Anadolu, kavuşamayan âşıkların yurdu yani bir bakıma dünyanın ortası, merkezi hatta tarihin başladığı yer. Bunu tüm Ortadoğu diye adlandırılan bölge içinde söyleyebiliriz. Çünkü talihleri ve tarihleri ortaktır. Ondan dolayı da sürekli güç ve denge merkezi olmuş; Doğu’yla Batı arasında sağlıklı bir geçişi, uzlaşıyı diğer taraftan da Doğu ile Batı’nın orta dengesini kurmuş bir coğrafyadır. Yüzyıllarca; insanlığın, mümkün olduğu ölçüde bir arada yaşadığı ahenkli ve adaletli yaşamın da merkezi olmuştur. Anadolu’da hiç kimsenin kimseyi ezmediği, adaletle bir düzen tesis olmuştur. Ne vakit ulus devletler zuhur ettiyse, bölgenin de dengesi bozuldu, ahengi kayboldu. Hatta ruhu uçup gitti. İnsanların hakikatle, ahlakla olan bağı kısa sürede yok edildi. İnsanları bir arada tutan kıymet “kardeşlik” ortadan kalktı. Bölge insanı gücün egemenliğine terk edildi. Bu da gözyaşına sebep oldu ve halkların arasına uzaklıklar ekti. Ama sebep ne olursa olsun, insanı sürekli yüksek basiret örneği sergilemiştir. Özellikle Anadolu dediğimiz hamur sürekli bir vakarın adresi olurken bir karakteri de ortaya koymuştur. Bunu ortaya koyarken temel parametre olarak inanç ve fikir özgürlüğü ile birlikte kültür, hedef, hafıza ortaklığını; kadim şuur ile sağlamıştır. Bu da ortak bir tarih, ortak bir kader oluşturmuştur.

Geldiğimiz noktada en önemli soru: “Nereye gidiyorsunuz (87/26)” oluyor. Çünkü ahlaki ve dini anlamda yolunu kaybetmiş insanların pusulasını hakikate döndürmek pek kolay olmuyor. Hazın, hızın, etnik ve mezhepsel faşizmin kollarında derin bir uykuya dalan coğrafyanın uyanışı sahtenin ellerinde pek kolay görünmüyor. Biz; hayatın gidişatını doların yükselişi, borsa endeksinin dibe vurmasıyla ölçenlerin yaptığı gibi “duygusallıklarla” değil; hakikatin yalın, basit dilini bularak anlayabiliriz. Bunun için çokça söze ihtiyaç yoktur. Çünkü “hakikatin ağzı kalabalık değildir.” Dünyanın orta yerinde yaşayan insanlar olarak başımıza gelenin sebeplerini sosyolojik verilerde, anketlerde ya da toplum mühendisliklerinde ararsak en fazla sahtenin başka bir sahnesini görebilir ve hemen onun çözüm olduğuna inanabiliriz. Soru sormayı çoktan unutmuş insanların bir denge oluşturabilmeleri çok zordur. Neyi, nerede kaybettiysek oraya doğru yönümüzü çevirip hakikati, hikmeti aramalıyız. Bugün kurulan kan borsasının failleri görünen ya da görebildiklerimiz olmadığını idrak ederek başlayabiliriz. Tezgâhın ardında duranlara hesap sormak sadece tatmin sağlar. Mutfakta hamuru yoğuran, tezgâha kadar getirenler ise tatminin bir derece üstü bir rehavete sevk eder. Malzemenin nerede üretildiği hangi saiklerle buraya taşındığını bulmak ise bizi hakikatle aynı yola düşürebilir. O vakit biz hakikinin izini sürebiliriz.

Bugün yeniden ortaya konulan oyunun sadece figüranları farklı, figürler ise hep aynı; kan ve gözyaşı; ölüm ve korku… Oyun aynı yerden tezgâhlanıyor. Bugün yeniden biçimlendirilme çalışmasına girilen bölge yani dünyanın orta yeri hüzün ve kedere gark oluyor. Basiretsiz yöneticilerin tutarsızlıkları ile yeryüzünün efendisi olmak isteyen sapık ideolojilerin kiralık katilleri ile medeniyetin beşiği hem insani anlamda hem de maddi anlamda en büyük yıkımı yaşıyor. Üç günlük medya çalışması ile herkes sahteyi hakikinin yerine koyuyor. Yaratılan sanal gerçeklik bizi peşinden sürükleyip anlamsızlık çukurunun içine bırakıyor. Günbegün bize sunulan hakiki görünümlü sahte, kılık değiştiriyor. Bugünün madde dünyasına hükmeden bilgi ve teknolojideki hızlı ilerleme insanın manevi yönünü zayıflatarak ahlaken kayıtsız bırakmıştır. Bu durum modern bir intihara sebep olmuştur. Bu dengeyi yeniden sağlamak için en geniş anlamda insan hakları ve özgürlüklerin önünü açıp, ahlaken yüksek bir anlayışı tesis ederek adaleti sağlamak gerekir. Uyanış için hakikate bakabilmek gerekir. Hakikiyi sahteden ayırmak için ise ağzı kalabalık mı değil mi ona bakmak gerekir. Sokrat’ın ifadesi ile “Sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez.” Sorular bizi hakikate götürür. Hoşça bakın zatınıza...

*Sezai Karakoç

Taş Gemi

“Her şey eskir şu dünyada.

Eskimeyen hakikattir.

Dağ, taş, ağaç, yıldız ve gök eskir.

Eskimeyen hakikattir.

Ay, güneş, su, ateş, zaman ve saat eskir.

Eskimeyen hakikattir.

Düşünceler, sistemler, doktrinler eskir.

Eskimeyen hakikattir.

İnsan niçin yaratıldı

Eskimeyen bir hakikat için.

Gün gelir, kıyamet bile eskir.

Eskimeyen hakikattir.

Ölüm ve hayat, tarih ve tabiat eskir.

Eskimeyen hakikattir.

Her şey eskir: Eskimeyen hakikattir.”

(Sezai Karakoç, Eskimeyen)

Bize Kadar

1- Kahrolsun kapitalizm ve bütün uşakları. Bütün göz boyacılar kahrolsun. Bütün işbirlikçiler kahrolsun. Kuklalar kahrolsun, kuklacılarıyla birlikte… Kahrolsun üç kuruşluk menfaate tamah edip hak hukuk gasbedenler.

2- Kahrolsun diyoruz ama sadece içimizi soğutmak için söylemiyoruz. Zihnimizi uyanık, eylemimizi diri tutmak için söylüyoruz.

3- Son ana kadar ümit besleyerek bunu söylüyoruz. Çünkü örneğimiz hep öyle yaptı.

4- Doğru soruları sorarak 5N1K’ya cevap bulabiliriz. Hakikati gizleyerek bulduğumuz her çözüm, her analiz aldatıcıdır.

5- Müslüman yaptığı işin sonunu düşünen kimsedir. Çünkü akıl bunu gerektirir.

Dağarcık

mb’den güzel bir çağrı, destekliyorum. Diyor ki: “Türkiye, köyüne geri dön; Türk köylerine, Kürt köylerine, Çerkez köylerine, Rum köylerine geri dön; misafirperverliğe, diğerkâmlığa, kalenderliğe geri dön.” (mb)

Ve ekliyorum. Pet şişelerden gözelere, beton yığınlarından doğaya, yıldız görmez yerlerden yıldızlara dokunacakmış kadar yakın yerlere, trafik keşmekeşinden ayakların kuvvetine, kuşların melodisine yani kendine ve kalbine dön.