıyla, bizim önerdiğimiz galip tavır. Bir başka örnek: Okulda, başına ekşiyen ceberut disiplin memuruna karşı öğrencinin muhtemel iki tavrı Maalesef böylesi durumlarda takınılan tavır genellikle zavallı lık ölçüleri içine girmektedir. Yani arlı kendi ar ından ötürü mukavemet göstermemektedir. Oysa, arsız ın hâline uygun bir hâl ile mukabelede bulunmak, yani galip konuma yükselmek gerekmez mi
Şimdi bir adım daha yürüyelim ve şöyle söyleyelim: Arlı ile arsız ın kavgası Hak ile bâtıl ın amansız mücadelesine denk düşmektedir.
"Yaradan ın emrettiği gibi doğru olma çabası peşinde bulun"ması gereken arlı ların bu mücadeleden kaçınması mümkün müdür
Mesela, bâtıl güçbirlikleri tarafından zaman zaman yaşatılan "menfur" saldırı olayları eşliğinde suçlanan arlı nın tavrı ne yönde olmalıdır Olmadığı halde, suçlu psikolojisi içinde mi yaşamalıdır Feci bir bastırılmışlık edilgenliği içinde mensubiyet ilişkisi kurduğu bünyeden menfî unsurların çıkmayacağını el aleme ispat etme yarışı içine mi girmelidir "Biz de sizdeniz yahu, gelin etmeyin!" yaltaklanmasıyla mı yanıp tutuşmalıdır
Yoksa Danıştay örneğinde karşılaşılan minik kuş kart tilki arsız lıklarının yafta larını bozmak için, ilk bildiri ye bağlanıp Hak sözü nü mü söylemelidir arlı
Şüphesiz, arlı nın şerefli bir görevi vardır! O, "ar"ına uygun bir "har"ı (özü) yaşamak zorundadır!
Şu halde, arsız ın kendi bünyesinde korkacak bir şeyi barındırmaması bizi bağlamaz. Yeter ki, arlı ar ındaki sırrı kavramış olsun
Bir Kitap
Üç Karanfil
Hasan Ali Hüseyin Nazir Kasır, Alacatlı, Akalın. Yolları önce Erzurum da ve ardından ölümde kesişen şiirimizin üç güçlü genç sesi Türkiye Yazarlar Birliği Erzurum Şubesi, Rıdvan Canım ın editörlüğünde eşi benzeri görülmemiş bir vefa duygusuyla hazırlayıp yayımlamış Üç Karanfil i.
Rıdvan Canım şöyle diyor kitabın önsözünde: "İstedik ki onları seven bunca dostunun onlar için yüreklerinde sakladıkları duygular, kenarda köşede kalmış hatıra kırıntıları bir araya gelsin Yazıya geçsin Ve böylece bir kitap olarak anıtlaşsın Hiç unutulmasın "
Kitabın içeriğini bu satırlar ele veriyor. Dolayısıyla şimdilik bu kadar söz yeter. Üstelik, Üç Karanfil i, müstakil bir yazıyla tekrar gündeme getirmemiz de gerekir.
Peki, kitapla ilgili bu kısa yazının amacı ne El cevap: Kitabın geliri "Üç Karanfil"imizin yetimlerine devredilecek. Şu halde, elimizi çabuk tutup, bu "Armağan"ı satın almalıyız, aldırmalıyız. İşte irtibat bilgileri: [email protected] TYB Erzurum Şubesi, Ardahanlı İş Merkezi, Kat: 1, No: 3, ERZURUM.
Şiir
Saydam sözler ormanı
bakışın / saydam sözler ormanı. / orada / bir ağaca tutunurdum: / hani ağaç / nerede / orta yerde tam / tek ve tenha / bir yapracık gibi tirtir / titreyen şu: / ben değil miyim
(A. Vahap Akbaş, İnce Lügat, Nisan Bulutu Yay., İst., 2005, s. 20)