Mevcut ekonomik düzen güçlülerin zayıfları sömürüsünü esas alıyor. Adının ne olduğu da bu yönü ile çok önemli değil. Meseleye bu açıdan bakıldığında, Cumhurbaşkanı’nın, “Halkı sömürenlerden hesap soracağız” sözlerini sonuna kadar destekliyorum.  Ancak, sömürünün son bulması, sömürenlerden hesap sorulabilmesinin yolu sömürü düzenine son verilmesinden geçiyor. Meseleye açıklık getirmek için Cumhurbaşkanı’nın yukarıya aldığım sözleri ile birlikte bir gazetemizde yer alan bir başka haberin başlığını aktarmak istiyorum. Haberin başlığında, “En zengin 26 kişinin serveti dünya nüfusunun yarısının gelirine eşit. Bu 26 zenginin servetleri günde 2. 5 milyar dolar arttı” deniyordu. Haberin detayına bile girmeye gerek kalmadan dünyanın nasıl vahşice servet sahipleri tarafından sömürüldüğünü göstermeye yetiyor.

Bu noktada ülkemizde zaman zaman suçlu ilan ettiğimiz bir takım çevrelerin de söz konusu sömürü düzeninden yararlandıklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Sadece, 2019 bütçemizde yer alan faiz ödemelerine ayrılan paraya baktığımızda bile yerli ve küresel sermaye sahiplerinin sömürüsünün hangi boyutlara ulaştığını görmek mümkündür. Çünkü sürekli olarak gelişmekte olan ülkeleri borç almaya mahkum edenler, verdikleri borçları da alt yapılara kaydırtanlar gelişmekte olan ülkelerin üretim artışı sağlayacakları yatırımlar için borç vermekten uzak duruyorlar. Bu konuda çevirdikleri hileler ve bir takım aracılar eliyle yürüttükleri kampanyaların artık bilinmeyen bir yanı da kalmadı. Piyasadaki onlarca cilt kitap bu sömürü çarkının nasıl döndüğünü bütün detayları ile anlatıyor.

Sonuç olarak bir takım esnaf ve market zincirlerinin fiyatlarına bakarak sömürünün sadece bunlarla sınırlı olduğu gibi bir anlayışı akla getirecek açıklamalar gerçek sorumluyu gizlemeye yetmiyor. Çünkü gerçek sorumlu dünyaya dayatılan sömürü düzenini uygulayan ülkelerin yöneticileridir. İçeride bir takım sorumlular bularak sömürünün tüm suçunu bunların üzerine yıkarak soruna çözüm bulunamayacaktır. Çünkü bir defa gelişmekte olan ülkeler yakalarını küresel sermaye ve içerideki uzantılarına kaptırmışlardır. Öncelikli olarak bu sömürgecilerden yakamızı kurtarmamız gerekiyor.

Bu noktada daha önce de dikkat çektiğim bir hususu tekrar hatırlatmak istiyorum.  Dolardaki artış başladığında sadece marketler değil, tüm alanlarda fiyatlarda hızlı bir artış yaşandı. Söz gelimi o güne kadar 10 liraya aldığım bir malın fiyatının ilk hamlede 15 liraya çıkartıldığını, bir hafta geçtikten sonra aynı ürünün 20 liraya çıkartılarak, enflasyonla topyekûn mücadelede yer aldıklarını göstermek için 18 liraya satmaya başladıklarını bu köşede yazmıştım. Aradan geçen bunca zamana rağmen söz konusu malın fiyatının eski fiyatı 10 liraya inmesi bir yana 15 liraya bile inmedi. Yani yapılan zam aynen devam ediyor.

Fiyatlardaki hızlı artışları takip eden günlerde tüm zabıta ekipleri dükkan dükkan fiyat kontrolüne çıkmışlardı. Ama netice değişmedi. Hatta bir dükkan sahibi isyanını, “Bir yandan serbest piyasa ekonomisinden söz ediliyor, öbür yandan bir ürünü kaça satacağımı belirlemeye çalışıyorlar” diyerek dile getirmişti. Belki, birden bire piyasanın ne olacağı, nerede duracağı belli değilken yoğun denetimlerin artırılması yanlıştı ama sözünü ettiğim esnafın bu yaklaşımı da yanlıştı. Ne var ki, esnaf bugün sattığı malın yerine yenisini aynı fiyata koyamadığını söylüyordu. Aslında esnafın söylediği de doğruydu. Çünkü ithalat kalemleri dolara bağlı olarak fiyatlar yükselmiş, bu yükselişte fiyatlara fazlası ile yansımıştı. Diyebiliriz ki sömürü düzeninin aracı olan dolara bağımlılık devam etiği sürece belki içerideki sömürüye dur demek mümkün ama dış sömürünün önünü almak pek mümkün görünmüyor. Bu bakımdan her ne şekilde olursa olsun sömürenlerden hesap sormak ve sömürülmemek için mevcut sömürü düzeninin son bulması gerekiyor. Mevcut düzenden şikayetçi olmadan sömürüden şikayet etmek sonucu değiştirmiyor.