Bir başka gün ise bir başka hanımı hal yanar kendisini

rahatsız eden diğerlerinden. Bu defa rahatsız edilen Hz. Safiyye’dir. Hz.

Peygamber, Hz. Safiyye’nin yanına geldiğinde, Hz. Hafsa ve Hz. Âişe başta olmak

üzere hanımlarının kendisine “Yahudi kızı” diyerek iğnelediklerini ve biraz

daha ileri giderek, “Biz senden daha üstünüz, biz Hz. Peygamber’in hanımı ve

amcasının kızlarıyız,” diye de kendisini küçümsediklerini anlatır. . Bunun

üzerine Peygamber (s.a.v.), Safiyye Validemize: “Sizler benden nasıl daha

hayırlı olursunuz ki, benim kocam Muhammed, babam Hârun, amcam da Musa’dır” de

diyerek onu teselli etmiştir. Yine nazik bir şekilde onlara cevap vermeyi

öğretmiştir. “Sen onların cevabını veremiyor musun, niçin laflarının altında

kalıyorsun, kendini ezdiriyorsun ” gibi sözlerle kışkırtmamış, kavgalarını

körüklememiştir. Nezaketle karşılık vermelerini öğütleyip, teselli etmiştir

onları. Sonra da öteki eşine dönerek: “ Ey Hafsa! Allah’tan kork!”

BÜTÜN SABRIYLA KADINLARI KORUDU, İNCİTİLMELERİNİ ENGELLEDİ

Bir gün Hz. Ömer, Resûlullah’a şöyle yakınır: “Ey Allah’ın

Resûlü, bizi bilirsin, biz Kureyşliler, kadınlara hâkim kimselerdik. Sonra

Medine’ye geldiğimizde, burada kadınların erkeklere hâkim olduklarını gördük.

Bizim kadınlar da onlardan huy kaptı. Bir gün hanımıma öfkelenmiştim, bana

mırıldanıp karşılık vermez mi Bunu doğru bulmayıp azarladım. Bu sefer: “Niye

azarlıyorsun Vallahi Resûlullah’ın zevceleri bile ona karşılık veriyorlar,

mırıldanıyorlar. Hem onlar icabında küsüp gün boyu, geceye kadar Resûlullah’ı

terk ediyorlar,” dedi. Ömer, o anda kızı Hafsa’ya dönerek: “Resûlullah’a sen de

mi karşılık veriyor, mırıldanıyorsun ” dedi. Hz. Hafsa validemiz: “Evet,

hiçbirimiz, o gün geceye kadar yanına uğramayız.” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer

(r.a.) tembihledi: “Sizden kim böyle yaparsa büyük zarar eder, hüsrana uğrar.

Hanginiz Resûlünün öfkesi sebebi ile Allah’ın gazabına uğrayamayacağından emin

bulunuyor Alimallah bir anda helâk olursunuz.” dedi. Bu söz üzerine

Peygamberimiz (s.a.v.) tebessüm ettiler. Hz. Ömer tekrar Hafsa’ya dönerek:

“Kızım sakın Resûlullah’a karşılık verip, mırıldanma ve ondan bir kısım

taleplerde bulunma. Bir şey gerekirse bana söyle. Sakın bazı arkadaşlarının

Resûlullah’a senden daha sevgili ve daha gönül alıcı olması seni aldatıp,

yanlış davranışa sevk etmesin.” diyerek nasihat etti. Bunun üzerine Hz.

Peygamber (s.a.v.) tekrar tebessüm etti. Yalnızca tebessüm. Demedi ki “Bak

baban bile razı değil beni üzmenize.” Demedi ki “Bak nasıl da haklıyım, baban

bile bana hak veriyor.” Yalnızca tebessüm etti. O devirde kadınların eşlerine

mırıldanmalarına dahi tahammülü yoktu erkeklerin. Hz. Ömer de bunlardan

biriydi. Ama Resûlullah bütün gücüyle, bütün sabrıyla kadınları korudu,

incitilmelerini engelledi. Ve dedi ki: “Bir mü’min erkek, bir mü’min kadına

buğz etmesin. Çünkü onun bir huyunu beğenmezse başka bir huyunu beğenir.”

EŞLERİYLE ŞAKALAŞAN PEYGAMBER

Peygamberimiz (s.a.v.), eşlerini incitmediği gibi onlarla

şakalaşmıştır. Şakalaşmış, yarışmış, onların sevgilerinin, hayranlıklarının

artmasını sağlamıştır kendisine. Onlar böylece kendilerini rahat

hissetmişlerdir onun yanında. Hz. Peygamber (s.a.v.) bir sefere giderken,

yanına Hz. Âişe’yi almıştı. Yolda yürüyorlardı. Sahabelerine: “Siz önden yürüye

durun. ” diyen Resûlullah, onlar uzaklaştıktan sonra, eşine, “Yarışalım mı ”

diye sordu. Hz. Âişe bu teklifi memnuniyetle karşıladı. Yarıştılar, koştular

metrelerce. Bu yarışta Hz. Âişe validemiz genç ve zayıf olduğu için Hz. Peygamber’i

geçti. Yıllar sonra yine bir seferde, Hz. Peygamber (s.a.v.) eşine: “Yarışalım

mı ” diye sordu. Hz. Âişe (r.a.), yine “Yarışı nasılsa yine ben kazanırım”

düşüncesiyle teklifi kabul etti. Yarıştılar, bu defa da yarışı, Hz. Peygamber

(s.a.v.) kazandı. Çünkü Hz. Âişe (r.a.), kilo almış ve şişmanlamıştı. Hz.

