Darbe sıramızı seksende savdık, bir daha olmaz derken çocuklarımızın, torunlarımızın iliklerine kadar titrediği üstelik diğer darbelerde olmayan bir savaş efektiği ile meclise, polis teşkilatına yağdırılan bombalar, halkın üzerine açılan ateşlerle, yitirilen memleket evlatları ile daha da şedidini yaşamış olduk.
Hâlâ da travmayı atlatabilmiş değiliz.
Bir kesim de darbeyi hafife alma edalarında. Çapa Tıp Fakültesi’nde, klinik sekreteri kadın, yaşlı adama bağırmakta:
“amca randevun geçmiş, neden gelmedin”, ihtiyar, “nasıl geleydim kızım, savaş oldu”
Kadın bu kez avazı çıktığı kadar bağırmakta: ”ne savaşı amca, biz işimizin başındaydık”. Bereket oradan bir hasta müdahale etmekte, ”savaş olmadı mı başımıza bombalar yağdı, üzerimize tanklar yürüdü, 300’e yakın evladımızı kaybettik”
Tıpkı profesör hanımın darbeye karşı duran kahramanlara, “onlara şehit demem” diye diretmesi gibi, kadın ne savaşı diye sinirlenmekte.
Oysa Halil Kantarcı’nın kardeşi, ne kadar büyük bir özveri ile altını çizdi: ”eğer Halil ağabeyim ve arkadaşları şehit olmasalardı belki de binlerce insan ölecekti”, ailelerinin bile bağırlarına taş basıp, evlatlarının vatan ve özgürlük için direnç gösterip can vermelerini makul karşılamalarına, profesör bayan, bangır bangır bağırmakta, “öldüler işte şehit demem”.
En değerli hazine olan candan vazgeçen şehitlerimiz, o asil ruh, kendi kanını özgürlük ve vatan için gözünü kırpmadan akıttı.
Şimdi yaşananlara baktığımızda, yapılan hatalar da birer birer önümüze düşmekte.
İrtica diye inatla tutturulan bir hayalet korku ile güzel ahlaklı, dindar, temiz ailelere mensup çocuklar ordudan uzak tutuldu, onlar ısrarla orduya alınmadı, namaz kılanlar, eşleri örtülü olanlar ordudan atıldı.
Kamuflaj olmuş örgüt mensupları ne namaz kılıyordu, ne de içkiden uzak duruyordu, eşlerinin de başı açıktı, onlara her kademe, terfi teslim edildi.
Bugünden sonra İmam Hatip Liseleri’ne kapılarını açmak zorundadır Harbiye.
Daha yeni gördük ki, Kuleli gibi ecdat yadigârı bir okul, ekmeğini yiyip suyunu içtiği Çengelköy’ün çocuklarını katledebildi.
O Kuleli ki, önündeki yoldan geçen araçlar, klakson çalmaz, fren yapmazdı ki öğrencilerin derslerde konsantrasyonları bozulmasın diye.
Bu ara, Kuleli Askeri Lisesi’nin kapatılması konuşulmakta, bence çok yanlış olur. Bu liseye ve başka askeri okullara, İmam Hatip nesli yerleştirilirse çok isabetli bir karar olacaktır.
Doksanlı yıllardan beri Harbiye giriş sınavlarında soruları çalıp ele geçirip, mensuplarını Harp Okulları’na sokan Fetö örgütü, orduda hâkim güç oldu. Son yıllarda bu örgütten olmayan neredeyse hiç kimse, bu okullara girememektedir. Türlü hilelerle, kendisinden olmayanları düşman kabul ederek TSK içinden ayıklamıştır.
Soruları çalarak her yere sızan örgüt, masum insanların hayatlarını çalarak, geleceklerini karartarak, yaşam savaşında yenik düşürmüştür.
Artık yeni bir yapılanma ile Harbiye’ye, hakça sınavlarla hiçbir kesimi engellemeyerek, İmam Hatipli neslin yasaklarını kaldırarak özellikle darbe şehitlerinin çocuklarını Harp okullarına alarak, bu haksızlık ortadan kaldırılmalı ve bu okullar kesinlikle sivil denetime açılmalıdır.
Hâsılı savunmamızla meşgul olması gereken, teröristleri ortadan kaldırmaya kafa yorması gerekirken, Uludere’yi bombalayan, komşularımızla aramızı bozacak uçak düşürme eylemleri yapan, dahası darbe yapıp halkını katledecek kadar gaddarlaşan mensupları olan bir ordunun derhal merhamet eksenine dönmesi gerekmektedir.