Günümüzde haktan sapmanın sebeplerinden birisi de ölçüsüz sevmektir.
"Hak, kimden gelirse gelsin kabul et velev ki sana uzak, sevmediğin bir kimseden de olsa,
Batıl, sana kimden gelirse gelsin reddet; velev ki sevdiğin bir yakınından da olsa." (Mevkuf hadis Übeyy b. Kab mevkufu)
Netice; hak değişmez ama adamlar değişir. Adamlara endeksli olanlar adamlar değiştikçe onlar da değişirler. Hiç kimse sevdiğini Kur'an ve Sünnet’in önüne geçirmesin, yoksa asla Hak üzere kalamaz. Düşman da olsa hakkı söylüyorsa, kabul etmek lazım. Dost da olsa yanlış söylüyorsa, reddedip güzelce uyarmak lazım; çünkü hakiki dostlar, dostlarının yanlışlarını usulüne uygun olarak düzeltmesine yardımcı olurlar.
Allah’ın hakkı ihlal edilerek adam hakkı ödenmez. Allah’ın gazabını alma pahasına başkalarını razı etme yoluna gidilmez. Allah’a isyan pahasına kullara itaat edilmez.
İtaat noktasında Allah’ın hakkı altıdır:
1- Amelde ihlas.
2- Allah için salih amelleri başkalarına nasihat etmek.
3- Amelde Allah’ın Rasulü’ne uymak.
4- Amelde ihsan makamına ulaşmak.
5- Allah'ın ameli lütfedenin ve minnete hak sahibi olduğunu ikrar etmek.
6- Her şeye rağmen amel işlemede eksik ve yetersiz olduğunu itiraf etmek. Kur’an ve sünneti terk etmek ve heva hevese uymak temel olarak haktan sapma sebebidir. Abdullah b. Mesud şöyle buyuruyor:
"Siz öyle bir zamandasınız ki; HAK, heva ve hevese komuta ediyor.
Öyle bir zaman gelecek ki heva ve heves, HAKKI komuta edecek. İşte bu zamandan ALLAH'a sığınırız.
Heveslerin ve nefsani duyguların öne geçirildiği bir zamandayız.
Tabii ki hakkın safında duranlar, hakkı müdafaa edip hakkın hakimiyeti için mücadele etmelidir. Batıla karşı mücadele etmelidir.
Hz. Ali şöyle demiştir:
"Hak ehli, batıla karşı sustuğu zaman, batıllar, kendilerini hak yol üzere olduklarını zannederler."
En büyük hastalıklardan birisi de; batıl ehlinin kendisini hak zannedip öyle izhar etmesidir. Zaten kimse biz batılız diye kendisine çağırmaz. Kendini hak zanneden batılla hem mücadele hem de Hakka dönmesi için dua etmek lazım.
Ahmed b. Hanbel’in duasından bir dua aynen şöyleydi:
"Allah’ım! Bu ümmetten her kim HAK üzere olmadığı halde kendisini HAK üzere olduğunu zannediyorsa onu HAK üzere olması için HAKKA döndür."
Ve hep dillerde şu dua olmalı:
"Ey Allah'ım! Bize Hakkı hak olarak göster ve ona tabi olmayı nasip eyle. Batılı da batıl olarak göster ve ondan uzaklaşmayı nasip eyle."
Bazen çokluk ve kalabalık takıntısı insanı Hakkın safından alıp batılın yanına çekebilir.
Bir şeyin çok olup yayılması onun doğru olduğu manasına gelmez. Peygamberlerin tamamının daveti şerrin çok olduğu zamandadır. HAK, hiç kimse olmasa bile kendi zatında çoktur. Herkes BATILLA beraber bile olsa batıl kendi zatında azdır.
Tarih hep ispat etmiştir ki; "Ölçüsüzlük en büyük musibettir. Seni tanınmaz hale getirir. Ölçüsüne göre yaşayanlar o ölçüye göre ölmüştür. Ölçüsüz yaşam, ölçüsüz ölüm getirir."
Mutlak ölçü, bazı adamlar olamaz; ölçü: Kur'an ve Sünnettir.
Hak, netice merkezli ölçülmez; prensipler merkezli ölçülür. Kul, seferden sorumludur, zafer ve muvaffakiyet ancak Allah’ın dilemesi iledir.
HAK üzere sebat etmek, neticelerin tahakkukunu lazım kılmaz. Peygamberimiz haber verdi ki; bir nebi yanında yalnız bir adamla, başka bir nebi iki adamla, başka bir nebi yanında hiç adam yok olarak mahşere gelir. Hepsi aynı Hak üzereler ama neticeler farklı.