Hakka teslim olmak akıl ve ilim ister

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Hamdımız âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Cenab-ı Allah’adır. Salâtımız ve selamımız ise Peygamberimiz, âli ve sahabeleri içindir.

Hakka teslim olmak, akıl ve ilim ister ve gerçeğe bu ikisi ile ulaşılır. Hakkı hak, batılı da batıl olarak idrak etmek akılla olur. İlim; Kur’an’dır, hem malumat verir hem de talimat verir. Bu Kitap insana, yaratılışın hikmetini, eşyanın hakikatini, izzet ve zillet yollarını gösterir. Al-i İmran 19. ayette, “Allah nezdinde hak din İslam’dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın ayetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur” denilmektedir. Bu ayette birçok mesele ortaya konmuştur. Birincisi; “Allah nezdinde hak din İslam’dır” hükmüdür. İkicisi; bütün ayrılıklara sebep olan şeyin “kıskançlık” olduğu hükmüdür. Üçüncüsü ise; “Kitabı ve ayetlerini inkâr edenlerin hesabını Allah mutlaka soracaktır” hükmüdür. Üzerinde ittifak edilmesi emredilen tek şey “İslam”dır. İnsanların üzerinde ittifak edeceği başka bir mecra da yoktur. Al-i İmran 85. ayette bu gerçek; “Kim, İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din ve düzen) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır” şeklinde beyan edilir. Emir bu ise, “ben Müslüman’ım” diyen kimseler niçin İslam’da ittifak eden tek bir teşkilat olamıyorlar da, tefrikaya düşerek farklı teşkilatlar halinde olmayı tercih ediyorlar? Bütün bu tefrikaların temelinde yatan şey, Allah ve Resulünün emir ve yasaklarına teslim olamamaktır. Erbakan Hocamızın, “İslam bize uymayacak, biz İslam’a uyacağız” sözü her şeyi özetlemektedir. Bütün tefrikaların temelinde “kıskançlık ve dünya menfaati” vardır. “Koltuk hırsı” çok tehlikeli bir hastalıktır. “Koltuk” bir kimse için hedef haline gelirse, devirmeyeceği dağ, kırmayacağı gönül, tahrip etmeyeceği kural kalmaz.

ZALİM

Zalim, hakka teslim olmayan kimsedir. Tevbe 23. ayeti ele alalım: “Ey iman edenler! Eğer küfrü (batılı) imana (hakka) tercih ederlerse, bunlar babalarınız ve kardeşleriniz bile olsa veli (dost ve yönetici) edinmeyin. İçinizden kim onları veli (dost ve yönetici) edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.” Müslüman her seçmen; bu ayetin ahkâmını gözetmeksizin “yolu batıl olan bir kimseyi” yönetici ve lider olarak tercih ederse bu kimse zalim olur. Denilebilir ki, biz bunu nasıl anlayacağız? Bu, insanların işlerini, İslam ile ölçerek anlaşılır. Bir insan; sürekli yalan konuşuyorsa, kendisine emanet edilen iktidarı kötüye kullanıp “faizci kapitalist nizamı” yürütüyorsa, geçmişte Firavunların yaptığı gibi, iktidarda kalmak için toplumu kutuplaştırıyorsa, milletin saadeti için değil, kendisinin ve yakın çevresinin çıkar ve menfaatini korumak için çalışıyorsa, nesebini davanın üstünde tutuyorsa, koltuğu dostluğa tercih ediyorsa; bu kimseleri tercih edenler zalim olur. Yukarıda mealini verdiğimiz ayette geçen “evliya” kelimesi “veli” kelimesinin çoğuludur. “Vali” kelimesi de aynı köktendir. Vali; halkını dostça seven yönetici anlamına ge¬lir. Allah; babanız ve kardeşiniz bile olsa, “faizci kapitalist düzeni” “adil düzene” tercih ettiğini bildiğiniz halde “onları yönetici ve dost edinmeyiniz” diyor. Peki, edinirsek ne olur? Rabbimiz cevabını veriyor. “Sizden kim onları kendisine dost ve yö¬netici edinecek olursa işte onlar zalimlerin ta kendisidir” diyor. Bunu idrak etmek Milli Görüş ile mümkündür. Milli Görüşçüler bunun için Saadet Partilidirler.

 

FASIK

Fasık; iman ettiği halde, nefsinin arzularını Allah ve Resulünün rızasına tercih edendir. TEVBE 24: “Deki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, düşmesinden korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız evler, size Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda cihat etmekten, daha sevgili ise o halde Allah’ın emri (ceza hükmü) gelinceye kadar bekle¬yin. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez.” Günümüz insanı Müslüman’ız diyerek, İslam çizgisini muhafaza ediyor. Allah’a ve Resulüne inanıyor. Kitabım dediği Kur’an-ı okuyor ve okutuyor. İş “Kur’an’ın Adil Düzenini” hayata ikame etmeye gelince şimdi bunun zamanı değil, onun da zamanı gelecek, birden olmuyor, Erbakan Hocamız bile “faizi kaldıramadı” diyerek, Batı’nın “faizci düzenine” rıza gösterip yaşamasına fırsat verebiliyor. Müslüman bir toplumu buna iten sebep; dünyevi çıkarlar, ticaretini, işini, makamını kaybetme endişesi, yakın akrabayı koruma duygusudur. Bütün bunlar Müslüman bir toplumu şimdilik “Kur’an’ın Adil Düzenini” hayata ikame etme cihadından alıkoyuyor. Nefisleri onları “işbirlikçi iktidara” eklemlenmeye, şirin görünerek çıkar elde etmeye, İslam’ın uygun bulmadığı faaliyetlerine destek vermeye itiyor. Allah böyle davranan bir toplumu; nefsinize hoş gelen şeyleri, Allah ve Resulünün bildirdiği “hak ve adalet” esaslarının, “adil bir düzeni” Allah için hayata ikame etme cihadının yerine koymayın diyor ve “Allah’ın emri (ceza hükmü) gelinceye kadar bekle¬yin. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez” diye de ikaz ediliyor. Burada “fasık” nefsinin arzularını, Allah ve Resulünün rızasına tercih eden kimse olarak tanımlanıyor. Allah, böyle kimselere itibar etmeyip cezalandıracağını bildiriyor. 

PARTİLER

Partiler; benimsediği zihniyete göre değerlendirilir. Partilerin din olmadığı doğrudur, ancak bir partiyi var eden en önemli şey, zihniyettir. Kur’an’da parti kavramı “Hizbullah” ve “hizbuşşeytan” terkibi halinde kullanılır. Hizip “taraftar” anlamındadır. Hizbullah; haktan ve adaletten taraf olanlar, hibüşşeytan; batıldan ve zulümden taraf olanlar olarak okunmalıdır. Kavramları düzgün okuyamayanlar, isabetli bir duruş ortaya koyamazlar. AK Parti’nin ve diğerlerinin ve de Milli Görüş’ün-Saadet Partisi’nin ne manaya geldiğini ancak, akıl ve ilim sahipleri anlar. Akletmeyenler, ilmi de algılardan ve zanlardan ibaret sayanlar ise her sabah “yataklarından cin çarpmış adam gibi” kalkmaya devam ederler. Selam hidayete tabi olanlara…