Sağlamlık, sabitlikte midir? Ya da istikamet üzere olmak derken buradan bir sabite anlayabilir miyiz? İstikamet bir yön, bir hedef belirtir. Onun için müstakim olabilecekler ancak hareket halinde olanlar olabilir. Aslında “Hareket”, “Aksiyon”, “Heyecan” hepsi içerisinde hareket barındırır. Ondan dolayı sabite sağlamlık ölçüsü olamaz, çünkü kendisinin biçim değiştirdiğini göremez. Bu bakımdan ister sağlam, muhkem bir kaya olsun isterse gür ormanlarla, bin bir çeşit bitki ile yere sıkı sıkıya bağlı toprak örtüsü olsun her ikisi de küçük ama sürekli etkisi olan rüzgâra ve yağmura dayanmazlar. Kocaman dağ kütleleri, rüzgârların hareketleri ile yontulur başka bir şekle dönüşür, topraklar yağmur sularına kapılır başka bir yere sürüklenir, taşınır. Bu belki bir defa ile olmaz ancak zaman içerisinde hareketli olan sabit olanı çözer.

Toplumlar, insanlar içinde bu böyledir. Hareket halinde olanlar, statik olanları hep çözmüştür. Değiştirmiştir… İster kıssaları tekrar okuyun, ister diğer tarihi olaylara bakın karşınıza hareketlinin durağan olanı çözdüğü olaylar çıkacaktır. Ya da farkında olmadan kendini dağ zanneden ancak peri bacasına dönmüş iri yapıları göreceksiniz. Örneğin “Mekke Toplumu” statik, hantal ve yozlaşmıştı, İslam geldiğinde getirdiği hareket baştan aşağı bir yenilenmeyi, tazelenmeyi ve fıtri olanı getiriyordu. Ki ne kadar ekonomik-sosyal-askeri açıdan güçlü olsa da Mekke toplumunun bütün zorbalığı, tahakkümüne rağmen “fetih” kaçınılmazdı ve hareketli olan fıtri olan galip gelmişti. Bunu İslam’ın geniş coğrafyalara yayılışında ki izlerde de görebiliriz. Sasani ve Doğu Roma fetihleri de bu izleri barındırır. Küçük Osmanlı Beyliği’nin şartları daha iyi olan diğer beyliklerin arasından sıyrılarak üç kıtaya yayılmasını da “Hareket” ile izah edebiliriz. Bunların tersi çözülmeleri de hantallığa, sabitliğe, yozlaşma ve kokuşmaya yani sabitliğin getirdiği zehirlenme ile izah edebiliriz. Yinelemeyen her hücre ölür. Çünkü yineleme yenileme getirir. Bu bakımdan, yaşadığımız süreçleri tahlil ederken uzak olandan başladığımız her şey bizim yozlaşmamızı hızlandıracak, hantallığımızı meşru ve makul gösterecektir.

Ya da sadece zamana bırakıp geri çekildiğin her durumda sen bir takım etkilere açık hale gelmiş oluyorsun ve bu süreçte bir takım söylemleri tozlu raflardan çıkarıp, kullanma alışkanlığına düşüyorsun. Burada ortaya büyük bir handikap çıkıyor, söz/mesaj hakikat bile olsa araya zaman girdiği için değişen iletişim halkasının dışına düşüyor. Yani ileti ile alıcı arasındaki bağlam kopuyor. Bağlam koptukça mesaj ile arana da mesafe giriyor. Sözü tesirsiz, muhatabı ilgisiz hale getiriyor. Onun için sözün tesiri, hareketle mümkündür. Hareketin oluşturduğu dalgalarla ilgilidir. Tespit etmek çözmek manasına gelmez, çünkü çözmek için ivme lazım, ivme için de gayret lazım. Hedefe doğru atılan adımlar, istikamet sahibi yapar. “Az da olsa sürekli olan” ölçüsü de bu yüzdendir. Çünkü yineleme ivme ve mukavemet gücü sağlar. Bu yüzden içinde yaşadığımız zamanın hantal yapıları, zihinlere sabitlik ve eklemlenme hantallığı ve de hastalığı kazandırmıştır. Bu da farkında olmadan çözülmeye neden olmakta ve giderek bütün yapıları yozlaştırmaktadır.

