“Ne yani terör sorununu çözmek için teröristbaşı ile değil de Sultanahmet Camii’nin imamı ile mi konuşacağız ”

AKP’ye has bir savunma cümlesidir bu.

“İmrali görüşmeleri” diye tarihe yazdırdıklarının sorgulanmasını bu cümle ile savuşturmaya çalışıyorlar.

Teröristbaşı ile değil de,

Sultanahmet Camii imamı ile mi

Neden imam, neden Sultanahmet Camii imamı

Dünya da sanacak ki, Sultanahmet Camii’nde, Sultanahmet Camii imamının arkasında namaz kılmalarından hemen sonra konuşmak durumunda kaldığından...

Yok öyle bir şey.

Neden imam, neden Sultanahmet Camii imamı

Bir yanda “teröristbaşı” dedikleri, bir yanda Sultanahmet Camii imamı...

Bir yanda konuşulan, bir yanda konuşulmayan...

Sultanahmet Camii imamı ile konuşsalardı...

Ya da sorumuzu daha geçmişli ve daha kapsamlı soralım;

Sultanahmet Camii imamı ile konuşarak gelselerdi bu günlere, bugün böyle bir savunma yapmak durumunda mı kalırlardı

AKP, bizim bildiğimiz AKP. Ancak bu kadar olurdu savunmaları...

Hiçbir zaman, hiçbir yerde Sultanahmet Camii imamı veya başka imamlarla konuşmadıklarını, konuşma ihtiyacı hissetmediklerini nasıl da itiraf ediyorlar, müstehzi bir ağızla.

Bu nokta, sadece AKP’ye oy verenlere üzülme noktası değildir.

Ya nedir

Bu demeç dolayısıyla yaralandıklarını hisseden ve AKP’ye karşı susmama hakkını kullanan imamların dediklerini duydukları halde, üzülmeyenlere de üzülme noktasıdır.

Gazetelerin, imamların örgütlü olduğu sendika dediğinden nasıl bir cevap çıkmış, bu AKP demecine karşı

“İmamları alaylarınıza alet etmeyin!”

Yani...

Sultanahmet Camii imamı ile mi görüşelim, derken AKP, Sultanahmet Camii imamının şahsında, bu ülkenin imamları ile dalgasını geçiyor, onlarla alay ediyor.

Bir başka üzülünecek nokta daha var burada: Bu cevaba rağmen imamların sessizliği ve demeç sahibinin özür dahi dilememesi...

Bu ülke böyle değildi, bu camia bu kadar yılmış değildi.

50 yıl önce Demirel’in bir bakanı “Diyanet İşleri Başkanlığı, Tapu Kadastro Müdürlüğünün kıymetindedir bizim yanımızda” dediğinde, o lafı söyleyen de, Başbakanı da kırk kere pişman ettirilmişlerdi.

Söz, yine Sultanahmet Camii imamına gelsin. Ve yine bu ülkede yaşanmış bir anımızı aktaralım. Her hatırladığımızda gururlandığımız bir anımızı...

12 Eylül’ün ilk günleri... İhbarlar yağıyor komutanlıklara... Ankara’dan İstanbul’a gelmekte olan K. Evren’in önüne konan bir muhbir raporu ise çıldırtır onu. Emirler ardı ardına:

– Uçak alana indiğinde ve ben Florya Köşkü’ne vardığımda, karşımda isterim bu imamı...

İhbar edilen Sultanahmet Camii imamıdır. Siz bu ülkeyi kurtaran ve yöneten iseniz, nasıl olur da böyle bir konuşma yapmak cesareti bulabilir Sultanahmet Camii imamı

K. Evren, kendisine ulaştırılan bu ihbar mektubundaki soruya cevap aramak için sorar, karşısına çıkarılan Sultanahmet Camii imamına;

– Bu konuşmayı sen mi yaptın

Sorgucuların taktiğidir, kaçma/inkâr etme/aslında öyle demek istememiştim ama, fırsatı vermek, sorguladıklarına.

Lâkin cevap beklenen değildir Sultanahmet Camii imamından. İçinde bir ama olmasına rağmen, K. Evren’in beklediği değildir.

– O konuşmayı ben yapmadım. Orada söylenenleri ben söylemedim. Ama ben de konuşsam, ben de söylesem aynen orada yazılanları söylerdim. Hatta daha fazlasını söylerdim.

O ihtilal günlerinde bizi morallendiren bu konuşmasını o günlerde Mahmut Toptaş Hoca’nın yayınevinde Emrullah Hatipoğlu Hoca’ya sorduğumu hatırlıyorum. Gururlanmakta haksız değildik. Çünkü Sultanahmet Camii bizim camimiz, imamları bizim imamlarımızdı.

