Hakların kaynakları dörttür. a) Akrabalıktan doğan

haklar vardır. Anne baba çocuklarına karşı görevlidirler. Çocuklar

büyüdüklerinde de bu hak ve görevler devam eder. Yaşlılara bakmakla

mükelleftirler. Anne baba, yoksa kardeşler arası veya amca yeğen, teyze yeğen

arasında aynı haklar vardır. Bu haklar aslında biyolojik haklardandır ve

hayvanlar da bu tür haklara sahip olurlar. Ne var ki bu haklar sözleşmelere

geçirilir ve sözleşmelerdeki kayda göre yargı ve kamu bu hakları da korur. b)

Hakların ikinci kaynağı komşuluktur. Komşu olan iki kişi aralarında bir sınır

çizerek o sınır içinde çalışıp yaşamak zorundadır. İşgal ile elde edilen

öncelik bu komşuluk haklarından doğar. Bir odada iki sandalye olsa, iki kişi de

bulunsa, sandalyenin birine biri oturmuşsa diğeri onu kaldıramaz, diğer

sandalyeye oturma durumundadır. Ortak olan sandalyelerden biri birini işgal

ederse, işgal müddetince onun öncelik hakkı doğar. Bu komşuluk hakkıdır.

Kalktığı zaman diğeri oturabilir. Ne var ki bu haklar da yine sözleşmelerle

düzenlenir ve herkes sözleşmeye uymak suretiyle bu hakları kullanır. c)

İnsanlar arasındaki hakların üçüncü kaynağı ise emektir. Benim emeğimle elde

ettiğim şey benimdir. Ben onu başkalarına devredebilirim, mirasçılarıma

bırakabilirim. Eğer bir yerde veya bir eşyada benim emeğim geçmişse ben onun

maliki olurum. Yani eğer sandalye benimse kalktığım zaman da başkası gelip

oturamaz, çünkü ben ona emek verdim. Benim iznim olmalıdır, benim hakkım

ödenmelidir. Yine bu mülkiyet hakları da sözleşme ile düzenlenir, bu sayede

çalışma ve yaşama sağlanır. d) Hakların dördüncü kaynağı ise sözleşmelerdir.

Akrabalığım olmayabilir, komşusu da olmamış olabilirim, hiçbir emeğim de

geçmemiştir ama sözleşme yapmışsam sözümde durmak zorundayım. Farz edelim biri

geldi ve benden 100 TL borç istedi. Yarın gel veririm diye söz verdim. Ertesi

gün geldi. Verebilme gücüm devam ediyor ama o akşam pişman oldum, yarın geldi

`pişman oldum, vermiyorum desem, o da bana güvendiği için ertesi gün motoruna

mazot almadı ve motoru çalışmadığı için işsiz kaldı. Söz veren adam onu tazmin

etmekle yükümlüdür.

Dördüncü kaynak sözleşmedir dedik. Sözleşme ile hukukun

doğmasında diğer üç hakkın kaynağı olabilir de olmayabilir de. Bir mal satıyorsunuz.

Malınızın değeri on lira iken siz bile bile iki liraya sattınız, artık o mal

onun olmuştur. Ben iki liraya anlaştım ama o on lira etmektedir, sekiz lira

daha bana ver diyemezsiniz. Malın değeri ağzınızdan çıkan sözdür. / Sözün

hukuktaki yeri iki bakımdan önemlidir. Söze dayanan haklar sadece sözlerle

doğmaktadır. Başka kaynağa gerek kalmamaktadır. Diğer yakınlık, komşuluk ve

emekten doğan hakların kaynağı vardır. Bununla beraber onlar da sözle ifade

edildiği zaman hakların kaynağı olur. Taraflar ifade etmese de yetkililer ifade

etmelidirler. / Ahit kelimesi ile akit kelimesi arasında da fark vardır. Akit

yalnız taraflar arasında geçerli sözleşmedir. Ahit ise tek taraflı da ifade

edilmiş olabilir yahut iki kişi tarafından ifade edilir ancak diğer insanlar

için de gerekli taahhüdü içerir. Nitekim burada ahitleşen iki tarafın

sorumluları olduğu halde yalnız iki tarafı değil tüm insanlığı

ilgilendirmektedir. Yani onlarla yapılan anlaşma tüm insanlarla yapılmıştır.

Herkes o anlaşmaya dayanarak hak iddia edebilir. Anlaşan merkeze dışarıdan biri

gelse, herhangi haksızlığa uğrasa, onun aleyhine dava açabilir, o da onu tazmin

etme durumundadır. / Bu konu üzerinde bu kadar durmamızın sebebi, beş vakit

namaz kılan müminlerin ağızlarından çıkan sözlerden dolayı kendilerini sorumlu

hissetmemeleridir. Verdikleri sözlerin kendilerini sorumlu kılmadıklarını

sanırlar. (s.3,4)

Bu açıklamamızın sebebi şudur. Kur an düzeninde şeriat

sözleşmelere dayanmaktadır. Sözleşmelere dayandığı içindir ki Kur an hukuku

uluslar üstü hukuktur. İki kişi sözleşme yapar, sözleşmeye uymak zorundadırlar.

On aile birleşir ve aşiret kurar, buna uymak zorundadırlar. Bin aile bucak

kurar, aralarında buna uymak zorundadırlar. Yani kendi yaptıkları sözleşmelere

uymak zorundadırlar. İller birleşir devlet kurarlar, kendi sözleşmelerine uymak

zorundadırlar. İnsanlık da uluslararası sözleşmelere uymak zorundadır. /

İhtilaf hâlinde taraflar birer hakem seçerler, onlar da başhakem seçer, onların

verdiği karar kesindir. Karara uyulur ve uygulanır. Uymayanlara ise ulusal

ordular müdahale ederler. / Bu sebepledir ki ahitleşme tüm insanlığın temel

dayanağıdır. Bu yapı uygarlığın ve barışın yapısıdır. Sözleşmeye uymayanlara

karşı savaş meşru kılınmıştır. Mahkemeler de sözleşmelerin bekçisidir; resmi sözleşmelerin

değil, halkın kendi aralarında yaptıkları sözleşmelerin bekçisidir. (s.6 /

725. hafta KUR AN VE İLİM seminer çalışmamızdan...)

Kur an anlayışı anlatıldıktan sonra değerlendirmemizi

şöyle bağlamışız: Kendisini güçlü görüp saldırarak yağmalayan Arap anlayışı

nerede, Kur an anlayışı nerede Bugün de dünyanın batı ve doğusundaki düzen,

eskiden çöllerde başkalarına saldırıp yağmalayanlardan farksız durumdadır. Dün

kılıçla saldırılıyordu; bugün faizle saldırılıyor, bugün sömürü ile

saldırılıyor. (s.11)