Peygamber (s.a.v.), gülerek: “Bu vaktiyle kazandığın müsabakanın rövanşıdır.”

buyurdu. Bu satırları okurken bile gülümsüyoruz, hoşumuza gidiyor Hz. Peygamber

(s.a.v.)’in eşiyle olan bu şakalaşması, yarışması. Böyle bir arkadaşlığa

imreniyoruz biz hanımlar olarak. Siz ey Beyler sizler eşinizle niçin böyle

güzel diyaloglar kuramıyorsunuz, hiç düşündünüz mü Ne o yoksa yüz verip, şaka

yaptığınızda tepenize mi çıkar hanımlarınız Doğan Cüceloğlu, “İletişim

Donanımları ‘Keşke’siz Bir Yaşam İçin İletişim” adlı kitabında şöyle diyor: “

Her davranışın kendine özgü bir sonucu vardır. Asık yüze verilen tepki, güler

yüze verilenden farklıdır. Yüzünüz asıksa, bu asık yüze yakışan tepkiler

alırsınız.” Ne dersiniz, isabetli bir görüş değil mi

Sayın beyler ve hanımlar, Şimdi de bu resme dikkatli bakın!

“Bu resme bakınca ilk gördüğünüz, ya beyaz bir şamdan ya da

yüz yüze bakan iki insan profili olmuştur. Birçok kişi, aynı anda bu şekle

bakıyor olsaydı; bir kısmı şamdan, bir kısmı da insan profili görebilecekti.

Kişiler arasındaki bu algılama farkları doğaldır. Şimdi, lütfen siyahı zemin

olarak kabul edin, yani siyah arkada, beyaz önde dursun. Siyah arkada zemin

olunca önde, beyaz şamdan görürsünüz. Beyazı zemin kabul ederseniz, bu defa

önde, iki insan profili görürsünüz. Eşiniz ile aynı şekle baktığınızı varsayın.

Siz sadece şamdan görürken, eşiniz sadece iki insan profili görse ve her ikiniz

de kendi gördüğünüzün `tek gerçek’ olduğunda ısrar etseniz, bu, evliliğinizi

etkiler mi ” Doğan Cüceloğlu’nun bu sorusuna vereceğiniz cevap, evettir. İşte

siz de bunun gibi algılama farklılıklarından kaynaklanan durumlarda acaba eşler

olarak birbirinize saygı duyabiliyor musunuz Eşinin algısını fark edip,

anlayarak empati kurabiliyor musunuz Yoksa bağnaz bir inatçılıkla dediğim

dedik mi diyorsunuz ” Yine, Doğan Cüceloğlu, aynı kitabında şöyle diyor:

“Kalıplaşmış, inatçı, `dediğim dedik, öttürdüğüm düdük’ tavırlı, birbirine

`saygısız’ kişiler, ilişkilerinde karşısındakinin farklı algılamasına izin

vermez. Böyle kimselerin inat etmeleri ve birbirlerini dinlememelerinden

dolayı, hem kendileri hem de ilişkileri gelişemez. Kalıplaşmış ve inatçı

insanların tam aksine; gelişmiş, öğrenmeye açık, birbirine saygılı kimselerin

evliliğinde algılama farklılıkları istenir. Algılama farklılıklarının

yaşamlarını zenginleştirdiği kabul edilir.” Mutluluk = Saygı; Mutsuzluk,

dayak=Saygısızlık, Dediğim dedikçilik. O halde eşini döven erkeğe saygısız,

inatçı hatta Peygamber’in sünnetine uymayan, dinin emirlerini de hiçe sayan

diyebilir miyiz

Kadınların haklarına riayet edip, hanımlarını dövmeyen

erkeklere de ne mutlu! Peygamberimiz (s.a.v.):

“Sen, ev halkına bir harcamada bulunduğun zaman şüphesiz ki

sevap alırsın, hatta hanımının ağzına kaldırıp verdiğin lokmadan bile.” diyerek

hanımını sevindiren erkekleri sevap almakla müjdelemiştir.

Peygamberimiz (s.a.v.) kadınları öyle korumuştur ki dünyaya

veda etmeden önceki son hutbesinde bile Müslümanlara sıkı sıkıya

tembihlemiştir: “Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta

Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah’ın emaneti olarak

aldınız ve onların namuslarını Allah’ın emri ile helâl kıldınız. Sizin kadınlar

üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakları vardır.” Bu dünyadan

göçmeden önceki son konuşmasında bile kadın haklarından dem vuran Peygamberimiz

(s.a.v.)’in aile hayatını kendinize örnek alıp onun gibi yaşamayı hiç

düşündünüz mü Peygamberimiz (s.a.v.)’in şu hadisini de her zaman hatırlayın:

“KADINLARI DÖVMEYİNİZ. KADINLARI DÖVENLER SİZİN İYİLERİNİZ DEĞİLDİR.”

KAYNAKLAR

• Doğan Cüceloğlu, “İletişim Donanımları ‘Keşke’siz Bir

Yaşam İçin İletişim” İstanbul: Remzi Kitabevi, 2008.

• İbrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi, İstanbul, Akçağ

Yayınları, [t.y.], c. II, s.s. 545-552; c. III, s.s. 216-224; c. VII, s.s.

115-120; c. IX, s. 314; c. XII, s. 104; c. XVII, s. 212.

• Şura Kavuştu, Hz. Muhammed’in Aile Reisi Olarak Örnek

Şahsiyeti, [Tez, Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler

Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, 2006].