Bundan yaklaşık elli yıl önce bir avuç inanmış ve ant içmiş genç bir yolculuğa çıktı. Çıkarken sadece hakikati hedefledir. Yıllar geçti, on yıllar geçti hakikatten bir an olsun taviz vermediler. Bu gençler yaşlandı, bu gençler kocadı ancak duruşlarından zerre kadar taviz vermediler. Zerre kadar hakikat yolcularına ihanet etmediler. Birçok fırtınaya uğradı kervan, birçok depremler yaşadı otaklarını kurdukları mekânlar ancak bu inanmışlar bir an olsun endişeye ve şüpheye düşmediler. Tek gayeleri vardı o da sadık olarak anılmak. Tek gayeleri vardı o da Allah’a kul gayrından hür olmak. Yolun zahmetli olduğunu bildiler, bazen en yakınlarına yolu anlatamadılar ancak yollarından dönmeyi hiçbir defa ne akıllarına ne de gönüllerine getirdiler. Aralarından kimileri hakka yürüdü. Kimleri sağlıklarından oldu. Kimileri ise dimdik ayakta ve aynı heyecanı yaşıyor genç delikanlılar gibi ve devasa gölgeleri inşa ediyor koca çınar gibi… Her ne olursa olsun gidenler arkalarında bir vefa, bir sadakat destanı bıraktılar. Kalanlar ise feraset ve liyakat destanını devam ettiriyor.
Şimdi bizler yolun kurucularının izinde uzun ve bir o kadar da zahmetli bir yolcuğa çıkmak zorundayız. Bu yolculuğun birçok yönü birçok evresi vardır. Zira yolculuk, yeniden büyük Türkiye’yi ve yeni bir dünyayı kurma hedefine matuftur. Bütün bu yeniden kurulma hamleleri aynı zamanda bir varoluş mücadelesidir. Zira medeniyetin temel dinamiklerini yeniden ihya ve inşa edemez isek er ya da geç medeniyetimiz derin yaralar alacak ve ya yok olacaktır. Bunun içindir ki çıkılacak olan bu yolculuk varlıksal bir öneme haizdir. Ya bütün bileşenlerimizle, bizi biz yapan değerlerimizle var olacağız ya da yok olup emaneti -taşıdığımız değerleri- ehline teslim edeceğiz.
Gelin görün ki bu kadar hayatiyeti olan bir yolculukta hâlâ meselenin farkına varmamış, önemini anlamamış onlarca yolcu, bilge bir lider tarafından adeta sürüklene sürüklene yola ram kılınıyor. Tıpkı Kızıl Deniz’in sahillerinde liderlerine isyan eden kölelikten yeni çıkmış Ben-i İsrail kavmi gibi direnen bu yolcular, hakikati görmemeyi hakikatin yokluğu olarak anlamamak noktasında ısrar ediyor.
Oysa hakikati henüz görememek hakikatin yok olduğu anlamına gelmez. Gözleri ama gönül gözleri kapalı olanlar hakikatten ne bilebilir ki… Feraset ve liyakat kanla geçen bir hususiyet değil ki her hakikati görenin oğlu hakikat sahibi olsun… Hakikati hiçbir vakit tek başına yakınlık doğurmamıştır. Yakınlık önemlidir ancak hakikat idrak ile kavranır hâl ile nakledilir.
Bu yolculuk bir hakikat arayışı yolcuğu değildir. Bu yolculuk var olduğuna inanılan hakikate ulaşma yolculuğudur. Bu yolculukta zan, şüphe ve fitneye kapılanlar suni hakikatler peşinde gittiler. Pişman olanlar geri döndüklerinde ne kervan aynı nokta da idi ne de gelenler giderkenki durumda idi. Hakikate ulaşmanın yegâne yolu hakikati yaşamaktır. Çünkü bilmek bir manada olmak demektir. Hakikati bile bilmek için hakikatli olmak gerekir. Bu yolcuğun kendisi hakikat seferi, yolcusu hakikat sahibi, vuslatı hakikattir. Zira bu yolculuk hakikatten hakikate doğru bir seyir ifade eder.
Maksudu hakikat olanın bahanesi olmaz. Maksudu hakikat olanın ihtirası, makam ve mekân sevgisi olmaz. Erenlerin ifadesi ile “bir gönülde iki sevda olamaz”. Yolcuğa çıkmak önemlidir ve yolculuğa çıkmak zahmet talip olmak demektir. Ancak yolcuk esnasında bilge liderlere ve yüksek istişare makamında çıkan kararlara eyvallah diyebilmek her kişinin harcı değildir. O yüzden yolcuğa çıkmak kadar önemlidir yolcuğunu sağ salim tamamlamak. Tamamlamak yolcuğun nihayete ermesi anlamında değil tamamlamak kişinin yolculuk esnasında ruhunu rahmana vermesidir. Yolda olmak bu yolculuk için değer olarak yeter. Yolcu olmak hakikate sahip olmak anlamınadır. Muhakkak hakikatin derecesi ve farkları vardır. Ancak hakikat her mertebede her makamda hakikattir. Herkes hakikatten kabı kadar nasiplenir. Kabı büyük olmayanın kabından büyük hakikat talep etmesi cehalettir. Cahillik ise farkına varılmadansa af olunur farkına varılmasına rağmen yapılıyor ise cezalandırılır.
Yolcu olmak yeter bir sebep olsa da yolcular yorgun zira uzun yıllar yol yürüdüler, yolcular yorgun zira yol yürürken defalarca ihanete uğradılar. Yolcular yorgun zira onlarca kez kervanları yağmalandı ve onlarca kez yönlerini kaybeden arkadaşları oldu. Ancak bütün bu yorgunluklara rağmen bir grup gönül ehli, yolda olmanın kendisini hakikat bilmiş ve bıkmadan yürümeye devam etmeye ant içmiş. Her zaman bu ant içenler yolun en tehlikeli en sarp noktalarında inisiyatif almış ve kervanı onlarca kez talandan kurtarmıştır. Kimileri yoldaki dağların eteklerinde bulunan güzel çiçek bahçelerine aldanıp oyalasan da dağın ardını görenler her zaman en önde, en ileride ve en tehlikeli noktalarda varlıklarını göstermiştir.
Evet, bilgelerin liderliğinde bir yolculuğa çıkmak zorundayız. Bilgelik olmaksızın yol yürümek karanlıkta yön bulmaya benzer. Karanlık basireti de basarı da kapatır. Basireti kapananlarla yol yürünür ancak yolculukta kaptanlık ancak bilge kişilerin yapabileceği iştir. Yolda olmak yeter bize yolun sonu yok zira yol sonsuz olana doğru. Yolda olmak yeter bize başka derdimiz yok zira yolun kendi dert kendi derman…