Birisi bir şey istediğinde, rızamız olsun ya da olmasın
kabul etmek zorunda olduğumuzu düşünürüz. Hayır dediğimizde ya da istenilen
şeyi yapmadığımızda dışlanacağımızı, olumsuz biri olarak tanınabileceğimizi
sanır ve teslim oluruz. Halbuki böyle durumlarda hiç birimiz tam olarak
kendimiz olamayız ve başkaları için yaşayacağım derken kendimizi her zaman
ihmal ederiz.
İstemeden yaptığımız ya da yapmak zorunda hissettiğimiz
durumlarda kendimize çok fazla yüklendiğimizden yorgun düşer ve dayanma
gücümüzü kaybederiz. Belki de yaptıklarımızla çevremizde iyiliksever başarılı
ve cömert biri olarak tanıyoruzdur fakat gücümüzün üstünde bir yük
yüklendiğimizden sorumluluklarımızı yerine getirmekte zorlanır ve bitkin
düşeriz.
Başkaları için çalışmak ve biz duygusu ile haraket etmek
erdemdendir ve bunu her zaman savunmuşuzdur. Fakat bireysel alanımızda kabul
edebileceğimiz ve ya etmeyeceğimiz şeyler vardır ki böyle durumlarda hayır deme
hakkımız da vardır. Mesela, bir arkadaşımız, gece geç vakitte sohbet etmek için
gelmek istediğini söylediğinde, “erken yatmamız gerektiğini, çünkü sabah erken
kalkıp işe gideceğimizi” söyleyebiliriz. Ya da birisi “bize şu işlerimi yapmamda
yardımcı olabilir misin ” Dediğinde eğer bizden istenilen, gücümüzün üstünde
bir şey ise bunu uygun bir dil ile ifade edebiliriz. Yani istenilen şeyi
yapamayabiliriz ya da yapmak istemeyebiliriz. Böyle durumlarda hayır deme
hakkımızın olduğunu bilmeliyiz. Çünkü nasıl ki insanların bizim her
istediğimize evet diyememe mazeretleri varsa bizim de aynı şekilde evet
diyememe hakkımız vardır.
Hazreti Peygamber, “izin istemek üç defadır, izin verilirse
girersin verilmezse geri dönersin” buyurur. Yani kapınız çaldığında eğer müsait
değilseniz açmama hakkınız var. Bu hakkınızı kullanmak istiyorsanız
kullanabilirsiniz. Bu sizin insan tarafınızdan bir şey eksiltmez zira hakkınız
olan bir şeyi yapmaktasınız.
Bizden istenilen her şeyi kabul edemeyeceğimiz gibi kabul
edebileceğimiz şeyler de vardır. Çünkü bizler hiçbir zaman ben odaklı bir hayat
algısı ile hareket edemeyiz, bireysel alanımızı korumakla sorumluyuz ancak biz
odaklı bir hayat tarzına kurgulanmış olarak yaşarız.
Hayır diyememe sorunu olan kimselerin ekserisi onaylanma
ihtiyacı yüksek olan kimselerdir. Bu kimseler başkalarına boyun eğmediklerinde,
sevilmeyeceklerini, değersiz biri olarak görüleceklerini düşünürler. Onlar
ancak dışarıdan beslenebildikleri takdirde kendilerini değerli hissederler aksi
takdirde işe yaramaz, değersiz ve önemsiz biri olduklarına inanırlar.
Kişi Allah’ın yarattığı bir kul olarak nerede durduğunu ve
değerini bilmelidir. Aksi taktirde sürekli sevgi dilenen biri olmaktan
kurtulamaz. Gandhi “siz kendi elinizle teslim etmediğiniz sürece kimse
kendinize olan saygı ve sevginizi elinizden alamaz” der. Bu sözün doğruluk payı
yüksektir zira ne yaparsanız yapın insanları memnun etmeniz ve istediğiniz
şeyleri işitmeniz pek mümkün olmaz. Sürekli verirsiniz, saçınızı süpürge yapar,
her şeyinizi seferber edersiniz. Karşılığında ise sadece sevgi ve onay
beklersiniz ama olmaz. Çünkü insanoğlu genellikle hata odaklıdır, o yüzden ne
yaparsanız yapın sizin hatalarınıza odaklanır ve kusur bulmaya çalışır. Bu
nedenle her zaman düş kırıklığı yaşarsınız.