Sultanahmet Camii imamı ile mi konuşacağız, diyen AKP büyüğüne şimdi şunu diyelim:

Konuşamazsınız, zira kapasiteniz yetmez.

TARİHTE MİZAH

Hançerli bey

İkinci mahmut ve Abdülmecit zamanlarında doğu kültürünü de batı kültürünü de çok iyi hazmetmiş bir saray hükümet memuru vardı. Azınlıklardandı. Üç dört yabancı dil bilir, bütün önemli dış görüşmelerde devleti ya doğrudan doğruya temsil eder ya da temsil edenlerin yardımcılığını yapardı. Asıl adı unutulmuştu. Kendisini herkes “Hançerli bey” diye çağırırdı. Hançerli bey, devlete millete candan bağlı, Türkleşmiş bir kişiydi. Arapçayı, farsçayı da çok iyi anlayıp konuşan bu iki dilin edebiyatlarına da kuvvetle sahip olan Hançerli beyin İslami bilgilerde derin ve geniş yetkisi bulunduğu söylenirdi. Bu bilgisi yüzündan zamanının çoğunu Türklerle müslümanlarla bir arada geçirir, din ve felsefe konusunda verimli tartışmalarda bulunurdu. 

Türkiye’de Fransızcadan Türkçeye ilk lügatı düzenleyen Hançerli beyin en yakın Türk dostlarından biri de Keçecizade İzzet Mollaydı. İzzet Molla, bu bilgin, bu diplomat, bu sözü sohbeti yerinde adamı çok severdi.

Bir gün Hançerli bey yine İzzet Mollayı ziyarete gelmişti. Mollanın yanında o gün bir çok medreseli misafirler vardı.Sohbet sırasında konu, dönüp dolaşıp İslamlığa, İslamlıkla ilgili ilimlere geldi. Hançerli beyle orada hazır bulunan medreseliler, önceleri pek hafife aldıkları adamıın, kendilerinden daha ciddi bir şekilde işe eğildiğini görünce şaşaladılar. Biraz sonra da ona karşı samimi hayranlık duymaya başladılar.

Bir sure sonra Hançerli bey, İzzet Mollanın yalısından ayrıldı. İnsaf ve iz’an sahipleri kendisini ardından taktirle anmaya başladılar. Ama mecliste ham sofu yobazlardan Haydar efendi diye biri vardı ki, hem kıskançlığından hem de Hançerli beyin, bir kaç defa kendisini ilmi şekilde susturmuş olmasından gocunmuştu. İzzet Mollanın ve diğer arkadaşlarının onu övdüklerini görünce dayanamadı.

-Dediğiniz gibi bu adamın bu kadar ilmi, irfanı varsa, hala neden müslüman olmuyor, doğrusu şaşıyorum.

Diye konuştu.

Bunun üzerine İzzet Molla dayanamadı, bu manasız soruyu soran yobaza başka bir soru ile karşılık Verdi.

- Eğer ilmi olanın mutlaka müslüman olması, ilmi olmayanın hrıstiyan kalması gerekiyorsa ben de size soruyorum efendi hazretleri dedi. Sizinde bu kadar cehaletiniz var da neden hala hrıstiyan olmuyorsunuz

AŞIK YANILMASI

 

Gördüğü sokakları yar’in sanırmış;

Perdede bir aralıktan bakan aşık,

Bahar geliyor hemen yarın sanırmış,

“Nisan”a “bir aralık”tan bakan aşık...

GÖZDELER

Maşukuna olan hasreti artar

Aşık olan gözdeler, yaşlandıkça,

Dünya denilen sanki bir taş duvar,

Ancak nemli göz deler yaşlandıkça...

Ekrem Şama

Omuzu kameralı vali

Siz misiniz, tek sesli, tek partili bir ülke olduk, diyen Saadet Partililer

Siz misiniz bizim partimizle ilgili haberlere sansür uyguluyor hükümet yanlısı idareciler, diyen Saadet Partililer.

Alın işte size bir SP haberi!

İzleyince şaşırdım.

28 Şubat’ın General Osman’ını Vali olmuş sandım.

Bartın’da yakında bir protokol kuralları öğretme yüksek okulu açılırsa şaşmayız.

Onun için insanlar değil önemli olan, protokol kuralları.

“Ben Cumhurbaşkanı’nın temsilcisiyim” diyor. Diyorken aklımıza İsmet Paşa geliyor. Twetter başına oturup Bartın’daki  temsilcim Vali’dir, diye yazan Abdullah Gül gelmiyor.

“Öğrenin bunları” da diyor sayın Vali. Kırk değnek vurun, der gibi.

Üstünlük sattığın o insanların içinden bu gün bu ülkeyi yöneten parti çıkmıştır, gözüne girmeye çalıştığın o partinin yöneticileri çıkmıştır.

Sen de bunları bil Vali bey!

