Sözün değersizleştiği bir dönemdeyiz. Doğrunun, hakkın, hakikatin bile taraf seçmeye zorlandığı, akıl, mantık, vicdan ve izanın rafa kalktığı bir dönem. Toplum körü körüne bir taraf olma ilkelliğine zorlanıyor, insanların değeri yer aldığı tarafa göre biçiliyor. Her şey değersizleşiyor, her şeyin içi boşalıyor.

Söylenen söz, o sözün içeriği, doğruyu ve hakikati ihtiva edip etmediği ikinci planda artık. Daha doğrusu, ikinci planda da değil, dikkate alınmıyor neredeyse. Bir önermenin doğruluk ve dikkate alınma ölçütü, kimin tarafından sarf edildiğine indirgenmiş durumda. Yani, toplumun içinde bulunduğu kutuplaşmaya bağlı olarak “bizim taraftan” birisi söylediyse yüzde yüz doğru, karşı taraftan birisi söylediyse ne olursa olsun yanlış! Eylem ve söylemin değeri, ilkel bir tarafgirliğe odaklı maalesef.

Böyle bir ortamda ne sağlıklı düşünmek mümkün olabilir, ne makul ölçüde fikirleri tartışmak, ne de olaylara objektif yaklaşabilmek… Bağımsız düşünen, sorgulayan, sorular soran, sadece hakikatten yana olana hayat hakkı yok bu ortamda. Tarafını seçecek, ona göre kesin bir kabul veya kesin bir ret tavrını benimseyecek. Karpuz gibi ikiye ayrılmış bir toplumda, bu şartlar dahilinde insanlar nasıl olup da birbirlerini dinleyecek, birbirlerini anlayacak, birbirlerine saygı duyabilecek, bilinmez.

Karşıt görüşten veya “cephe”den birisi, zinhar doğru söylemez, doğru davranmaz, doğru hiçbir eylem ve söylemde bulunmaz. Aynı görüşün neferi bir kişi ise, ne olursa olsun, hangi hatayı yaparsa yapsın, hep haklıdır, hep doğrudur, ne kadar saçmalasa da hep hakikati söyler! Bu akıl, mantık, vicdan ve izan dışı durum, işin kötüsü kanıksanmış ve kabullenilmiş durumda. Bu atmosferden doğru bilgi, doğru düşünce, doğru bir eylem çıkması da mümkün olmuyor, toplumun huzursuzluğu artıyor, sükunet git gide daha da görünmez oluyor.

Güncel bir örnek vardı, ilginç. Daha düne kadar “karşıt cephe”deki birisi, doğru şeyler de söylüyor olsa, eleştirdiği kesimde yer bulamazken; yaptığı U dönüşü neticesinde bir anda, bir ara karşıt olduğu ancak bugün aynı safta yer alır hale geldiği kesimin gazete sütunlarında yer bulabiliyor kendisine. Aynı kişi, 3 gün önce dünyanın en haksız şeylerini söylüyordu, bir anda hakikati söyler hale geldi durumu yani. Tam bir ifrat-tefrit manzarası.

Hakikatin özelliği, her şartta ve durumda aynı olmasıyken, dün devletin herhangi bir makamını veya işleyişini kıyasıya eleştirenlerin bugün aynı kurum veya mekanizmaları kraldan fazla kralcı bir tavırla savunmaları doğru bir tavırdır denebilir mi Misal, iktidardan uzakken emekten yana tavır alıp, iktidarın merkezine gelince bir anda sermayeden yana kesilmek, hakikate uygun mudur Hakikatin niteliği mi değişiyor, yoksa değişenlerin hakikat ölçütleri mi

Düne kadar objektif bir bakışla, sadece eleştirmek için değil de gerçekten bir şeyleri düzeltebilmek maksadıyla davranırken, bugün güç sahiplerinden bile önce davranıp, misal “ekonomik büyüme olağanüstü” gibi bir “olağanüstülüğe” sapmak normal midir Tabii ki değildir.

Bir şeyin doğruluğunu anlamak için söylenene değil de söyleyene bakmak, akılsız bir tarafgirlikten başka bir şey değildir. Unutanlara hatırlatmak gerek;

hakikat taraf tutmaz, ancak hakikatten taraf olunabilir. Körü körüne tarafgirlik, ne insanidir ne de erdemli…