Eğer hakikatin peşinden gidiyorsak, bu yönde gayret gösterdiğimizi düşünüyorsak içe doğru kıvrılmalar sadece sancıları artırır. Durağanlaştırır ve kirletir. Duran her şey; koku, renk ve tat değiştirir. Bekletmek bozulmaya neden olur. Onun içindir ki sular meselesinde “akan her şey temizdir, temizleyicidir” ibaresi vardır. Zihninde, eyleminde, toplumun da hareketlisi makbuldür. Atalar boşuna “gezen tilki, oturan aslandan evladır” dememişler ya da “nerede hareket orada bereket” dilimize boşuna yerleşmediği kanaatindeyim. Ya da sık sık tekrarladığımız, ‘atıl olanı batıl istila eder’ de aynı noktaya işaret etmektedir. Ol vakit, suya bir taş bırakalım halka halka yayılsın. Gökyüzü, yeryüzü belli bir hareket içinde her gün yineliyor ve her gün yenileniyor. O vakit, hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMİ

Şuraya bir cümle koydum

Bırak, acımızı birisi duysun.” (Birhan Keskin)

Not: Azam, “bu hafta şarkımız, ‘Cengiz Özkan’dan Munzur Dağı Silelenmiş’ olsun mu?” diye sordu. Ben de, “Olsun be! Azam’ım…” dedim. Öyle içe dönük bir anlatımı var ki, insana hayat hakkında derin derin düşünme imkânı veriyor. Zamanın insanı nasıl etkilediğini, insanın ahu zarının ömrü bitirdiğini ve bir daha yağan yağmurlarla ıslanarak hissedelim. Saz, her mızrapta içe doğru yarıkları derinleştirsin. Dinleyelim, yaralara tuz niyetine…

Bize Kadar

1- İbrahim Çapar, “Evet, ‘Hak gelecek, batıl zail olacak’ ama biz, sınandıktan sonra” diyor.

2- Roland Barthes, "Bir şeyin tersi onun karşıtı değildir" der. Bu önemli, ayırtına varmak lazım.

3- Ekrem Işın, “Kentlerin çöküşü gürültülüdür ama mahalleler sessizce çekip giderler hayatımızdan” der. Bir adım geri çekildiğinde hissedeceksin…

4- Walter Benjamin, "Galiple duygudaşlık, daima hükmedenlerin işine yarar" der. Ne doğru bir tespit…

5- Fernando Pessoa, "Hayat tahayyül edebildiğimiz kadardır. Bütün dünyası tarlasından ibaret olan köylünün gözünde, o tarla bir imparatorluktur" der. Bizim dilimizde ona “kanaat” deniyor. Yitiğimiz.

6- Bu hafta, Bilal Fatih Çalışkan’dan kitabımız.  Rüya adam, masal kahramanı gibi bir güzel insanın kitabını, Ahmet Uluçay’ın “Küller ve Kemik” kitabını okuyoruz. Kitap, Küre yayınlarından çıktı. Ahmet Uluçay’ı da rahmetle yâd ediyoruz. Allah Rahmet eylesin.

7- Bu hafta, Majid Majidi’nin “Serçelerin şarkısı” filmini izliyoruz. İnsanın özünün izinde bir film, belki tuttuklarımızı kafesi açıp salarsak, ruhumuz da yerine yani evine döner.

DAĞARCIK

“Pisagor’a gurbette iken ölüm (hali) geldiğinde yoldaşları, kendi beldesinden başka bir yerde ölecek olmasından dolayı üzülüyorlardı. Pisagor dedi ki: Dostlarım! Gurbetteki ölümle vatanda ölmenin arasında bir fark yoktur; zîra âhirete giden yol her cihetten tektir.” (Pisagor’dan Tadımlık)

TEKKE

Dikkat!

“Seni eleştiren seninle birlikteliğini sürdürmek istiyor demektir. Senin kötülüklerini önemsemeyen ise artık seni terk etmiş demektir.” (İbn Hazm’dan tadımlık)

Dört İnci Öğüt

1. Bedenin rahatı az yemekte,

2. Dilin rahatı az sözde,

3.  Ruhun rahatı az günahta, (Ruhun rahatı az insanda [az insanla görüşmededir])

4. Kalbin rahatı az intikamdadır.(Kalbin rahatı az umursamada) (Platon’dan tadımlık)