Diyelim ve bir kaç sorumuza cevap isteyelim.

Karşındaki insanlar kimin temsilcisidirler Ki onların temsilcilikleri senin temsilciliğinden önce gelir. Cumhur olmazsa, başkanının olmayacağını ve senin gibi temsilcinin hiç olmayacağını bilmiyor musun

Ziyaret ettiğin partilileri, talim terbiye kurulunun hiza ettiği ilkokul çocuğu şaşırmışlığı noktasına getirmek, bir valilik başarısı mıdır, bir valilik olmazsa olmazı mıdır

Bir soru daha: Bu ülkenin onca vilayeti var. O vilayetlerde valiler var. Her valinin sizin gibi yanında taşıdığı kamera ekibi mi var Kamera ekibi taşımayı ve havacılığınızı haber diye servis etmeyi 28 Şubat’ın General Osman’ından mı öğrendiniz

Not: O General Osman kaç Tuğgeneralden biri idi ve her Tuğgeneralin bir kamera ekibi mi vardı, sorumuza hala cevap alamadığımızı da belirtelim.

Ve son sorumuz: Vilayetinizdeki diğer siyasi teşkilatları da ziyaret ettiniz mi Protokol eksikliği bir SP’de mi vardı Beklentiniz nedir bundan sonra

İknacı

CHP’de kavgalar bitmiyor.

CHP’de sular durulmuyor.

CHP bölünmek üzere.

Peki, nerde

Kim mi

Hani şu ünlü ikna odacılı kadın.

İşini mi yapmıyor

Yoksa kimseyi ikna edemiyor mu

Dili eli kadar varmış

ABD Büyükelçisi esmiş, gü

rlemiş.

“Tutukluluk süreleri uzun. Mapusanelere güneş doğmuyor. Geçmiyor günler geçmiyor, leylim ley ley...”

Konuşması adalet istemekten ziyade, “Bizim çocuklar”ı korumak frekansında.

Tamam, şimdi onlarla işimiz yok ama, bizi kırmadıklarını da unutmamızı bekleyemezsiniz. Her ne kadar Amerikalı olsak da...

ABD Büyükelçisinin iç yangısını anlamaktan çok çok uzak bir AKP’li, yani AKP’nin demeçci başısı buyurmuş:

“Büyükelçi haddini bilmeyi öğrenmemiş” Sultanahmet Camiili konuşmasına mı dikkat çekiliyor. Zati alileri had bildiklerinden öyle konuşuyorlar bizzat ve şahsen.

“Umarızki bu devirdiği son çam olur” A...! Aynı zamanda kerestecilikten de anlıyor. Onca yıl AKP’de olunca insan...

Peki, öteki çamları ne yaptınız Son çamdan öncekileri

Hangi deponuza kaldırdınız Ölçüleri küçük mü gelmişti

“O hala acemi elçi durumundan kurtulamamış”Ha, anladık! Önceki çamlar acemilik günlerinde idi. İyi ama elinizdeki büyük çam stoku sınırlı mı Bitme tehlikesi mi var

“Siz önce Guantenamo’yu izah edin dünyaya”

Müjde! Guantenamo’dan haberleri varmış. Bize izah istemiyoruz. Biz kimizki kardeş. Dünyaya izah edin. Biz de dünyalı sayılırız icabında.

“Bir kez daha söylüyorum sayın Büyükelçi haddini bil”

Yani ne olur Haddini bildirme dershaneleri mi açacaksınız Yok yani, biz ikaz edelim de, gerisi onun insanlığına kalmış.

Yani,Guantenamo’dan insanlık alıp gelmesini mi bekleyeceksiniz

Ey AKP, ne yapacaksınız

Hal bu ki

İktidar partililerin, Başbakanlarını “Sen ilelebet ve değişmez başkansın” diye övme yarışına girdikleri bir ülkede, Valilere de iktidara muhalif siyasi partilileri azarlamak düşer. ( Yeni anayasa maddeleri)

Son kahraman

Medya mensupları uçak yolculuklarında Başbakanla çektirdikleri allı güllü resimlerini yayınlıyorlarsa her gün gazetelerinde, mağaralara girip resim çektirmekte Ayşen Gruda’lara düşer

Anket

Resimde Tayyip beyin isteği üzerine birbirlerine fikirlerini söyleyen kadıları ve etraftaz gülücükler saçan çocukları görüyorsunuz. Soru: BU çocuklar neye gülüyorlar

A)Tayyip beyin isteğini açıklamakta geç kaldığına

B)Annelerinin konuştuğu kadının yeni başlayacak olmasına.

C)Üniversiteye giremeyeceklerini ve kamuda çalışamayacaklarını bilmediklerine

C ve D şıkları Hepsi ve Hiç biri şeklinde olacaklarından burada önemsizdirler.