Dün, yaklaşık olarak bin yıl önce başlayan ve Haçlı Seferlerinin sebebiyet verdiği hareketlilik sayesinde oluşan ekonomik gelişmeleri özetlemiştim. Bu gelişmeler ilk değişim sonuçlarını beşyüz yıl öncesinde vermeye başladı. İnsanlık tarihinin o merhalesinde dünya "tarım dönemi"nden adım adım "sanayi dönemi"ne geçmeye başladı ve günümüze kadar uzanan sonuçlarını verdi.

Türkiye de insanlık camiası içindeki bu mücadelede bazı yönleriyle önder ülke olarak yerini aldı. Çanakkale Savaşları ve İstiklâl Savaşı sayesinde Türkiye Cumhuriyeti kuruldu, siyasi istiklâl kazanıldı. Günümüzde de "halk sermayesi ve halk ekonomisi" sayesinde ekonomik istiklâl mücadelesi verilmektedir.

Türkiye de halk ekonomisi canlılığını korumaktadır.

Türkiye bu günlere nasıl geldi

Dış borçların tasfiyesini, yabancı sermayenin ülkeden çıkarılmasını, halkın yapamadığı büyük ekonomik işletmeleri devletin yapmasını ve halkın ekonomik mücadelesini dün hatırlatmıştım.

Bu gelişmeler 1950 den önce gerçekleşti.

1950 den sonra ise Türkiye farklı ekonomik merhaleler yaşadı. Bunların en önemlisi ise, Necmettin Erbakan ın özel sermayeyi Anadolu ya, başta sanayi siteleri ve "Gümüş Motor"dan başlamak üzere halk ortaklıkları ile "halk sermayesi ve halk ekonomisi" olarak taşımasıydı.

*

Anadolu halk sermayesinin zaferi yakındır

Türkiye başta ekonomik açıdan olmak üzere çok yönlü en acı günlerini 28 Şubat tan sonraki dönemde yaşadı; hâlen de yaşamaya devam ediyor... Bu dönemde taş taş üstüne konmadığı halde, maalesef ülke borçları iki misline çıktı. Bir o kadar da hortumlanmış banka yükü oluşturuldu.

Türkiye deki reel ekonomi çok yavaş düzelmektedir ama finans ekonomisi yani para ekonomisi beş seneden öncesine göre daha düzgün gitmektedir. Para ekonomisinin temeli para değerinin korunmasıdır. Türkiye de para değeri korunuyor. Kur sabit durmaktadır. Borsada da dalgalanmalara rağmen denge korunuyor. Ama aşılması gereken ekonomik sorunlar vardır.

 YTL nin dış paralara karşı enflasyona rağmen korunması klasik ekonomide mümkün değildir. Demek ki bu ekonomiyi besleyen başka bir kaynak vardır.

 Paranın değerini koruması işsizliğin artmasını ve üretimin düşmesini gerektirir. Oysa işsizlik yavaş da olsa azalıyor, üretim de yine yavaş da olsa artıyor, iyiye gidiyor. Normal ekonomi kuralları bunu imkânsız görür ama Türkiye de bunlar oluyor.

 Dış ülkelerde meydana gelen dalgalanmalar dışa bağımlı ekonomilerde içte de aynen onun paralelinde olur. Ama bağımsız ekonomilerde ise dışarıdaki krizler içeride refahı getirir. Türkiye de refahı getirmemişse de, krizler Türkiye de etkin olmamaktadır. Bu da Türk ekonomisinin artık tekel sermayeye karşı "bağımsız halk ekonomisi" hâline dönüştüğünü ifade eder.

 Devletin ekonomik müdahaleleri Türkiye de öylesine ağır olmuştur ki, normalde ekonominin çökmesi gerekir. Mesela, faizi artırma reel ekonomiyi çökertmedir. Ama gerçekte böyle olmadı. Devletin menfi müdahalelerine karşı Türk ekonomisinde çökme değil gelişme olmuştur. Biz o zamanlar da yazdık ve bu müdahaleler Türkiye yi çökertemeyecektir dedik. Çünkü Türkiye ekonomisi "faizsiz halk ekonomisi"ne dayanmaya başlamıştır.

İşte, yukarıda saydığımız Türk ekonomisine katkıda bulunanlar arasına bundan sonra gelecek yöneticilerimizi de katmak durumunda kalabiliriz. Bu da şöyle olacaktır. Devlet tekeli ortadan kalkacaktır. Devlet tekeli kalkınca yerine ne gelecektir Sömürü sermeyesi tekeli mi gelecek, yoksa "Anadolu Halk Sermayesi" mi gelecektir Bu henüz tam olarak belli değildir. Şimdilik ibre "Anadolu Halk Sermayesi"ne doğru kaymıştır ve zafer yakındır... Bu zafer kimin zamanında gerçekleşirse, yukarıdaki listeye onu da eklemek durumunda olacağız. Bu da o yöneticinin sömürü sermayesine karşı korkmadan "Anadolu Halk Sermayesi"ni desteklemesi ile mümkün olacaktır.